İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kavgam ve Siyon Protokolleri

Hitler’in “Kavgam”ı ve ona ilham veren “Siyon Protokolleri” Türkiye’de de en çok satanlardan. Milliyetçi ve dinci kesimlerin başucu kitabı

AYŞE HÜR

Son günlerde çok satanlar listesinde ilginç iki kitap var: Adolf Hitler’in “Kavgam”ı ve “Siyon Protokolleri”. Türkiye’deki aşırı milliyetçilerin başucu kitabı olan “Kavgam”ın 1940 ila 2005 yılları arasında 45 kadar çevirisi yayınlandı. Antisemitik İslamcı kesimin temel metni olan ve “Kavgam”a ilham veren “Siyon Protokolleri” ise 1943-2004 arasında, tam ya da kısaltılmış metin olarak 100’den fazla defa basıldı. Her yıl ortalama 10 bin sattığı söylenen “Kavgam” şu anda tam 11 yayınevi tarafından piyasaya sürülmüş durumda. Bazı baskıları ise 5,95 YTL gibi gayet “uygun” bir fiyatta. Kitabı 31 bin adet basan Emre Yayınları’nın sahibi Sami Çelik 27 Şubat 2005 tarihli Akşam gazetesine “Yaptığımız araştırma ve gözlemlerde ‘Kavgam’ın, şu dönemde okunabilecek, toplumun rağbet edebileceği bir kitap olabileceğini düşündük. Toplumsal olaylar, kitabın satış seyrini de belirliyor. ‘Kavgam’ bu gelişmelerden etkilendi ve satışı patladı” diyor. Hakikaten de kitap MHP’nin ve Genç Parti’nin tabanı için bir nevi “el kitabı” haline gelmiş durumda. Bazı iddialara göre polis okullarındaki öğrenciler arasında da çok revaçtaymış. Aynı gazetede sosyolog Prof. Dr. Mustafa Erkal’ın şöyle dediğini okuyoruz: “Hitler’i okumak tepki ifadesi. İsrail’in politikaları ve hedefleri büyük tepki çekiyor. Doğal olarak da insanlar Hitler’in Yahudi düşmanlığını merak ederek, onun ne yaptığını ve neler yapmak istediğini öğrenmeye çalışıyorlar.” Bilimadamının söylemediği ise dünyada olduğu gibi ülkemizde de Yahudi düşmanlığının, yani antisemitizm adlı iğrenç ırkçılık türünün giderek arttığı ve “Kavgam”a ilgiyi asıl bunun artırdığı. Bilindiği gibi kitabın basımı Avrupa’da yasak, Almanya’da ise bulundurmak bile suç. Çek Cumhuriyeti’nde kitabı basan bir kişi geçenlerde üç yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Soykırım inkarı

Adolf Hitler’e ilginin ayrılmaz parçası olan Holocaust ya da soykırım inkarı ise günümüz antisemitizminin tipik bir tezahürü. Soykırım inkarının ana teması Yahudi soykırımının aslında hiç olmadığını ya da çok az kişinin öldürüldüğünü, bu iddianın Almanya’yı kötü duruma düşürmek isteyen Yahudi-Siyonist komplosu olduğunu ileri sürmek ya da en hafifinden Yahudi soykırımını diğerlerinden ayıran özellikleri gözardı etmek anlamına geliyor. Bu tez ilk olarak ülkelerinin işlediği suçla ezilen Alman entelijansiyası tarafından ortaya atıldı, ardından Robert Faurisson ve David Irving gibi Batılı tarihçiler tarafından tekrarlandı. Müslümanlığı seçen Roger Garaudy, 2000 yılında soykırım inkarı yüzünden 15 ay hapse mahkum olduktan sonra İran’a giden Jürgen Graf, Gerd Honsik ve Wolfgang Fröhlich gibi “revizyonist tarihçiler” sayesinde ise İslam dünyasında büyük yandaş buldu. Son yıllarda Hitler, apartheid, soykırım, faşizm, Nazi, Gestapo, temerküz kampı gibi sözcükleri tarihsel bağlamından kopararak mecazi anlamda kullanma eğilimiyle, daha da inceltilmiş bir örnek olarak, 4 milyon Yahudi’nin yok edildiği Auschwitz’in 60. yıldönümü törenlerinde, toplama kamplarının korkunç imgesini gözden kaçırmak isteyen Alman Nazileri tarafından örgütlenen “Dresden’i unutma!” eylemlerini de aynı başlık altında değerlendirmek mümkün.

Türkiye’ye gelince, ülkemizde bu konuda neyseki az sayıda telif eser (!) yayınlandı ama bunların dağıtımı iyi yapıldı. Harun Yahya müstear isimli Adnan Hoca’nın İslamcı Bilim Araştırma Vakfı tarafından çıkarılan “Soykırım Yalanı” 1995’de Türkiye’deki pek çok aydına bedava gönderilmişti. Bunu başta Garaudy’nin kitabı olmak üzere başkaları izledi. 2000’e gelindiğinde bu konudaki tercüme kitapların sayısı 24’e ulaşmıştı. Yeni baskılarla herhalde 30’u geçti.

Siyon Protokolleri

İkinci bestseller’imiz olan “Siyon Protokolleri”ne gelince, kimliği meçhul Yahudi bilgelerinin Kahal toplantısında verdiği talimatlar doğrultusunda “Yahudi ulusunun Dünya egemenliğini sağlamak” için oluşturulan “el kitabı” olduğu ileri sürülen ve dünyanın tüm dillerine çevrilen bu kitabın öyküsü çok ilginç. Protokoller’in tam metni ilk kez 1905 yılında Saint Petersburg yakınlarında bir sayfiye şehri Tsarskoe Selo’da yayımlanan kitabın yazarı hukukçu ve Ortodoks papazı Sergey Aleksandroviç Nilus idi. Daha sonra yapılan tüm baskılarına Nilus ya da başkaları tarafından bazı açıklamalar eklenmişti. İngiliz araştırmacı Lucien Wolf, 1920’de yazdığı “The Trivialities of Nilus” (Nilus’un Saçmalıkları) adlı makalede Protokoller’in kökeni konusundaki açıklamaları şöyle özetliyordu: “Bir açıklamaya göre, Nilus, Protokoller’i bir arkadaşından aldı. Nilus’un bu arkadaşı öldü. Aslında Nilus’un arkadaşı da bu belgeleri Bayan K.’dan aldı. Kadın ise bu belgeleri önde gelen bir Fransız masondan çaldı. Ne var ki, kadın çoktan öldü. Nilus’un diğer bir açıklamasına göre; işin içinde bir kadın yoktur, Nilus’un bir arkadaşı Fransa’da Sion Derneği’nin merkez bürosuna girdi ve bu belgeleri oradan çalarak Nilus’a verdi. 1911 yılında gerçekleşen üçüncü genişletilmiş baskıda yer alan açıklamaya göre, belgeler Fransa’dan değil İsviçre’den geldi. Bunlar Mason belgeleri değil Siyonist belgelerdir ve 1897 yılında Basel’de yapılan Siyonist Kongresi’nin gizli tutanaklarıdır…”

Değişik renk mürekkepler ve değişik el yazıları kullanılan kitaba ilişkin ilk ciddi şüpheler 1921 yılında, emekli Don Kazağı Alexandre de Chayle’nin tanıklığından doğdu. Bunu aynı yıl London Times gazetesinin İstanbul muhabiri Philip Graves’in araştırmaları izledi. Graves ve ekibi aynı yıl “Dialogues aux Enfers entre Machiavel et Montesquieu/Makyavel ile Montesquieu Arasında Cehennemde Diyaloglar” adında eski bir Fransızca kitap buldu. 1864 yılında Brüksel’de A. Martens ve Oğulları Yayınevi tarafından basılan kitabın 1858 yılında Maurice Joly adında bir Fransız avukat tarafından yazıldığı ortaya çıktı. Yahudi düşmanlığı ile ilgisi olmayan Joly, kitapta Makyavel ile Montesquieu arasında ölümden sonra geçen hayali konuşmaları kullanarak nefret ettiği III. Napoleon ve politikalarını ağır bir dille eleştiriyordu. “Diyaloglar”ın yayınlanmasından kısa bir süre sonra Fransız yetkililerce toplatılmış, Joly yazdıkları yüzünden 15 ay hapis yatmıştı. Graves’in fark ettiği diğer konu ise “Diyaloglar” ile Nilus’un Protokoller’i arasındaki olağanüstü benzerlikti.

1938 yılında Nouvelle Revue Thèologique adlı dergide yayınlanan bir makale ile Protokoller’i örnekler göstererek sahte ilan eden Belçikalı Katolik rahip Pierre Charles’a göre, örneğin Joly, “Diyaloglar”, s. 75’de “Muazzam mali tekeller örgütlerdim. Tüm özel sağlık konularının sıkıca bağlı olacağı kamu sağlığı fonları oluştururdum. Her politik felaketten sonra devletin varlıkları bunlar tarafından hortumlanacaktır. Sen bir ekonomistsin Montesquieu, bu tertibin değerini ölçersin” derken, Nilus, Protokoller, s. 42’de “Çok yakında koskoca tekeller kuracağız, devasa sağlık fonları, tüm Hıristiyanların, en büyüklerinin bile, sağlığı bu fonlara bağlı olacak, öylesine ki, bir politik felaketten sonra devletin varlıkları bunlar tarafından hortumlanacak. Burada bulunan baylar, sizler ekonomistsiniz: Bu tertibin önemini tasavvur ediniz” diyordu. Aynı şekilde Joly, “Diyaloglar”, s.159’da “Sylla tanrılaşarak geri döndü, hiç kimse kafasındaki saçlara dokunamadı” ifadesi, Nilus, “Protokoller”, s. 93’de “Sylla tanrılaşmıştı (Sylla’nın saçına kimse dokunamadı)” şekline dönüşmüştü. Bu tip tekrarlar, kitabın yarısını oluşturuyordu. Diğer bölümler ise Sir John Retcliffe adını kullanan Hermann Goedsche adlı antisemit bir Prusya casusu tarafından eklenmişti.

“Siyon Protokolleri”nin sahteliğini ispat eden en ciddi araştırma 1992 yılında Pierre-Andre Taguieff tarafından yapıldı. Bugün bilim çevrelerinde Protokoller’in Çarlık Rusyası’nın gizli servisi Okhrana tarafından Çar II. Nikola’nın liberal politikalarına karşı mücadele etmek için hazırlandığı kabul ediliyor. Ancak Protokoller başta Ortadoğu ülkeleri olmak üzere dünyanın dört bir yanında basılmaya devam ediyor. 2001 yılı Ramazan ayında Mısır televizyonlarında “Atı Olmayan Binici” adıyla 41 bölüm halinde yayınlandı. Türkiye’de ilk kez 1934 yılında yazı dizisi halinde Milli İnkilap Dergisi’nde yayınlanan Protokoller 100’den fazla baskı yapmakla kalmadı, pek çok siyasi tarafından iddialara dayanak yapıldı, onlarca üniversite tezinin kaynakçasında yer aldı. Bugün “Kavgam”la Protokoller’in çok satanlar listesine girmesi “Bizde antisemitizm yok” derken iki kez düşünmemize neden olmalı.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: