İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

LİBERAL PARTİ PEK LİBERAL DEĞİL

Sevgili Dostlar,

Azg Gazetesinin 26 Şubat sayısında, Ramgavar (Ramgavar Azadagan
Gusaksutyun –ADL Armenian Democratic Liberal Party) parti Boston Merkez
Yönetiminin bildirisi yayımlandı.

Yazı gerçekten çok rahatsız edici ve beni ciddi hayal
kırıklığına
uğrattı. Metin yazarının yazı ustalığına bir diyeceğim yok. Ancak bu
yazı
kendisine siyasi parti diyen bir kuruluşa hiç yakışmıyor.
Bildiride Türkiye Ermenileri Patriği Mesrop
ll’ye çok ağır suçlamalar var. Yazı çelişkilerle
dolu, bazen Patriklik
politikaya karıştığı, bazen de karışmadığı için
suçlanıyor. Suçlamalar
tutarsız, karalamalar
yersiz.

Durup dururken ADL
neden böyle bir saldırıya geçti ? Bilmeyenler için
konuyu kısaca
özetleyeyim.

1921 yılında,
Kayserili bir iyiliksever olan Garabed Melkonyan,
milyonlarca dolar değerindeki servetini ve gayrimenkullerini,
Türkiye Ermenileri Patriğine, daha doğrusu patrikliği
temsil eden, zamanın Türkiye Ermenileri Patriği Yeranaşınorh Zaven
Arkepiskopos
adına, kendi adına yetimhane ve okul
yapılması ve varlığın vasiyete uygun olarak yönetilmesi
koşuluyla
bağışlar. Melkonyan hazırladığı
vasiyetnamesinde bütün koşulları
belirtir. Yüzyılın en kötü zamanlarında
patriklik yapan, Türkiye Patrikliğinin kapatıldığı (1916- 1918)
dönemleri
yaşayan, sürgün edilen ve sonra tekrar Patrik
seçilen
Zaven Badriark ve danışmanları günün
şartlarında bu yetimhane ve okulun, o sırada bir İngiliz
sömürgesi olan
Kıbrıs’ta kurulmasına karar verirler.
Okul ve yetimhane 1924 yılında, Lefkoşe’de
Melkonyan adıyla kurulur. 1923 sonrası Türkiye Patrikliğinin
geleceği
konusunda korkular artınca, 1926 yılında Patriklik kaymakamı (Degabah)
Kevork
arkyebiskopos Aslanyan, Patrikliğin Melkonyan okulu üzerindeki
tüm yetkilerini
ve bu büyük servetin yönetimini, Türkiye
Patrikliğine her yıl sembolik bir
yardım yapılması ve vasiyetnameye
tamamen uyulması koşuluyla AGBU’ya (Haygagan Parekordzagan Inthanur
Miutyun/ Armenian General Benevolent
Union
)
devreder. Melkonyan okulu o günden bu güne çok
büyük hizmetler görür, 1915
yetimleri için yetimhane olmakla kalmaz, yüzlerce Ermeni
gencini eğitip birkaç
lisan bilen değerli insanlar haline getirir.

Geçen yıl
birden bire, AGBU okulun Lefkoşe’deki çok değerli
bina ve arsalarının satılmasına ve okulun kapatılmasına karar veriyor.
AGBU bu kararı alırken ne vasiyetnamenin asıl sahibi olan Türkiye
Patrikliğine,
ne de okuluna yürekten bağlı Melkonyanlılara danışmak ihtiyacını
duyuyor.
Söylentiye göre AGBU bu gayrımenkullere 60 milyon dolar değer
biçiyor ve bu
parayla Hayastan’da Melkonyan okulu açılacağını
söylüyor. Elbette bütün
Melkonyan mezunları ve Melkonyan okuluna sempati duyan dünya
Ermenileri bu
karara karşı çıkıyor. Söylenen şu, önce bu okul
tüm Avrupa’nın tek kolejidir. Fransa’dan
Bulgaristan’a kadar çeşitli ülkelerde yaşayan Ermeniler’in
başka Ermeni koleji
yoktur. İkinci olarak Melkonyan arsaları
150 milyon dolar eder. Ermenistan’da kurulacak bir kolejin maliyeti en
fazla
3-5 milyon dolardır ve bu tutar Melkonyan’ın ya da AGBU varlığından
karşılanabilir. Son olarak bu satışa aracılık edeceği söylenen
kişi hakkında
çeşitli olumsuz iddiaları vardır.Bu
nedenlerle okul kapatılmamalı ve binalar satılmamalıdır.

Melkonyanlılar,
AGBU’nun bu kararını engellemek için çareler arıyor,
hukukçulara danışıyorlar. Hukukçular, okul mezunlarının
bu konuda yetkilerinin
olmadığını, ancak vasiyetname gereğince Türkiye Ermenileri
Patriğinin bu konuda
yetkili olduğunu belirtiyorlar. Bu konuda araştırma yapan
Melkonyanlılar,
AGBU’nun Melkonyan’ın vasiyetinin uygulanması konusunda hiçbir
kuruma hesap
vermediğini saptıyorlar. Bu durumda
sadece satışın durdurulmasını değil, Melkonyan’ın vasiyetinin bu
güne
kadar yerine getirilip getirilmediğinin de incelenmesini
istiyorlar.

Melkonyanlılar
tarafından görevlendirilen iki kişi seçilen
hukukçuyla
birlikte konuyu Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob Il’ye
açıyorlar. Patrik
Hazretleri de kendi güvendiği hukukçulara da danışarak
AGBU’ya bu konularda
dava açmaya karar
veriyor.

İşte Azg gazetesinde
yer alan bu saldırının temel nedeni bu. Bazı
dostlar zahmete girip bu yazının Türkçe’sini de
gönderdiler. Yazının tamamını
buraya almak istemiyorum. Ne yazık ki yazı, sadece karalama
amaçlı ve inanılmaz
suçlamalar var. O kadar ki bu insanlar Türkiye Ermenileri
patriğini neredeyse
hain ilan ediyorlar. Asıl ayıp olan ise,
bunu tutarsız nedenlerin ardına
gizlemeleri. Açıkça bizi dava ettiği için
Patrik ve patrikliği suçluyoruz demekten
kaçınıyorlar.

Yazıda az bulunan
fikirlerin ise
çoğu yanlış ve tutarsız. Örneğin Lozan Antlaşmasının
uygulanması, ruhban
okulu açılması için Lahey Adalet Divanına neden
başvurulmadığı soruluyor. Bir
yandan Fener (Buna da yazar Fenerbahçe demiş nereden aklına
geldiyse, yetersiz
bilgiyle yola çıkınca olur böyle hatalar)
Ekümenik Patrikliğinin girişimlerini,Türkiye Ermenileri
Patriği’nin
yapmadığını söylerken, diğer yandan Fener’in de böyle bir
başvurusunun neden
olmadığını söyleyemiyor. Neresini düzeltmeli bu fikirlerin.
Öncelikle, BM
Antlaşmasına ve Adalet Divanı Statüsüne göre
Lahey Adalet Divanına sadece devletler başvurabilir. Diyelim ki
başvuracak bir devlet bulundu, ikinci olarak
Lozan Antlaşmasının uygulanması konusunda BM garantör değildir.
Bilindiği
gibi Lozan Antlaşması döneminde Birleşmiş Milletler yoktur,
Türkçe Cemiyeti
Akvam denilen Milletler Topluluğu vardır. Ve Lozan Antlaşması’nın
güvencesi bu
gün mevcut olmayan Cemiyet Akvamdır. Yine ne yazık ki, Birleşmiş
Milletler
sözleşmesinde Cemiyeti Akvam ile BM
arasında bir bağ kurulmamıştır.

Yazıda yine
çok önemli bir hata ve iftira da Patrik Hazretleri Mesrop
ll’in devletin desteği ile Patrik seçildiğidir. O dönemde
devletin kimi
istediği, bu gün en büyük Patrik karşıtı olan
gazetecilere de, seçim esnasında Patrik karşıtı olan
gazetecilere de
sorulabilir. Bu açık bir yanlış ve haksız bir suçlamadır.
Bütün İstanbul
Ermenileri bu gerçeği bilir.

Yazının başka bir
bölümünde de, devletin Türkiye Patriğinin sadece
Türk
vatandaşı din adamları arasından seçilme zorunluluğu getirerek
Mesrop ll’nin
seçilmesini kolaylaştırdığı ileri sürülmektedir. Bu
fikir de ne yazık ki bilgisizlikten kaynaklanmaktadır.
Kuruluşundan 1860 ilk Ermeni Nizamnamesine kadar, Padişah Fermanıyla
atanan
Patriklerin Osmanlı vatandaşı olmaması elbette mümkün
değildir. 1860 tarihli ve
halk tarafından hazırlanıp uygulanan Nizamnamede de, 1863
Nizamnamesinde de
Patriğin Osmanlı vatandaşı olması zorunludur. Kaldı ki son patrik
seçimlerinde,
Patrik seçilebilecek din adamlarımızın sayısı
hiç de az değildir. Ancak pek çok din adamımız
seçime katılmak ve aday
olmak istememiştir.

Dinimizin ve
Patrikliğin Türkiye Ermenilerinin temel varlık
nedenlerinden biri olduğu gerçeği elbette hepimizin kabul ettiği
bir gerçektir.
Kilisemize ve Patrikliğe çeşitli saldırılar yapıldığı da
doğrudur. Diğer yandan
kilisemize ve patrikliğimize zarar
verenlerden bazıları da, çeşitli bahanelerle (laiklik, sivillik
vb) sürekli
olarak patrikliğe ve din adamlarımıza
saldıran sizin Patriklikle sürtüştüğünü
söylediğiniz gazeteciler ve
onların toplum içindeki taraftarlarıdır. Şimdi onlara bir de
sizin gibi
amaçlarına ulaşmak için hiçbir yöntemden
kaçınmayan kişi ve gruplar
katıldı.

Ruhban okulu
açılması konusunda girişimler yapılması konusuna gelince,
bu konuda da bilgi yetersizliği olduğu görülüyor.
Önce İstanbul Ermenileri bağımsız
bir Tıbrevank’ı ne kuracak maddi güce sahiptirler, ne de bu okula
yeterli
öğrenci bulabilirler. Patriklik yıllardan beri öğretmen ve
din adamı
yetiştirmek için bir üniversite bünyesinde,
öğretim üyelerinin cemaat
tarafından sağlanacağı bir Ermeni kürsüsü kurulması
için taleplerde bulunuyor.
Bu konuda da halen sözü edilecek boyutta olmasa da
çalışma ve temaslar
sürmektedir. Türkiye Patriği Mesrop ll seçildiği
günden sonra, devletle olan
her temasında bu isteği açıkça dile
getirmiştir.

Patrik Hazretleri
Mesrop ll zamanında, geleneklerin bozulduğu da doğru
değil. Elbette Hokeluys Badriarklarımızın hepsi günün
şartlarına göre ellerinden geleni yapmıştır. Ancak 1923’den
bu yana hiçbir dönemde bu kadar din adamı yetiştirilmemiş,
hiçbir dönemde bu kadar
genç Patriklik etrafında toplanmamıştır. Bazı gazetecilerin
Patrikliği
karalamayı bir meslek haline getirdikleri için Patriklikle
ilişkilerinin iyi
olmadığı gerçektir. Yine çeşitli nedenlerle Patrik
Hazretlerine karşı olan
parerarlar ve yöneticilerin varlığı da bir inkar edilemez.
Yönetim gereğinde
risk almak ve kötü olmak pahasına doğru olanı yapmak işidir.
Eğer ortada bir
yanlış uygulama, bir hata varsa Badriarkın kötü olmamak
için susması mümkün mü?
Hele günümüzde, yönetim kurulundan istifa
bile medyatik bir gösteri haline dönüşmüşken,
Patriklik elbette herkese
yaranamayacaktır.

Ayrıca izin verin de
Patriğimizi sizin gibi Türkiye Ermenilerinin
sorunlarını yaşadıkları koşulları bile bilmedikleri
açıkça belli olan ve
politika yapmayı saldırma sanan kişiler değil Türkiye Ermenileri
değerlendirsin. Sizin sözünü ettiğiniz
patriklik karşıtı gazeteciler de, parerarlar da Türkiye
Ermenilerinin
sadece küçük bir bölümüdür.

Türkiye
Ermenileri Patriği Mesrop ll’nin, yapılan haksızlıklara karşı
sessiz kaldığı, gerekli girişimleri yapmadığı da ciddi bir yanlıştır.
Patriklik
yapılan haksızlıklara karşı daima her türlü girişimi
yapmaktadır. Bu girişimler
yapılırken hem ulusal, hem uluslararası sözleşme ve
yasalara
uyulmaktadır. Bu gün konuyla ilgilenen herkes bilir ki, yerel
hukuki girişimler
bitirilmeden uluslararası yargı organlarına başvurulamaz. Kaldı ki, bu
girişimlerin bağımsız olan vakıflar tarafından yapılması gerekmektedir.
Bu gün
bir önemli vakfımızın dört davası İnsan hakları
Mahkemesindedir. Ancak bir
vakıf yönetimi isterse, Patrikliğe rağmen bu başvuruları yapmaktan
kaçınabilir.
Öyle anlaşılıyor ki bu metni hazırlayanlar bu konulardan da
habersizdir. Ayrıca
BM önünde açlık grevi yapmak bir
çözümse, bunu ya politikacı olarak bu parti
üyelerinin yapması ya da muhakkak din adamı olacaksa, kendi
çevrelerinden bir
din adamı seçmeleri doğru olur. Bu da her halde bir politik
partinin rekorlar
kitabına girecek bir başarısı olur(!).

Sonuç olarak,
Mahkemeye intikal eden bir dava konusunda fikir yürütmek
doğru olmaz. Bağımsız mahkemeler er geç haklının hakkını teslim
edecektir.
Adalete inancı olan kişi ve kurumlar,
adalete intikal eden konularda susar, sindirme, korkutma ve yıldırma
gibi
yöntemler kullanmazlar. Acı olan AGBU’nun Melkonyan okulu
konusunda Patrikliğin
dava açması nedeniyle, konuyu kan davası haline getirip,
haklı nedenlere dayanmayan pek çok suçlama
yapmasıdır. Fikir tartışmasını kan davası haline getirmenin kimseye
yarar
getirmeyeceğini kestiremeyen, iki eksinin bir artı etmeyeceği
gerçeğinin
farkına varmayan, siz de Kızılderilleri öldürdünüz
mantığıyla bir yere
varılamayacağından habersiz kişilerin
nasıl politikacılar olacağını kestirmek zor. Çağdaş
demokrasilerin
vazgeçilmez unsurları olan siyasi
partilerin, öncelikle demokratik, insan haklarına ve etiğe saygılı
olmaları beklenir. Hangi nedenle olursa olsun, bir siyasi partinin hem
de
gerçeğe dayanmayan nedenlerle, en önemli kurumlarımıza
saldırması kabul
edilemez. Türkiye Ermenileri kendi kiliselerini ve patrikliğini
koruyacak
güçtedir. Kimsenin bizleri küçümsemesine,
adımıza karar vermesine göz
yumamayız. Siyasi partilerin asli görevleri, ülkesini
ekonomik ve sosyal yönden
kalkındırmak için gayret etmek, ülkeleri için
projeler üretmek ve uygulamaktır,
başka ülkelerde yaşayan halkların kurumlarına saldırmak
değil.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: