İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Köşe Yazısında İlginç İddia..

Zaman Gazetesi’ndeki bir köşe yazısında, İnönü Üniversitesi’ndeki bir profesörün ilginç iddiasına yer verildi.

Kendisi de Malatyalı olan gazete editörlerinden Mehmet Kamış’ın, geçtiğimiz hafta köşesinde “Millet-i Sadıka” başlığıyla yayınlanan yazısında, Malatya’daki Ermenilerden bahsedilirken, İnönü Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof.Dr. Salim Cöhçe (fotoğraftaki)’nin, Malatya’da halen isimlerini değiştirip yaşamaya devam eden Ermeni asıllı 3 bin 500 aile bulunduğu yolundaki iddiasına yer verildi.

Kamış’ın, Zaman Gazetesi’ndeki yazısı şöyle:

“Millet-i sadıka

Kevork Amca, bizim mahallede içki satan tek bakkaldı. Rahmetli dedem, bu yüzden ondan alışveriş yapmazdı. Ancak Kevork Amca içkiyi aleni satmazdı. Raflarında asla göremezdiniz. Tezgah altından ve gazete kağıdına sararak verirdi. Eşinin ismini tam hatırlamıyorum; ama Malatya’ya has ‘ekşili küfte’, ‘analı kızlı’ yemeklerini iyi pişirdiğini hatırlıyorum.

Yoğurtlu çorbayı soğuk ikram ederdi. Zaten o çorbanın soğuk yenmesi de âdettendi. O zamanlar buzdolabı olmadığı için ayran ekşir, sodaya benzer bir tatla yaz günlerinin bulunmaz keyfi olurdu. Okuduğum okulda iki tane Ermeni arkadaşımız vardı; Lucie ve Arusyak. Onların da çocukluğunun ve gençliğinin en güzel günleri Malatya’da geçmiştir sanıyorum.

Fotoğraf editörümüz Selahattin Sevi’nin Milliyet gazetesindeyken tanık olduğu bir olayı yine aynı gazeteden Ayşegül Sönmez, 8 Haziran 2001 tarihinde şöyle kaleme almıştı: Gregoryen’in ayak izini süren Ermeni asıllı 150 ABD’li dün Kayseri’ye ulaştı. Sabahı zor eden grubun amacı ailelerinin oturduğu evleri bulmak, geçmişi yaşamaktı. Mariyen Sanag da onlardan biri. 42 yaşındaki Mariyen Sanag, doğduğu evi bir an önce görmek için sabırsızlanıyor. Bahçebaşı’ndaki evini yürüyerek bulmaya çalışıyoruz. Kayseri’nin daracık sokaklarında ilerlerken, biri “Mariyen” diye sesleniyor. Bu Sabiha teyze. Kasap Ali’nin kızı. Yetmişlerinde bir ihtiyar. Mariyen’in aynalı gözlüğü, bu karşılaşmadan sonra tutamadığı gözyaşlarını görmemizi engelleyemiyor. Evini bulduğunda Mariyen “evi gibi” yıkılmış durumda. 32 sene önce terk ettiği ev viraneye dönmüş. “O sıcak öğleden sonraları ev yapımı vişne suyu içerdim. İşte odam burasıydı.” diyerek evi gösteriyor. Duvarlarda bazı freskolar hâlâ göze çarpıyor. Mariyen, “Çok güzeldi evimiz çok.” diyerek iç çekiyor.

Aslında Osmanlı onlara ‘millet-i sadıka’ demişti. Yüz yıllarca aynı topraklarda birlikte yaşadık. Dünyanın hiçbir coğrafyasında iki farklı dinin mensupları hiç bu kadar yakın olmamışlardı. Aynı kültürden beslenip, aynı yemekleri yiyip aynı türküyü söyleyen birbirine bu kadar yakın başka iki farklı din mensubu olmuş mudur bilmem.

Osmanlı’nın son dönemleri.. Parçalanan bir devlet, evlatlarını cepheden cepheye gönderen bir millet, diğer yanda Rusya’nın provokasyonuna gelmiş bir başka halk. Bazı milliyetçi Ermenileri yanına alarak Ruslar, Doğu bölgelerimizi işgal etmiş. Yüzyıllarca birlikte yaşayan iki halkın arasına hem milliyetçilik, hem Rusya hem de İttihat ve Terakki giriyor. Sonrası karşılıklı acılar, üzüntüler, sıkıntılar. Konuya “sizin kayıplarınız az, bizimkisi çok” noktasından bakmak son derece yanlış. Savaş ve kargaşa herkese acıyı eşit getiriyor.

Ancak bu acıların yaşanmasından 70 yıl sonra bile Malatya’da Kevork Amca, Lucie ve Arusyak hayatımızın içindeydi. Aynı mahallede, aynı lisede hayatı paylaştık. Ermeni meselesinin insani yönünü hepimiz kaçırıyoruz. Diaspora Ermenilerinin önde gidenleri, olayı insani boyutta değil, siyasi boyutta gündeme getiriyor ve bunu ranta dönüştürmek istiyor. Ermenilerle aramıza giren de işte bu zihniyet.

Anadolu’da yaşayan Ermenilerin hepsi bu topraklardan göçüp gitmedi. İnönü Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Salim Cöhce, sadece Malatya’da 3 bin 500 ailenin Ermeni asıllı olduğunu, isimlerini değiştirip halen o şehirde yaşadığını söylüyor.

Bu topraklarda bütün acıları Ermeniler yaşamadı. Türkler de en az Ermeniler kadar bu kavgada, acılar yaşadı. Kadim bir dostunu kaybetmekten daha büyük bir acı var mıdır bilmiyorum.”

KAYNAK: (Zaman Gazetesi, 10 Mart 2005)

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: