İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

MEHMET KAMIŞ: Millet-i sadıka – ZAMAN

Kevork Amca, bizim mahallede içki satan tek bakkaldı.
Rahmetli
dedem, bu yüzden ondan alışveriş yapmazdı. Ancak Kevork Amca
içkiyi
aleni satmazdı. Raflarında asla göremezdiniz. Tezgah altından ve
gazete
kağıdına sararak verirdi. Eşinin ismini tam hatırlamıyorum; ama
Malatya’ya has ‘ekşili küfte’, ‘analı kızlı’ yemeklerini iyi
pişirdiğini hatırlıyorum.

Yoğurtlu çorbayı soğuk ikram
ederdi. Zaten o çorbanın soğuk yenmesi de âdettendi. O
zamanlar
buzdolabı olmadığı için ayran ekşir, sodaya benzer bir tatla yaz
günlerinin bulunmaz keyfi olurdu. Okuduğum okulda iki tane Ermeni
arkadaşımız vardı; Lucie ve Arusyak. Onların da çocukluğunun ve
gençliğinin en güzel günleri Malatya’da
geçmiştir sanıyorum.

Fotoğraf editörümüz Selahattin Sevi’nin Milliyet
gazetesindeyken tanık olduğu bir olayı yine aynı gazeteden Ayşegül
Sönmez, 8 Haziran 2001 tarihinde şöyle kaleme almıştı:
Gregoryen’in
ayak izini süren Ermeni asıllı 150 ABD’li dün Kayseri’ye
ulaştı. Sabahı
zor eden grubun amacı ailelerinin oturduğu evleri bulmak,
geçmişi
yaşamaktı. Mariyen Sanag da onlardan biri. 42 yaşındaki Mariyen Sanag,
doğduğu evi bir an önce görmek için sabırsızlanıyor.
Bahçebaşı’ndaki
evini yürüyerek bulmaya çalışıyoruz. Kayseri’nin
daracık sokaklarında
ilerlerken, biri “Mariyen” diye sesleniyor. Bu Sabiha teyze. Kasap
Ali’nin kızı. Yetmişlerinde bir ihtiyar. Mariyen’in aynalı
gözlüğü, bu
karşılaşmadan sonra tutamadığı gözyaşlarını görmemizi
engelleyemiyor.
Evini bulduğunda Mariyen “evi gibi” yıkılmış durumda. 32 sene önce
terk
ettiği ev viraneye dönmüş. “O sıcak öğleden sonraları ev
yapımı vişne
suyu içerdim. İşte odam burasıydı.” diyerek evi gösteriyor.
Duvarlarda
bazı freskolar hâlâ göze çarpıyor. Mariyen,
“Çok güzeldi evimiz çok.”
diyerek iç çekiyor.

Aslında Osmanlı onlara ‘millet-i sadıka’ demişti. Yüz yıllarca
aynı topraklarda birlikte yaşadık. Dünyanın hiçbir
coğrafyasında iki
farklı dinin mensupları hiç bu kadar yakın olmamışlardı. Aynı
kültürden
beslenip, aynı yemekleri yiyip aynı türküyü
söyleyen birbirine bu kadar
yakın başka iki farklı din mensubu olmuş mudur bilmem.

Osmanlı’nın son dönemleri.. Parçalanan bir devlet,
evlatlarını
cepheden cepheye gönderen bir millet, diğer yanda Rusya’nın
provokasyonuna gelmiş bir başka halk. Bazı milliyetçi Ermenileri
yanına
alarak Ruslar, Doğu bölgelerimizi işgal etmiş. Yüzyıllarca
birlikte
yaşayan iki halkın arasına hem milliyetçilik, hem Rusya hem de
İttihat
ve Terakki giriyor. Sonrası karşılıklı acılar,
üzüntüler, sıkıntılar.
Konuya “sizin kayıplarınız az, bizimkisi çok” noktasından bakmak
son
derece yanlış. Savaş ve kargaşa herkese acıyı eşit getiriyor.

Ancak bu acıların yaşanmasından 70 yıl sonra bile Malatya’da
Kevork Amca, Lucie ve Arusyak hayatımızın içindeydi. Aynı
mahallede,
aynı lisede hayatı paylaştık. Ermeni meselesinin insani
yönünü hepimiz
kaçırıyoruz. Diaspora Ermenilerinin önde gidenleri, olayı
insani
boyutta değil, siyasi boyutta gündeme getiriyor ve bunu ranta
dönüştürmek istiyor. Ermenilerle aramıza giren de işte
bu zihniyet.

Anadolu’da yaşayan Ermenilerin hepsi bu topraklardan
göçüp
gitmedi. İnönü Üniversitesi Tarih Bölümü
Başkanı Prof. Dr. Salim Cöhce,
sadece Malatya’da 3 bin 500 ailenin Ermeni asıllı olduğunu, isimlerini
değiştirip halen o şehirde yaşadığını söylüyor.

Bu topraklarda bütün acıları Ermeniler yaşamadı. Türkler
de en
az Ermeniler kadar bu kavgada, acılar yaşadı. Kadim bir dostunu
kaybetmekten daha büyük bir acı var mıdır bilmiyorum.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: