İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Azınlık büyüteci

Sizin koruyamadığınız azınlığın haklarının korunmasını eller üstlenir!

BANU ALTAY

Azınlık eşittir bir toplulukta herhangi bir nitelik bakımından ayrı ve ötekilerden sayıca az olanlar, ekalliyet…Bu azınlık nedir sorusunun TDK (Türk Dil Kurumu) sözlüğündeki karşılığı. Ama sokaktaki Hasan Bey Amca için mahalledeki Ermeni ve Yahudi komşular, mahalledeki Ermeni ve Yahudi komşular için karşı dairedeki transseksüel Melek Hanım, karşı dairedeki transseksüel Melek Hanım için onu tek anlayan olduğunu düşündüğü Legato (Lezbiyen Gey Topluluğu) üyeleri, Legato üyeleri için özgür düşünce ve insan hakları savunucusu birkaç yazar, birkaç yazar için ülkenin doğu bağrından kopup gelmiş okuyucuları şeklinde ekledikçe uzayan, uzadıkça bir ucu Ankara’ya, diğer ucu Kopenhag’a kadar ulaşmış, zile basmış kapıda beklerken ayağımıza dolanan bir zincir haline gelmiş bulunuyor.

Benim özgür düşünceme göre ise azınlık; bir bütünün parçası olarak doğmuş, hayatı boyunca da “farklı parçası” olarak aidiyet huzuru içinde yaşamak istemiş, ama TDK sözlüğündeki bir satıra takılıp “nitelik bakımından” aykırılığı yüzünden yalnızlığa ve benzerlerinin yanına çokça ve kuvvetlice itilerek hüküm giymiş herkestir.

AB, 22 Haziran 1993’de istikrarlı ve kurumsallaşmış bir demokrasinin var olması, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı ve azınlıkların korunması adı altında dört tane olmaz ise olmaz Avrupa mutfağından seçme yemeği AB menüsüne koyduğu zaman, sütten ağızları yanmış, yoğurdu üfleyerek yemeye karar vermişlerdi. Biz de sanıyorduk ki bu kurallar sadece bizim için kondu! Polonya’da hiç Yahudi ya da Müslüman, Çekoslavakya’da tek bir eşcinsel yok! Azınlık her yerde azınlıktır. Önemli olan, o topluma ait olabilmek için mal varlığını “Asadur oğlu Kapriyel” adına kaydetmek zorunda kalmasın. İş başvurusunda bakılan yer eğitimi ve iş deneyimi olsun, cinsel tercihi değil. Bu hayattaki asli görevi, kendi gibi düşünenlerin yetkili kılmasıyla ulusun bir parçasının sesi olabilsin, çocuk bakmak, bulaşık yıkamak ve itaat etmek değil.

Menüden çıkan

70 milyon parçalı bir yap-bozun tek bir parçasını elinize aldığınızda, size bütün hakkında ne kadar fikir verebilir? Ya da tek başına ne kadar etkilidir? Ateş olsa düştüğü yeri yakar! Ama kendini bir yere ait hissedemeyen parçalar, yanyana gelip, içiçe geçmeye başladıkça, büyüyen resim içinde bir hareket yaratır: Sivil toplum hareketi. Hareketi başlatan ise istenen, layık olunan, şu dünyadan göç etmeden huzur içinde kendisi olarak ve isteklerine kavuşarak geçirebileceği üç-beş günün hayalidir. Hayaller korkutucudur çünkü, bir sınırı yoktur. O yüzden de azınlık hareketleri de ürkütücüdür. Ya amip gibi bölünüp, çoğalırlarsa? Ya misyonerleri aracılığı ile “Tanrının ve tek oğlunun” kurtarıcı sesi ile bizi hipnotize edip, inançlarımızdan geri çevirirlerse? Ya bir gün bizler bir azınlık haline dönüşüp, başka bir azınlık topluluğu tarafınca bir batı ilimizin körfezinden denize dökülmek zorunda kalırsak?..

Kendinizi komplo teorilerine adamış yaşarken, birgün bir telefon gelir, Kopenhag’a karar yemeğine çağrılırsınız. Senelerce özenerek hazırladığınız o “Dört AB menüsü yemek tabaklarından” bir de bakarsınız ki “coplanan kadınlar, gösterisi engellenip işten atılan eşcinseller, mal varlıkları vakıflara geçen Rum ve Ermeniler” çıkar. Birden bu çok önemli iş yemeğiniz kabusa dönüşür. Tam da karşı taraf anlaşmaya imza atacakken, yardımcısını çağırıp yemekten çıkanları daha iyi görmek için bir büyüteç ister. O kadar emek ile hazırladığınız özel yemeğiniz, azınlık engeline takılmıştır. Çünkü çıplak gözle baktığınızda size “az olan azdır, çoğunlukla alakası yoktur” gibi gelen şey, AB büyüteci altında birden yemeğe düşen sinek olmuştur. Sinek de küçüktür ama mide bulandırır. Bu durumda ne olur? Sizin koruyamadığınız azınlığın haklarının korunmasını eller üstlenir! Hem de üstlerine vazife olmadan! Bir de yol, yordam, demokrasi ve özgürlük öğretmek zorunda kalırlar size, bu kadar işleri arasında. AB dili ile anlaşma yolunu bulamazlarsa, kırık dökük öğrendikleri memleketim dili ile size “Ya bu deveyi güdersin ya da bu diyardan gidersin” deyiverirler. Gitmek için masadan kalktığınızda, yemeğin hesabını o pek bir “azınlık” değil, 70 milyon öder, Bonus karta 10 yıl taksit olarak!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: