İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermeni meselesi

Hüseyin Gülerce

Avrupa Birliği’ne üyelik sürecindeki Türkiye aleyhinde, Batı’nın karşımıza bir Ermeni meselesi çıkarmasını nasıl izah etmeliyiz? Batı’nın diyoruz; çünkü Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Avrupa’da (özellikle Fransa’da) yaşayan Ermeniler, yani Ermeni diasporası sadece perdenin önünde yer alıyor. ABD ve AB onların iddialarını sahiplenmese, konu gündemden bugün düşer.

Halbuki konu ABD Kongresi’ne yıllardan beri getiriliyor ve Ermeni diasporası ve Ermenistan, Avrupa Parlamentosu’ndan ve birçok Avrupa ülkesi parlamentolarından “soykırım”ı tanıyan kararlar çıkartıyorlar.

Yabancı ülkelerde yaşayan Ermenilerin, Ermeni kimliğini ayakta tutmak için 1915 yılında Anadolu’da soykırıma uğradıklarını iddia etmeleri anlaşılır bir şeydir. İttihat ve Terakki hükümeti tarafından işlendiği iddia edilen “soykırım”ı Cumhuriyet hükümetine kabul ettirmeye çalışmanın ise pratikte onlara hiçbir faydası olamaz. Eski Dışişleri Bakanı Sayın İlter Türkmen’in de hatırlattığı gibi, 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi geriye dönük değil. Soykırım ve tehcir gibi insanlığa karşı işlenmiş suçlar konusunda bugün yetkili olan Uluslararası Ceza Mahkemesi de, statüsünün yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylarda yetki sahibidir. Bu sebeple, Türkiye’ye kolektif veya bireysel sorumluluk isnat edilemeyeceği gibi, Türkiye’den toprak veya tazminat talebinde de bulunulamaz. O halde ısıtılıp ısıtılıp önümüze getirilen ve Halil Berktay gibi tarihçilerin, Orhan Pamuk gibi romancıların arkaladığı iddiaların amacı nedir?

Avrupa 19. yüzyıldan beri bizi azınlıklar üzerinden sıkıştırıyor. 20. yüzyılda da bu bayrağı ABD ile birlikte taşıdılar, taşıyorlar. Hem AB, hem de ABD bu konuda samimi değiller. Bizimle ilgili emelleri ne zaman depreşmişse veya Türkiye’nin dış politikası ne zaman zaafa düşmüşse Batı, Ermeni dosyasını raftan çıkarıyor ve önümüze koyuyor. Bunu yaparken de iyi polis rolünü oynayan kesimler de bizim yanımızda görünmeyi ihmal etmiyorlar.

Üstelik bugün Türkiye’de yaşayan 60 bin Ermeni’yle kimsenin bir sorunu yok. Tarihe bakıldığında, Avrupa’nın kışkırtmalarıyla Bulgarları örnek alarak Ermenilerin kendi devletlerini kurmak için isyan ettikleri ve bazılarının işgalci Rus ordularıyla işbirliği yaptığı tarihe kadar Türklerle Ermeniler arasında yine bir sorun yok. Biz Anadolu’ya 1071’de geldik. Dokuz asır bir arada insan gibi yaşadık da sonra millet olarak cinnet mi geçirdik?

Kaldı ki Türkiye’nin demokratikleşmesi, tarihte yaşanan olayların daha sağlıklı, doğru ve objektif ele alınması için gerekli zemini de teşkil edecektir. Vicdanı olan kimse tarihiyle hesaplaşmaktan, ya da yüzleşmekten çekinmez. Ne olmuşsa, nasıl olmuşsa ortaya çıkmalıdır. İçeride ve Avrupa’da, Türkiye’nin AB üyeliğini istemeyen odaklar bu Ermeni meselesini karşılıklı kaşıyorlar. Maksat üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir.

Önümüzdeki 24 Nisan, “soykırım” iddialarının 90. yıldönümü. Artık tarihçi Prof. Dr. Kemal Karpat’ın da, geçtiğimiz pazartesi günü gazetemizde ifade ettiği gibi üçüncü bir yol aramak zamanı gelmiştir.

Bu yol da toplumlararası diyalogdan geçmektedir. Derin millet, bu diyaloğu zaten bulmuştur. İftar sofralarımızda Türkiye’deki Ermeni patriği, Ermeni cemaatinin temsilcileri kaç Ramazan’dır yer almaktadır. Kavga isteyenleri, tarihin sayfalarını karıştırarak yeni huzursuzluklar tezgahlayanları, ancak aklıselim, basiret ve mantık çaresiz bırakabilir.

Birilerinin boynumuza taktığı davula tokmak sallamak zorunda mıyız?

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: