İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Soykırım bir endüstri oldu


Kare kare geçmiş:
1915 olaylarından sonra ortada kalan Ermeni yetimler (sağda) için Kazım Karabekir okul kurmuş ve yurt açmıştı. Savaş yıllarında Fransızlar, Osmanlı’ya karşı Lübnan’dan karaya Ermeni lejyonu çıkarmıştı. Talat paşa, Ermenilerin hedeflerinden biri olmuştu.

1915 olaylarında on binlerce Türk ve Ermeni can verdi. Can derdine düşmüş bulunan Osmanlı, kıtale engel olamadı. O günden bu yana Türkiye gerçekte ne olduğunu anlatma çabasında…

AVNİ ÖZGÜREL

Yıllar yılı değişmeyen ‘yaptıysak yaptık’a varan umursamazlık, suçlayıcı belge çıkacağı düşüncesiyle arşivlerden korku… Ardından onlardan mı daha çok kişi öldü bizden mi, diye özetlenebilecek ‘kelle yarışı’ izahları… Ve sonuç şimdi karşımızda: Soykırım’ı kabul edin!..

Geçmişte bir vesileyle yazdım. Amerika’ya ilk gidişim 24 Nisan’a denk gelmişti. Sabah misafir olduğum evin kapısı çaldı. Gelen biri erkek diğeri kız yedi sekiz yaşlarında temiz yüzlü, temiz giyimli iki çocuktu. Ev sahibine, “Bugün Türklerin Ermenileri soykırıma tabi tutuşunun yıldönümü. Sizlerden bunu akşama kadar yakanızda taşımanızı rica ediyoruz…” diyerek kâğıttan rozetler uzattılar. Taşıdıkları kumbaraya birkaç cent atmasını rica ettiler. İstekleri kırılamayacak şirinlikteydiler. Ritüel yerine geldi.

Her yıl aynı manzara

Onlar gittikten sonra ev sahibi bana rozetleri göstererek açıklama yapmak ihtiyacı hissetti: “Ben kendimi bildim bileli bu böyledir… Her 24 Nisan’da çocuklar gelir, rozet takarlar…” Sıradan Amerikalının zihninde bu olayın nasıl etki yapacağını tartışmaya bile gerek yok bence. Dünyanın başka ülkelerinde Ermeni ‘loby’sinin farklı çalıştığını düşünmeye de… Bu tablo yapılanların en sıradanı; müzeler, filmler, anma toplantıları, sempozyumlar, ödüller… Yok, yok..

Önceleri soykırım iddiasını kanıtlama gayretindeydi Ermeni diyasporası. Hadise artık ‘galat-ı meşhur’ sınıfına girdi. Yani genel kabul gördüğü için doğru olup olmadığı tartışılmayacak hale geldi. Şimdi sıra ‘tasdik ettirme’ aşamasında…

Türkeş ve Petrosyan

MHP lideri Alparslan Türkeş’in vefatından önce, “Yakın gelecekte başımıza büyük iş açılacak. O yüzden bu meselede bir çıkış yolu bulmalıyız” düşüncesiyle Ermenistan Devlet Başkanı Levon D. Petrosyan’la temas kanalı aradığını biliyorum. Aradığı fırsatı bulduğunu da… Alparslan Türkeş’in, girişimini yadırgadığımı ifade ettiğimde, bana söylediğini notlarımdan aktarıyorum:

“Birinci büyük savaş sırasında Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanan ve Rusya saflarında, Doğu Anadolu’nun istilasına katılan Ermenilerin savaş suçu işledikleri tartışılmaz. Ama bu durum, onların dışında kalan on binlerce sivil Ermeni’nin tehcir kararıyla birlikte yaşadığı acıyı gözmezden gelmenin veya haklı bulmanın mazereti de sayılamaz…”

‘Ne yapmalı’ sorusuna yanıt

Türkeş’in, “Ne yapmalı” sorusuna cevabı aslında fazla da karmaşık değildi:

Tek ve meşru muhatabın Ermenistan olarak kabul edilmesi gerektiğini, konuyu Erivan yönetimiyle en üst seyiyede müzakere edip Türkiye’nin kendisini rencide olmuş hissetmeyeceği, ancak, Ermenilerin de yaşanan acı olayların Ankara tarafından kabul edilmesiyle rahatlayacakları, meselenin hassasiyetiyle mütenasip bir üslup kullanılarak müştereken hazırlanacak bir deklarasyon ve aynı anda sınırların açılması, her alanda ikili ilişkilerin geliştirilmesi anlaşmalarıyla sorunun çözülebileceği kanısındaydı.

Düşündükleri gerçekleştiğinde Türkiye-Ermenistan sınırının ortasına bir yüzünde Ermenice diğerinde Türkçe olarak, “Verdiğimiz acılardan dolayı üzgünüz…” yazılı bir ‘1915 Anıtı’ dikilmesini planlamıştı.

Erivan’la uzlaşma

Onun Fransa’da Petrosyan’la görüşmesinin Ermeni diyasporasını nasıl öfkelendirip ayaklandırdığını hatırlıyorum.

Keza bu girişim akim kalmasını sağlamak için görüşmeye ticari bir etiket yapıştırılmak istendiğini… Bu temasın sonrasında Petrosyan’ın başına gelenler neyle karşı karşıya olduğumuzun göstergesi aslında.

Ermenistan dünyanın en yoksul ülkelerinden biri. İçeride fanatizm ve fakirlikle savaşıyor; dışarıda Rusya ve Ermeni diyasporasına esir. Fransa ve Amerika’daki Ermeni vakıflarının daha ötesi Moskova’nın onaylamayacağı bir anlaşmayı imzalamayı Erivan yönetiminin kabul edebileceğini düşünmek hayli zor.

Kaldı ki Ermenistan’ın paramparça olan iç siyaseti sadece uzaktan kumanda edilmiyor. Erivan Amerika ve Fransa’daki vakıflarla bağlantılı grupların baskısı altında. Bunların, en ufak bir zaaf işaretinde ortalığı ayağa kaldıracaklarını düşünmemek imkânsız. Ama olanca baskıya rağmen her sene on binlerce Ermeni kaçak yollardan Türkiye’ye gelerek tarım sektöründe yevmiyeyle çalışmanın derdinde. Toplumsal yıkıma siyaset hangi noktaya kadar direnir belli değil.

‘Paydos’ deme niyetleri yok

Dünyanın değişik yerlerinde iyi örgütlenmiş olan vakıflar çevresinde ‘soykırım sektörü’ oluşmuş vaziyette. Buna dayalı ‘soykırım endüstrisi’ de. Basımevlerinden, TV radyo kanallarına, turizm ve film şirketlerinden hatıra eşya, kartpostal üreticilerine, hukuk bürolarına kadar ne ararsanız var potanın içinde. Ve hiçbiri ‘Paydos’ demeye istekli değil.

Yahudilerle üstü örtülü bir rekabet içindeler. Yahudiler soykırıma maruz kaldığı uluslararası anlaşmalarla tescil edilmiş tek halk konumundalar ve yanlarında bir başka mağdur görmek istemiyorlar. Türkiye aleyhine kararlara Yahudi cemaatlerinin soğuk yaklaşmasının arkasında yatan bu. Ama direnç ne seviyede olursa olsun bir-ikisi dışında pek çok devletin parlamentosu ‘soykırım’ı onaylamış durumda.

Ermeni vakıflarının ve hukuk bürolarının iştahını kabartan bir gelişme bu. Zira Amerika ve İngiltere de onay verirse işin ‘akçalı’ yanı başlayacak. Yani Türkiye’den tazminat talebi… Amerikan sigorta şirketleri sonuçlanan mahkeme kararlarına göre geçmişte Osmanlı devleti vatandaşı olan Ermenilerin hayat sigortası poliçelerini geçerli sayıp hak sahiplerine tazminat ödemek zorunda.

Çerçeve

İddiaların dayanağı olan üç kitap

Ermeni soykırım iddialarının dayanağı üç kitap. İlki 1. Dünya Savaşı sırasında ABD elçisi Henry Morgenthau’nun, ‘Ambassador Morgenthau’s Story’si. Hiç İstanbul dışına çıkmayan elçinin, misyonerler ve Ermeni tercümanlarından dinlediklerini kitaplaştırdığı biliniyor.

Ardından İstanbul’a Amerikan Yüksek Komiseri sıfatıyla gelen Amiral Bristol’ün arşivinin ‘War Diaries’ bölümü Morgenthau’nun yazdıklarını tekzip eden, hatta büyükelçiyi düzmece rapor yazmakla suçlayan belgelerle dolu. Bristol bunun sebebinin büyükelçi Morgenthau’nun girişiyle Near East Relief ismi altında kurulan vakfa para toplamak olduğunu da yazmış.

Aynı dönemde Türkiye’ye gelen Chicago Tribune muhabirleri de gazeteye söz konusu elçilik raporları ve misyonerlerden edinilmiş bilgilerle ABD kamuoyunun nasıl yanlış bilgilendirildiğine dair haberler yazıyorlar…

Toynbee’nin eseri

İkinci kitabın yazarı ünlü bilim adamı Arnold Toynbee. Savaş sırasında İngiltere istihbaratının ‘propaganda’ ofisinde çalışan Toynbee’nin, James Bryce’la birlikte yazdığı ‘The Tretment of Armenians in the Otoman Empire’, ‘Mavi Kitap’ olarak biliniyor. Kitabın İngiltere tarafından, ABD’nin Osmanlı karşısındaki cephede savaşa dahil olmasını temin amacıyla yazdırıldığı biliniyor. Bununla ilgili belgeler Ankara’nın elinde. (Kitabın yazarlarından Lord Bryce ile The American Board of Commissioners for Foreign Missions isimli misyoner kuruluşunun genel sekreteri James Barton arasındaki yazışmalar.) Ama sonraki yıllarda Toynbee’nin, “Bu bir propaganda kitabıdır… Daha ötesi değil…” demesi bile Mavi Kitap’ı gözden düşürmeye yetmedi.

Üçüncü kitap ise Alman misyonerlerinden Johannes Lepsius’un yazdığı Deutchland und Armenian. Onun da kullandığı kaynaklar farklı değil. Leipsus, “1. Savaş’ta Osmanlı İmparatorluğu’yla ittifak yapan Alman devletinin siyaseten Ermenilerin gözünde itibar kazanması önemlidir. Savaştan sonra Ermenistan’ın Almanya’nın himayesine girmesi sağlanabilir” diyerek maksadını saklamıyor zaten.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: