İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermenicilerin tuzağına düşenler

Arslan Tekin

Ermeni meselesinde, hiçbir zaman şu iddialarda bulunmadım: Bir: 1915”te katliam olmuştur, iki: Ermenler yalnız tehcir edilirken, yani göçürtülürken ölmüşlerdir… Benim iki iddiayı da ispat etme telaşım yok… “Katliam olmuştur.”, diyen kesim yani Ermenilerin neyin peşinde olduğuna baktım… İddiaları: “Türk milleti Ermenileri kesmiştir.” Ben bu milletin bir ferdiyim.

Suçlanan benim.

Şimdi: “Doğru… Kestik… Uzattım boynumu, al intikamını.” dememi kimse bekleyemez.

Türk milletine mensubiyet, kişiye “kutsal” bir mesuliyet yükler! Türkiye”de Ermeni iddialarını dillendirenlerin Şkir sistemine incelediğiniz zaman, Türk milletine mensubiyet duymadıkları için, mesuliyet taşımadıklarını ve “zararlı” olduklarını görürsünüz.

Ermeni tezlerin savunucusu iki isim sık sık basın-yayın organlarında arz-ı endam eder: Biri Taner Akçam, diğeri Halil Berktay… İkisinin bir ortak özelliği de eski komünist oluşlarıdır.

Prof.

Dr.

Halil Berktay, en zenginlerimizden Sabancıların kurduğu üniversitede ders veriyor.

İkisinin de vukuatı kabarık… Taner Akçam”ı bir tarafa bırakalım… O, tamamen Ermenilerin emrine girmiş ve onların çok geniş imkânlarından istifade ediyor.

Bahsettiğim gibi kitabını bile Ermeni kuruluşu basmıştır. Halil Berktay”ın hangi Ermeni kuruluşuyla ilişki vardır; hangi Ermeni destekli konferanslara katılmıştır bilmiyorum.

Bu kişi son zamanlarda kendisinden üç sebepten daha sık bahsettirmiştir: En on “Milliyet” gazetesinde, Derya Sazak”ın yaptığı röportajında, 1915 hâdiselerini: “Tehcir olsa dahi jenosittir.” diyerek, iddialarını bir ileri safhaya taşımış ve şu zamanda çok hassas bir zeminde seyreden meselenin üzerine körükle gitmiştir.

Üstelik, inandırıcı olmak için: “Bu mesele Osmanlı zamanında İttihad Terakkî”nin iktidarında olmuştur.

Türkiye Cumhuriyetiyle bir bağlantısı yoktur.

”Üzgünüz.” densin, yeter.” diyerek inandırıcılığını pekiştirmek de istemiştir.

Bunlar tuzak… Bazıları hemen kandılar..

..

Röportajı yapan Derya Sazak ertesi günü: “Doğru, özür bildirelim.” derken, “Akşam”dan Engin Ardıç, her zamanki savruk, özensiz üslûbuyla “Osmanlı”nın yediği bir halt olduğunu ve üzüntü duyduğumuzu, bundan Türkiye Cumhuriyeti”nin sorumlu tutulamayacağını da belirtelim.” diyor.

Daha ne istiyorsunuz!” havasında yazıyor. Şunu sormak hiç aklınıza gelmiyor mu? Madem Türkiye Cumhuriyetiyle 1915 hâdiselerinin alâkası yok; neden üzerimize geliyorlar, neden bize “soykırım” dedikleri hâdiseleri kabul ettirmek istiyorlar? Ve neden bizden intikam almaya kalktılar, 70 dolayında diplomatımızı katlettiler? H.

Berktay tek başına 1915 hâdiseleri üzerinde duruyor.

Bu hâdiseler için akıl yürütmenin tek şartı vardır: 1820”den başlayarak 1922”ye kadar olan hâdiselerin muhasebesini yapmak… Bu meseleleri kurcalamak Halil Berktay”ın işi olup olmadığını da kendi kaleminden öğrenelim: “Benim birincil kaynaklarım tarihçilerin, özel olarak 20.yy Türkiye tarihçilerinin yazdıklarıdır.

Tarihçilerin yazdıklarını okuyup onlardan bir sentez ve derleme yaparak Osmanlı toplumu şudur veya Avrupa ortaçağ toplumu budur demek için değil.

Tarihçilerin okuduklarını inceleyip, bu tarihçilere bunları neler söyletiyor, bunun ardında ne gibi ideolojik, politik gündemler var, ne gibi adı konmamış alt söylemler var şeklinde bir söylem analizini devreye sokarak tarihçiliğin tarihini yapmak açısından tarihçilerin yazdıklarını okuyan bir insanım.

Birincil kaynak olarak doğrudan doğruya tarihçilerin kendi yazdıklarını kullanıyorum ve onları historiografik bir okumaya tabi tutuyorum.” Bu yazdıklarından anladığım şu: Ben belge okumam! Belgeleri inceleyip yazanları okurum.

Neden belge okumaz bu tarihçi bay? Yine bu sözlerinden anladığım: Tarihçiliğe sonradan intisap etmiştir… Belge okumayı bilmemektedir.

Belge okuyabilmek için Osmanlı Türkçesine ve Osmanlı kültürüne vâkıf olmak gerekir. Halil Bektay, meselelere nasıl baktığını da şu görüşüyle ortaya koyuyor: “50 yaşını aşmış ve Marksist bir entelektüel aile içinde doğup büyümüş bir insan olarak benim, Marksist duyarlılıklarla, tarih görüşleriyle vs 35 yılı aşan bir haşır neşir oluşum var ve elbette bu belli bir kültür kıtasını şekillendiriyor.

Bugünkü sorularım o sorularla sınırlı değil, bugünkü duyarlılıklarım o duyarlılıklarla sınırlı değil elbette.

Ancak yine de benim için bir çıkış noktası, bir tramplen, bir ilk basamak bile olsa kendimi tarif ederken bunu söylemek zorundayım.” Kimliği ortada… Halil Berktay”ın iyi niyetli olmadığını şu iki hâdise zaten göstermektedir… İki hâdiseyi de köşemize taşımıştık.

Kendisinin yüksek lisan öğrencisi olan Candan Badem adlı kişinin: “Bugün içimden Yaşasın Kürdistan diye bağırmak geldi.

Güney Kürdistan”daki seçimleri meşru görmesem de sonuçta Kürtlerin yarı bağımsız bir devletleri olmasını sevinçle karşılıyorum.

Tabii İsrailci ve ilkel milliyetçi aşiret ağası Barzani”ye veya fırıldak Talabani”ye hiç sempati duymuyorum, onları kahraman da görmüyorum ancak öyle veya böyle Kürtlerin onca acıdan sonra Irak”ta söz sahibi olmalarını önemsiyorum.

Ayrıca Barzani”nin TC”ye kafa tutması hoşuma gidiyor.

Bu şerefsiz devletin burnunu sürtmesi, kırmızı çizgilerini çiğnemesi, tükürdüklerini yalatması hoşuma gidiyor.

TC”yi kuranların Barzani”lerden daha kaliteli olmadığını da biliyorum…” sözlerini bakın nasıl savunuyor: “…Candan Badem (veya baksa herhangi biri) bir bireydir.

Bütün bireyler gibi, kendi görüşlerini savunma ve ifade etme hakkına sahiptir.

Anladığım kadarıyla, Candan Badem, sol nitelikteki bir web sitesinde kendi görüşlerini dile getirmiş.

Doğru veya yanlış, katılalım veya katılmayalım, bu, onun hakkıdır.

Bunun için, Sabancı Üniversitesi tarafından herhangi bir şekilde cezalandırılmasının sözkonusu olacağını hiç ama hiç sanmıyorum…” Talebesi yazısının devamında sosyalist olduğunu da belirtiyor.

Türk devletine “şerefsiz devlet” demiş.

Bunun ilimle, görüşle ne alâkası var?! İlim adamı bu sözleri ne olursa olsun dikkate alamaz! Eğer ilim adamıysa “şerefsiz devlet” sözünün ispatını ister ve ondan sonra Şkir yürütür.

Bu kadarcık açıklaması bile gösteriyor ki talebesiyle aynı Şkirde… İkincisi Ohannes Pamuk meselesinde söyledikleri… Adam elinde hiçbir delil yokken ve üstelik yakın zamanda yaşanmış hâdiselerin doğrusunu bildiği hâlde, “Türkler bir milyon Ermeni”yi, 30 bin Kürt”ü öldürdü.” demiş, H.

Berktay ona sahip çıkmıştır.

Hâlbuki, önce, “Delillerin nedir?” diye sorması gerekirdi.

Milletin kaderini ilgilendiren bir meselede kimse “Ben entelektüelim, istediğimi söylerim.” diyemeyeceği gibi, hiç kimse de, böyle konuşanlara sahip çıkamaz! İdeoloji ilmî sınırlar.

Halil Berktay”ı ilim adamı kabul edebilir miyiz? İlim adamı olmadığı yukarıda kendi sözleriyle sabit. Şöhret olmak ne kolay… Zemzem kuyusuna işedin mi, tamam… (Parantez açıp tekrar soracağım ve açıklama gelene kadar bu sorum her fırsatta tekrarlanacak: Tarih 9 Ocak 1996.

Özdemir Sabancı, Haluk Görgün ve Nilgün Hasefe Sabancıların binasında öldürülmüşlerdi.

Bunları öldürenleri yönetenlere de sorsanız Marxisttirler.

Sabancılar, kurdukları üniversitede, sosyalist olduklarını, Marxist tortu taşıdıklarını söyleyenleri barındırıp beslenmeleri hakkında Türk milletine bir açıklama yapacaklar mı, yapmayacaklar mı?)

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: