İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Soykırımın soytarıları ve soytarılıkları

Bülent Akarcalı

Ancak objektif doğrular ölçüsünde haklı olduğumuz bu ve benzeri konularda haklılığımızı dış dünyaya neden anlatamadığımızı ise bir türlü tartışmayız. Rumlar fotoğraflarla belgelenmiş katliamlara giriştiler; çoluk çocuk, genç yaşlı demeden öldürdüler. Faşist, otoriter bir rejim kurmak için darbe yaptılar. Dünya kamuoyu önünde suç üstü yakalandılar. Buna rağmen 30 yıl sonra AB’ye tam üye oldular.

Bizlerse hâlâ sorunların peşinde koşmaya devam ediyoruz. Uzun yıllardır bu politikaları geliştirme ve uygulama merkezleri olan MGK ve Dışişleri Bakanlığı’nda bu başarısızlıklarımızın nedenleri üzerine ciddi hiçbir araştırma yapılmadı. Yapmaya kalkanlar da hamasi edebiyatla susturuldu.

Bunun en somut örneğini KKTC’de görmekteyiz. Yıllarca Ankara tarafından boykot edilen; satılmış, hain sıfatlara layık görülen Talat Bey bugün Başbakan ve belki de yarın Devlet Başkanı olacak. Ama KKTC’de gerçek 2003’ten önce görülebilseydi, AB’ye üye olmak için bugün Ankara’ya yalvaracak olan Papadopoulos olacaktı. Etkin ve dünyada kabul görecek politikaları kendimiz üretip uygulamak için çabalamadıkça; sorunlarımızı kendi hedef ve doğrultularımız çerçevesinde çözmek için çalışmadıkça, önümüze konan formülleri kabul ederek yaşamaktan kurtulamayız.

Ermeni diyasporasının tarihi belgelerle kanıtlanamayan soykırımı, uluslararası alanda nasıl bir siyasi gerçek haline getirdiğini hâlâ görmemeyi ısrarlı bir inatla sürdürüyoruz. Geçmişten ders almamışçasına, çalışmalarımızı yalnız ve yalnız soykırım iddialarının siyaseten kabul edildiği ülkelere yöneltmemiz gerekirken para ve emeğimizi yine kendi kamuoyumuza yönelik çalışmalara harcamaktayız.

1915 ve öncesi dönemin araştırmacısı ABD’li profesör Justin McCarty, CHP’nin davetlisi olarak ülkemize geliyormuş. Bir hafta boyunca Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde toplantıya katılıp, TBMM’de, Bilkent ve Marmara Üniversitelerinde konferanslar verecekmiş. Değerli okurlanm; Türk kamuoyuna yönelik bu çalışmaların ne yaran olabilir. Partilerimizde, milletvekilleri arasında, üniversitelerde soykırım iddialarını kabullenenler mi var ki onlara “bakın ABD’li profesörler bile soykırımın yapılmadığını belirtiyorlar” demeye getiriyoruz. Bu çalışmaların Amerika’da, Fransa’da, İngiltere’de yapılması gerekmez mi?

Yasak savıyoruz…

Benim bildiğim, McCarty en az on kez Türkiyeye geldi. On birincisinden ne fayda umabiliriz? Asıl gereken, örneğin ingiltere’de bir hafta süreyle konferanslar vermesi değil mi?

Benzer bir hata daha: Yurt içinden ve dışından otuza yakın bilim adamı, diplomat, akademisyen yüz bin dolarlık harcamayla İstanbul’da soykırım iddialarını tartışmak için bir araya gelecek. Aynı parayla iki Türk, bir yabancı konuşmacı için Avrupa’da on konferans düzenlenebilir.

Türkiye’deki her türlü konferans ve benzeri toplantıyı bir yasak savma olarak görüyorum.

Bakın dışarısı nasıl çalışıyor: Fransız Le Monde Gazetesi’nin Le Monde Diplomatique adlı haftalık bir dergisi vardır. Son sayısında Ermeni asıllı bir Fransız yazar “Sıladaki Ermeniler” başlıklı yazısında, Mustafa Kemal’i Hitler ile eş tutup, konudan habersiz okurlara, olmayan soykırıma 1915’te Mustafa Kemal de karışmışmış havasını kattığı bilgiler veriyor, “barbar Osmanlılar Hıristiyanlardan nefret ederlerdi” saçmalıklarını yazıyor.

Birbirine üç yüz kilometre uzaklıktaki Paris ve Brüksel’de toplam ALTI BÜYÜKELÇİLİĞİMİZ vardır (Fransa, OECD, UNESCO, Belçika, AB ve NATO nezdinde). Buralarda her biri en az bir yabancı dili çok iyi bilen, sivil ve asker yüzlerce insanımız çalışır ayrıca bu ülkelerde vergilerimizle maaş alıp çalışan yüzlerce öğretmen, din görevlimiz vardır. Böylesine bir kadroyla rağmen böylesine hareketsiz kalınmasına tahammül etmek çok zor.

Yirmi yıldır söylediklerimi bir kez daha tekrarlamak istiyorum; Sayın Cumhurbaşkanım, Meclis Başkanım, Başbakanım, Genelkurmay Başkanım; ilgili bakanlıklar, MGK Genel Sekreteri, TTK Başkanı; rektörler, oda başkanları; resmi ve özel sektör yetkilileri; soykırım konferanslarının konu mankeni haline gelmiş sayın emekli büyükelçiler-akademisyenler; ne olur, soykırım iddialarını çürüteceğiz, gerçekleri dünya kamuoyunun gözleri önüne sereceğiz diyerek veya dedirterek artık Türkiye sınırları içinde hiçbir konferansa, seminere, sempozyuma, toplantıya izin vermeyin. Para hiç vermeyin, yapanlara aferin demeyin.

Kim ne yapacaksa gitsin ABD’de, Fransa’da, İngiltere’de, Almanya’da yapsın. Kim ne yazacaksa; dil bilen, yabancı gazete ve dergilere, parlamenterlere; bilmeyen, ülkelerin Türkiye’deki elçilik ve konsolosluklarına Türkçe yazsın. Başkalarına kızarak başarı sağlayamayız. Ancak daha çok ve daha akıllıca çalışmak bizi sonuca götürebilir.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: