İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kürt tilkisiyle Ermeni kuzusu

O Latince adlar karşısında milli gururu rencide olan, ülkesinin birlik ve bütünlüğü konusunda endişeye kapılan BİLİM ve FİKİR adamlarının, hayata dünyaya saygısı olanların kendilerine yönelteceği kimi sorulara verecek cevabı olamaz

YILDIRIM TÜRKER

Daha birkaç gün önce ‘Radikal’de “Bermuda kuş üçgeni” başlıklı bir haberden öğrendik. Bilim dünyasının ‘prestijli’ yayınlarından biri olan Avrupa’nın Kuşları Raporu 2004’te Türkiye’nin son 10 yıllık kuş verileri de yer almış. Doğadaki değişimleri kuşlar aracılığıyla anlatan yayında yabani kuş türlerinin korunma durumlarıyla ilgili ayrıntılı bilgi ve değerlendirmeler yer alıyormuş. Rapora göre AB ülkeleri arasında en çok kuş türüne sahip ülke Türkiye. Bunun yanı sıra kuşların sayısındaki azalma oranında da birincilik Türkiye’nin. Avrupa’daki 556 kuş türünden 226’sının tehlike altında olduğu, bunların 148’inin de Türkiye’de olduğu saptanmış. Türkiye’deki kuş türlerinin yüzde 53.6’sı geçen on yıl içinde ciddi oranda azalmış. Kuşlarını en iyi koruyan ülke ise Britanya’ymış.

Doğadaki bütün değişimleri kuşlara bakarak anlatmak mümkün elbet. İnsanlara, bitkilere bakarak da.

Kuş türlerinin neden tükendiği üstüne bir araştırma yapıldığında çeşitli sonuçlar çıkacaktır. Ama kanımca asal neden, yine geçtiğimiz hafta milli bir gururla kendini açık eden zihniyettir. Kızıl tilki başta olmak üzere kimi hayvan ve bitkilerin Latince adlarında bölücülük niyeti sezerek harekete geçen adamlarınkinden söz ediyorum. Olayın eğlenceli ayrıntılarını Edib Polat’ın yazısında okuyacaksınız. Bu hikayeden kasık çatlatan bir mizah denemesi yazmaya halim yok. Hem sizin de gülmeye mecaliniz kaldığını hiç sanmıyorum. Çünkü benzeri girişimler ve ataklarla örülü bir tarihimiz var ve gülecek yerlerimiz son kuşların kanadına takılıp gitti.

En yakın zamanda adlandırılanı yüzyıl önce kayda düşmüş olan Ermeni kuzusu, Kürt tilkisi de bu durum karşısında sessiz kalacaktır. Ama işte bu canlı türlerinin Latince adlarını değiştirmeye yeminli BİLİM adamları, onları kışkırtan YAZARlar ve anlı şanlı Türk cengaverleri sözünü ettiğim raporda tükendiği belirtilen kuşların müsebbibidir.

Maalesef sayıları ve hacimleri hiç da azımsanası değildir. Onlar, savaşırken düşman bellediğinin saklanamaması için, ama öncelikle onun yaşam alanı olduğunu bildiği için ormanları yakan zihniyetin mümessilleridir. Vatan toprağını korumaktan anladıkları budur. Aynı zihniyet, üç kuruşluk rant adına toprağı havayı zehirlemekten çekinmediği gibi karşı çıkanları da gerektiğinde provokatör diye adlandırıp menzile yerleştirir. Bu memleketin güneydoğusunda, yani yüzlerce yıl önce Latince adlarla murdar edilmiş koyun kuzunun otladığı, tilkilerin cirit attığı o topraklarda şu son 15-20 yıldır kaç dönüm orman arazisinin devlet eliyle yakıldığını biliyor musunuz? Daha geçen yıl, 1994’de doruğa ulaşmış olan devlet eliyle orman kundakçılığının yeniden hortlamış olduğunu, Dersim bölgesinde ormanların askeri operasyonlarda cayır cayır yakılıp, uzun süre müdahale edilmeden seyrine bakıldığını unuttunuz mu? O bölgenin toprakları çoraklaştırıldıkça, vahşi bir umursamazlığın talanıyla kabak edildikçe orada yaşayan vahşi hayvan türleri nerelere yuvalanacaktı? Onlar da gelip büyük şehirlerimizin çöplük yakınlarında, dere yataklarında barınıp varoş sakini mi olacaktı?

Büyük Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) yaratabileceği çevre sorunları üstüne TBMM tarafından hazırlanıp 1991’de açıklanan raporun devlet tarafından yayınlanması uygun bulunmayan bölümlerinde erozyondan, su ve toprak kirliliğine, hayvan ve bitki türlerinde ekolojik değişikliklerden otlakların ve orman alanların azalmasının yaratacağı sonuçlara kadar insanın ruhunu karartacak bir yığın tehlike belirtiliyordu. Siz, bu memleketin insanları olarak, bu konularda yeterli önlemin alınmış olduğuna inanıyor musunuz? Kendi raporunu milletinden gizleyen bir devlet anlayışı tarafından.

GAP’ın yaratacağı kalkınma ve zenginleşme yanında sözü mü olur suyun zehirlenmesinin, kuşların küsmesinin, toprağın soluksuz kalmasının? PKK’nın kökünü kazımanın yanında sözü mü olur ormanların yok edilmesinin, toprağın mayınlarla bezenmesinin, hayvanların telef olmasının?

O Latince adlar karşısında milli gururu rencide olan, ülkesinin birlik ve bütünlüğü konusunda endişeye kapılan BİLİM adamları ve FİKİR adamlarının, hayata dünyaya saygısı olanların kendilerine yönelteceği kimi sorulara verecek cevabı olamaz. Onlara kalırsa, insanmış, hayvanmış, çiçekmiş fark etmez. İsterlerse ölsünler. Yeter ki Kürt, Ermeni olmasın adları. Onlara Anadolu Türkü diyelim, dağ Türkü diyelim. Bir zamanlar Kürdistan milletvekilinin Atatürk’ün meclisinde halkını temsil ettiği bu canım Kemalist-laik memlekette artık bölücülüğün hiçbir türü ve rengine yer vermeyelim. Kuyruğu kırmızı-sarı-yeşil olan kuşları, birer birer yolalım. Bizde başka kuşlardan nasılsa çok var.

Biz de, onların açtığı yolda tökezleyerek çırpınalım. Vulpes vulpes kurdistanicus, vulpes vulpes olsun mu olmasın mı?

O tilki hâlâ yaşıyor mu bakalım? Yaşıyorsa ne alemde?

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: