İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Erivan´a çok özel…

Güneri Cıvaoğlu

Yıl 1998. Ermenistan’ın başkenti Erivan’a, kadim dost Başkurt Okaygün’den Milliyet’in kiraladığı özel uçakla gittik.

İki ülke arasında resmi ilişki kesik. Sınır kapıları kapalı. Hava koridoru ve trafiği de yok.

Erivan’ın bomboş alanına indik.

Dışarı çıktık. Ne gelen var ne giden… Sonra… Bir konvoy görüldü.

Beni, foto muhabiri ve kameraman arkadaşlarımızı aldılar. VIP salonuna geçtik.

Çay… Konyak… Mesafesi ölçülü bir ağırlama… Ne sıcak ne soğuk.

Otomobillerle Erivan’daki başkanlık sarayına götürüldük.

Yeni başkan Koçaryan, Taşnak kökenli. Türklere karşı “katı” olarak tanınıyor.

PKK’yi dışlamak

Başkanlık Sarayı’na girerken, demir parmaklıklar dibinde bir kadın ve beyaz, tertemiz küçük yatak içindeki bebeği dikkatimi çekti. Elinde bir pankart: “İşsizlik nedeniyle açlık grevi yapıyoruz.”

Günlerdir oradaymış.

Korumaların hışmına uğramıyor.

Yeni Cumhurbaşkanı Koçaryan’ın, ülkesini demokrasiye taşımak iradesinin simgesi gibiydi bu görüntü.

Caddeler geniş, temiz fakat boştu. Tek tek geçen otomobiller ve otobüsler de çok eski modeldi ancak, pırıl pırıl boyalı ve tertemizdi. Dükkânlar Sovyet döneminin tekdüze ve hüzünlü görüntüsündeydi.

İnsanlar, eski moda ama temiz ve ütülü giysiler içindeydi.

Bu ülkede zaman -sanki- 50 yıl öncesinde durmuştu/donmuştu.

Koçaryan da bizi, ölçülü mesafe koyarak ama mesafenin kısalacağı izlenimi de veren beden diliyle karşıladı.

Türkiye için duyarlı alanlarda iki mesajı oldu:

“- PKK, Ermenistan’da üslenemez. Ermenistan’dan destek alamaz.

Bunun sözünü veriyorum.

– Osmanlı’daki Ermeniler için nelerin olduğu konusunu unutmamız ve tarihi gerçekleri bulmaktan vazgeçmek olmaz. Ama tarihin gerçekleri başka, bunu Cumhuriyet Türkiye’si ile aramıza sürekli sorun yapmak başka. Bu ikincisini de yapmayız.”

Kelimeler farklı olabilir ama mesaj buydu.

Koçaryan’ın 11 Haziran 1998’de Milliyet manşetinde yayımlanan sözleri şöyleydi: “Aramızda en büyük sorun diyalog olmayışı. Bir masaya otursak… Müttefik bile olabiliriz.” Böyle bir yaklaşımdan sonra Türkiye’den de adım bekleniyordu.

Atılmadı.

Neden?

“Masaya oturmalıyız. Müttefik bile olabiliriz” söylemi az şey mi?

O zaman bu şans ıskalanmasaydı. Bugün karşımıza “görünmez mürekkeple” yazılmış bir AB koşulu olarak çıkabilir miydi?

Darbe girişimi

Bu sorunun cevabını almak için birkaç yıl sonra bazı “derin gerçekler” dinlemem gerekliymiş…

O sıralarda, “çok gizli” olarak -Türkiye’nin de bilgisiyle- Azerbaycan ve Ermenistan arasında diyalog sürüyormuş.

Bu diyalog olumlu gelişirse, Türkiye de, Azerbaycan ipoteğini çözmüş olarak Ermenistan’la sınır kapısını açacakmış. “İlişkilerin ısınması” planları varmış.

Ve…

O sıralarda bir büyük talihsizlik yaşanmış.

“Ermenistan ve Azerbaycan arasında gizli görüşmeler, bunun Türkiye ile getireceği yaklaşım planı” Fransa ve ABD Ermeni diasporasına sızmış.

Bu sürecin bozulmasına karar verilmiş.

Büyük mali olanaklar devreye sokulmuş.

Taşnak radikalleri, Ermenistan Meclisi’ni basarak bir darbe girişiminde bulunmuşlar.

O darbe medyaya çok yüzeysel yansımıştı. Fazla da ilgimizi çekmemişti.

Bildiğimiz şey… “Yeni Cumhurbaşkanı Koçaryan’ın meclise gittiği, kapalı kapılar arkasında darbecilerle anlaştığıydı.”

Ne üzerinde anlaşıldığı hiç açıklanmadı.

Fakat…

Ermenistan ile Azerbaycan “gizli görüşmeleri” bu darbe girişimi ve Koçaryan’la anlaşma sonrası dondurulmuş.

Türkiye de o nedenle beklenen adımı atmamış.

……….

Şimdi… Dışişleri Bakanı Gül, “Azerbaycan ipoteği altında olmayan yeni bir Ermenistan politikasından” söz ediyor.

Acaba nasıl?

Bir yanda anahtarı Azerbaycan’da olan Bakû/Tiflis/Ceyhan boru hattı… Öte yanda görünmez mürekkeple yazılmış Ermeni koşulu…

Bunların ikisi arasında sıkışmış olmaktan çıkış formülü ne?

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: