İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Parmak kanayınca

Erdal Şafak

İktidar çevrelerinde tedirginlik belirtileri görülmeye başlandı. Her şeyin iyi gittiğine inandıkları bir dönemde, karamsar bir havanın yayılmasından şaşkınlar.

SABAH yazarlarıyla dün iki saate yakın görüşen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün de bu havadan etkilendiğini gözlemledik. Zaten gizlemedi de: “Psikolojik bir şeyler oluyor, her şey yanlış gidiyor havası yayılıyor. Hiç sebepsiz kara bulutlar toplanıyor.” Konu anlaşılan AK Parti yönetiminde de ele alındı. Koydukları teşhis: “Ortada elle tutulur neden olmamasına rağmen karamsarlığın giderek daha çok kesimi etkilemesinde bizim de hatamız var. Diyalogu ihmal ettik.”

Ve bu açığı hızla kapatmak için seferberlik kararı alındı. SABAH yazarlarıyla randevu, işte bu karşı atağın ilk halkası.

Gül, Kıbrıs’tan AB’ye, IMF’den Erkan Mumcu olayına kadar gündemdeki her konuya değindi. Ancak bizce önemli mesajları, ABD ile ilişkiler ve bu yıl zirve yapacağı anlaşılan Ermeni soykırımı iddialarına karşı izlenecek politikalarda verdi.

Ermenistan hamlesi

“Sözde soykırım”dan başlayalım. Gül’ün ifadesiyle, bu konuda da, Kıbrıs’ta olduğu gibi “Aktif diplomasi” ye geçilecek ve bir dizi adım atılacak. Örneğin Milli Güvenlik Akademisi’yle ortaklaşa, “Birikimli kişiler” den oluşan bir komisyon kurulacak.

Araya girip sorduk: “Peki bu komisyona Prof. Halil Berktay ile Prof. Taner Akçam gibi soykırımın tanınması yanlısı akademisyenleri de davet etmeyi düşünüyor musunuz?” Yanıtı: “Hayır.” Devam edelim. En köklü adım, Ermeni diasporası ile Ermenistan’a farklı yaklaşım sergilenmesi olacak . Anlamı: Ermenistan’a bazı jestler yapılacak. Öncelikle ilişkiler Azerbaycan ipoteğinden çıkarılacak. Gül bu yeni açılımı, “Elbette Karabağ sorununa adil çözüm için çaba harcamaya devam edeceğiz ama Azerbaycan’ın da elimizi bağlamasına izin vermeyeceğiz” diye anlattı.

Karabağ ipoteğinin kalkması, Ermenistan sınırının açılması anlamına mı gelecek? Gül ipucu vermekten kaçındı ama ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’e bakarsanız, “Bu yıl da Kongre’ye gelecek soykırım tezlerine karşı Bush yönetiminin elini güçlendirmek için Türkiye’nin böyle bir adım atması gerekiyor.”

İki yıllık düello

ABD ile ilişkilere gelince, durumu Gül’ün bir başka konuda verdiği “Parmak ısırma” oyunu örneğiyle anlatalım. İki kişi iddialaşır, işaret parmaklarını ağızlarına sokup ısırmaya başlarlar, kim acıya dayanamayıp parmağını çekerse kaybeder.

Ankara-Washington ilişkileri de bu oyun gibi. 1 Mart 2003 tezkeresinden bu yana iki taraf parmaklarını ısırıp duruyor ve karşısındakinin pes etmesini bekliyor.

Ancak ABD’nin medya aracılığıyla son hamlesi ölümcül etki yaptı. Wall Street Journal’da Robert Pollock’un analiziyle başlayan bu hamle, Neo-Con’ların etkili düşünce kuruluşu American Enterprise Institute (AEI) uzmanlarından Michael Rubin’in ortaya attığı “AK Parti’yi yeşil sermaye finanse ediyor” iddiasına kadar dayanınca, hükümet parmağını çekip iki yıldır süren oyunu bıraktı. Şimdi önümüzdeki hafta Washington’da, üstelik AEI’de, “Türkiye-ABD ilişkileri kurtarılabilir mi” konulu sempozyumla onarım süreci başlatılacak.

Tam zamanında. Çünkü Hırvatistan’da dolaşan bir “Komplo teorisi” hayli düşündürücü.

Diyorlar ki, “AB’nin üyelik müzakerelerini erteleme kararının arkasında ABD var. İngiltere’yi kullanıp, Irak savaşında onlara destek vermememizin intikamını aldılar.”

Yok canım; ABD hiç böyle bir şey yapar mı?

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: