İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Prof. Agop Kotoğyan’dan Prof. Halil Berktay’a..

Uluç Gürkan

Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Halil Berktay, ‘Türkiye kendi tarihiyle hesaplaşma basiretini göstersin’ buyuruyor ve ekliyor: ‘Adına ‘soykırım’ demese de 1915’de Ermenilerin toplu olarak katledildiğini kabul etsin. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti olarak sorumluluğu üstlenmesin. İttihat Terakki’nin üç lideri, Talat, Enver ve Cemal paşalara, yetmezse Osmanlı’ya yıksın. O zaman Ermeni sorunu kapanır.’

Hiç olacak iş mi? Bu, Türkiye tarihinin yalanlarla çarpıtılarak yeniden yazılması anlamına gelir.

Prof. Berktay tarihi açıkça çarpıtıyor. ‘Tehcir emri bütün Ermeni tebaasını hedef alıyordu.. (Bu nedenle) Tehcir Kanunu başlı başına bir etnik temizliktir’ diyor.

Bu doğru değil. Ben ortaokulu Talas’ta (Kayseri) okudum. Ülkenin dört bir yanından gelmiş 30 sınıf arkadaşımın beşi Ermeni kökenliydi. Beşiktaş Yıldız’da da birlikte top peşinde koştuğum üç, bilemediniz dört arkadaşımdan biri de Ermeniydi. 1950’li yıllarda birlikte okuduğum, oyun oynadığım bu Ermeni arkadaşlarım, tehcir olayının bütün Ermenileri değil, yurt topraklarını işgal eden düşmanlarla işbirliği yapılan bölgelerde yaşayanları kapsadığının canlı kanıtlarıdır.

Prof. Berktay, savaş koşullarında karşılıklı bir trajediye dönüşen bu olayın ‘öldürme amaçlı’ olmadığını, belki de istemeyerek ağzından da kaçırıyor. Buna rağmen olayı, ‘günümüzde ‘öldürme’ unsuru hariç, bir etnik grubu topluca yok etme, sürüp atma kategorisinde ‘jenosit’ tanımına giriyor’ diye saptırmaktan kaçınmıyor.

‘Jenosit’ uluslararası hukukta tanımlanmış bir sözcüktür. En son, Birleşmiş Milletler’in 25 Ocak 2005 tarihli ‘Darfur Raporu’nda yer almıştır. Bu tanımı kimse keyfince eğip büküp 1915 Ermeni olaylarına uyduramaz.

Prof Berktay, Talat Paşa’nın Diyarbakır Valisi’ne çektiğini söylediği bir telgrafı da, sözde ‘soykırımı’ kanıtlayan ‘gizli bir emir’ olarak pazarlamaya çalışıyor.. Bu iddia, Aram Andonyan’ın Paris’te yayınladığı bir kitapta yer almıştı. Sahte olduğu kanıtlandı. Ermeniler dahi uzun süredir bu telgrafa atıf yapmıyorlar. Ancak Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Berktay, Türkiye’nin çok satan etkin bir gazetesinde bu sahte telgrafla tarihi saptırmayı deneyebiliyor.

Prof. Berktay ve bir avuç gürültücü yandaşının en azılı Ermeni militanından daha ateşli olabilmeleri gerçekten ilginç bir olay. Aralarında, Ermeni olayının da ötesinde, Kıbrıs’ı tartışırken en fanatik Rum’dan daha keskin, terörü tartışırken de en ırkçı Kürt’ten daha sert olabiliyorlar.

***

Bilemiyorum, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden Kasım 2004’de emekli olan Prof. Dr. Agop Kotoğyan’ın yaşam öyküsü tarihi çarpıtarak bir güncel politika silahı olarak kullanmak isteyenlere ders olur mu?

Prof. Kotoğyan, hastalarının tanıdığı adıyla ‘Cildiyeci Kolsuz Agop’, 1915 trajedisinin mağdurlarından. Atalarının yaşadığı Yozgat’taki köyü basan çeteler bütün erkekleri öldürmüşler. Agop Kotoğyan’ın o tarihte dört yaşında olan dedesi Kirkor, annesi tarafından köyün yakınındaki madendeki mağaralarda saklanarak kurtarılmış.

İşte o Kirkor’un torunu olan Agop, ünü yurt dışına da yayılan bir tıp adamı olunca, Almanya, Fransa, Kanada ve Amerika’dan cazip teklifler almış, ancak hepsini elinin tersiyle geri çevirmiş. Kendisini tahrik etmeye çalışmışlar, ‘Ermeni olduğun için dedeni, fukara olduğun için kolunu kaybettiğin o ülkede ne işin var’ demişler. ‘Evet doğrudur: Ülkemde çok acı çektim. Sefaletin dibinde yaşadım. Dedemi, çocukluğumu, kolumu kaybettim. Ama yolumu kaybetmedim. Bu ülkede yaşayan milyonlarca insandan hiçbir zaman farklı olmadığımı düşündüm. Bu topraklarda yaşayan tüm insanları kardeşim olarak benimsedim. Bir ülkeyi sevmek demek, bu topraklarda geçirdiğin güzel ve iyi günleri sevmek demek değildir. İyi günde ve kötü günde burada olmak, vatanın yanında kalmak demektir yurt sevgisi’ yanıtını vermiş.

Bu sözler bana, Ermeni çocukluk arkadaşlarımı, Talas ve Tarsus’taki sevgili sınıf arkadaşlarımı, okuldaşlarımı anımsattı.. Yurt içinde ve yurt dışında daha nice Agop’lar var. Onlar, Türkiye’nin tarihinin gerçek parçaları olarak kucaklanmayı bekliyorlar.

12.03.2005

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: