İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermenileri SAZAK´ın DEDESİ KESMİŞ!

Osman Tığraklı

Türkiye”nin sözde Ermeni Soykırımı”nı kabul etmesini isteyen Derya Sazak itirafa önce kendi dedesinden başlasın!…

.

TARİHE GEÇECEK BİR YAZI!.

.

Milliyet gazetesi yazarı Derya Sazak, Türkiye”nin sözde Ermeni soykırımını kabul etmesi gerektiğini yazma cür”etini gösterdi.

Türk ve Türk tarihine karşı kin kusan ve Sabancı Üniversitesi çatısı altında faaliyetini sürdüren Prof.

Dr.

Halil Berktay”ın iftiralarını ABD”deki Ermeni lobisi ile eşzamanlı olarak Türkiye gündemine getiren Derya Sazak, ”Soykırımı kabul ettiğimizi söylemek çok mu zor?” diyerek, ağzındaki baklayı çıkardı.

Derya Sazak, sözde soykırımın kabul edilmesini istiyorsa, dedesinin ”Ermeniyi kestiğini” itiraf ederek işe başlamalı.

Sonuçta Sazak, şark kurnazlığı yaparak, ”Türkiye Cumhuriyeti, sorumlusu olmadığı olaylarla suçlanamaz” diye yazarak, Osmanlı”yı reddetmemizi istiyor.

Sazak, bu kurnazlıkla 1914 ile 1923 yılına kadar olan (Cumhuriyet”in kuruluşuna kadar) Milli Mücadele”nin de yok sayılmasını istiyor…

Batılı Ermeni yardakçılarının da aynı yönde zaman zaman açıklamalarının olması dikkatlerden kaçmıyor.

Dolayısıyla, dedesinin bir katliamcı olduğunu itiraf etmesi, Derya Sazak”ı katliamcının torunu yapmaz!!! İşte Derya Sazak”ın Batılı Ermeni yardakçılarını bile kıskandıracak tarihi yazısından bazı satırbaşları: “…

Türkiye”nin resmi savunusuna karşın, ”1915”te yaşananlar” konusunda Avrupa ve ABD başta, pek çok ülke bizim gibi bakmıyor.

Adına ”soykırım” demesek de, Birinci Dünya Savaşı koşullarında Ermenilerin Doğu Anadolu”dan sürülmesi sırasında, binlerce insanın öldüğü açık.

Parçalanma kaygısıyla neredeyse bir iç savaş ortamı yaşanan 1915 koşullarında sadece Ermeniler değil, Türkler, Kürtler de saldırıya uğruyor.

Köyler basılıyor.

Masum insanlar katlediliyor. Türkiye, 90 yıl sonra ”Osmanlı”nın vârisi” diye 1915-16 olaylarından sorumlu tutulabilir mi? Hayır…

Prof.

Halil Berktay”ın görüşleri, ”Ermeni meselesi”ni tabu sayan aşırı milliyetçi çevrelerin tepkisini çekse de, bu açıdan ciddi önermeler içeriyor. Osmanlı”yı batıran, İttihatçıların verdiği ”tehcir emri”nin faturasını niye Türkiye Cumhuriyeti ödesin? Bunu savunmak yerine, resmi söylem ”Soykırım yaşanmadı” üzerine kuruluyor. Berktay da, ”Türkiye toplumu bunca yıldır kendi tarihiyle hesaplaşmak basiretini gösterseydi, konu Ermeni sorunu diye günümüze taşınmazdı” diyor. Berktay, 17 Aralık Brüksel zirvesinde Başbakan Erdoğan”la görüşmelere katılan üst düzey Dışişleri yetkilisinin, ”Bizden Ermeni soykırımını kınamamızı istiyorsunuz ama 80 yıl reddettiğimiz bir meseleyi nasıl kabulleneceğiz” dediğini anlattı. Berktay, ”soykırım” klişesi etrafında yapılan tartışmaların hiçbir sonuç doğurmayacağını belirterek, 1915 olaylarının doğru yansıtılması ve bunun Osmanlı”ya bile değil, İttihat Terakki”yi yöneten 3”lü cuntaya (Enver, Talat, Cemal paşalar) mal edilmesi ve ”üzüntü” bildirilmesi halinde dosyanın kapanacağını söylüyor. Aslında Mustafa Kemal de Cumhuriyet”i kurduktan sonra bunu yapmış! Soykırım tartışmasının ardından, tazminat ya da toprak talebi gelmez mi? Berktay”a bunu da sorduk: ”Sevr”in hiçbir hukuki geçerliliği yoktur.

Bunu en iyi Ermenistan biliyor” dedi. Türkiye Cumhuriyeti, sorumlusu olmadığı olaylarla suçlanamaz.

Bunu söylemek çok mu zor!”.

.

.

Nazlı”nın ecnebi kuşu!.

.

Dünden Bugüne Tercüman gazetesi yazarı Nazlı Ilıcak”ın, AKP hakkında ecnebi bir kaynaktan bilgi alması tartışılıyor! Üstelik kaynağın AKP”nin derin ilişkileri konusunda Ilıcak”tan da bilgili olması şaşırtıyor! .

AKP”nin iç dinamikleri artık ecnebi kaynaklardan öğreniliyor! Baksanıza, Nazlı Ilıcak gibi Başbakan Erdoğan ve çevresine yakınlığı ile bilinen bir gazetecinin, AKP ile ilgili derin ilişkiler konusunda ecnebi kuşlarından (Pardon kaynaklarından) bilgi almaya başlaması, AKP”yi de zan altında bırakıyor! Tayyip Erdoğan”la Abdullah Gül arasındaki süren gerginliği bile Ilıcak”ın ecnebi kaynağı açıklıyor! İşte ecnebi kaynağın, Nazlı Ilıcak”a verdiği denizaşırı bilgi kırıntıları barındıran söyledikleri: “Tayyip Erdoğan”ın gücü halkla bütünleşmesinden kaynaklanıyor.

Mumcu veyahut Livaneli veyahut Kemal Derviş alternatif olarak görülmüyor.

Asker halâ ciddiye alınıyor.

Yabancı diplomatlara göre, Türkiye”de darbe olmaz ama, askerin denetimi sürüyor.

Üstelik sanki bu denetimin sürmesinden memnun gibiler.

Ankara”daydım, ”iyi haber alan bir ecnebi kaynakla” görüştüm.

Zihnime takılan en önemli soruyu kendisine sordum: -Acaba Amerika, Tayyip Erdoğan”ı defterinden silmiş olabilir mi? Meselâ, Erkan Mumcu”ya veyahut Derviş ile birlikte hareket edecek Zülfü Livaneli”ye meyledebilir mi? Baktım, muhatabım, Erkan Mumcu”ya veyahut Livaneli ile Derviş”e hiç şans tanımıyor.

Artık, tepeden inme, toplum mühendisliği ürünü olan siyasî yapılanmaların “out” olduğunu düşünüyor.

Efendim, Zülfü Livaneli veya Kemal Derviş, Anadolu”nun bir kasabasına gitmişler miymiş! Vatandaşla yer sofrasında gocunmadan oturabilirler miymiş…

Şimdi yazacağım cümleyi duyunca hayretten dona kaldım: -Alternatif, gene AK Parti”nin içinden gelen bir hareket olabilir.

İşte o noktada, yürütülen spekülasyonların ciddi bilgilere dayandırılmadığı kanaatini taşıyorum.

Erdoğan ile Gül arasında muhtemel bir çatışma doğabilir inancı seslendiriliyor.

Oysa bu mümkün değil.

Bizim bildiğimiz kadarıyla, Ankara”da hangi cadı kazanı kaynatılırsa kaynatılsın, Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül arasına kara kedi giremez.

Görüştüğümüz kişilerden edindiğimiz intibaya göre, Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye”nin Irak”ta Talabani”yi muhatap almasından dolayı memnuniyet duyuyor…” .

”Paçavra polemiği”.

İstanbul Bağımsız Milletvekili Emin Şirin, Star gazetesi yazarı Hadi Özışık için çok ağır ifadeler kullandı.

Şirin Mehmet Ali Bayar”a yazdığı mektupta şöyle dedi: ” Sevgili Mehmet Ali Kardeşim…Dün Hadi Özışık’ın yazısını gördüm.

Yazıyı, bir gün evvel sekreterime yollamışlar.

Sekreterim de, Hadi Özışık’a nasıl baktığımı bildiğinden yazıyı bana göstermeden atmış.

Ancak, gittiğim bir yerde gösterdiler.

Yazıyı Lokman Kondakçı Bey ile sen yazdırmışsınız.

Allah aşkına Lokman Bey gibi tecrübeli bir insana ve senin gibi hakikaten istikbal vaat eden birine yakışıyor mu? Samimiyetle işbirliği yapacağınız insanları seçmeniz lazım. Bir tarafta Cengiz Çandar, Bilderberg, Hürriyet, diğer tarafta, samimiyetle, kendilerinden ziyade Türkiye’nin istikbalini düşünen insanlar.

Bu arada okuduğun, sonra da Lokman Kondakçı Bey’in Hadi Özışık’a da verdiği mektupta seninle ilgili iki cümle var.

Bundan neden rencide olduğunu anlamadım.

ABD desteği meselesinde, özellikle Türkiye’ye döndüğün günden beri seni takdim eden insanların ne konuştuklarına kulak vermeni tavsiye ederim…

Hadi Özışık gibi gazetecilerle iş yapacaksınız dikkat edin! Bu tip gazeteciler açısından benim için it ürür, kervan yürür… Bir şeyi anlamak lazım, daha doğrusu anladığını söylediğin bir konuyu tatbik etmek lazım: “Siyasette, samimi ve şeffaf olmak gerekiyor.

Sana yazı ile özetleyeyim.

Ben siyasete devam edeceksem, ortaya yeni menfi şartlar çıkmazsa, DYP’de devam edeceğim.

Başkan’ın müteaddit defalar bana yaptığı daveti, son olarak da basın yoluyla yapmasından gurur duydum.

Böyle bir davet herhalde Türk siyasi hayatında çok az insana nasip oldu.

Kendisine de teşekkür ettim.

Arkasından, Hadi Özışık’ın yazısını okuyunca, “Mehmet Ali Bayar gibi kıymetli bir insan için ne büyük şanssızlık.

Beni, DYP basın yoluyla davet ediyor; buna mukabil Hadi Özışık gibi itibarsız bir paçavra, Mehmet Ali Bayar gibi bir kıymeti pazarlamaya çalışıyor.

Ne şanssızlık, ne kadersizlik” diye düşünmeden edemedim.

Ben bu Yönetim Kurulunda, hiçbir şekilde tartışılmayan bir lider olan Mehmet Ağar’ı görmek istiyorum.

Yüzüne söylenmeyen hiçbir şeyin gıyabında konuşulmasını istemiyorum. Bu Yönetim Kurulunda, Teşkilat Başkanlığının da tamamen Genel Başkanın yetkisinde olmasını ve kimsenin karışmaması gerektiğini düşünüyorum.

Bu Yönetim kurulunda partiye emek vermiş Sayın Aydın Menderes gibi partiye değer katmış kişilerle birlikte; senin, hatta keşke Ali Müfit Gürtuna’nın da olmasını isterim.”

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: