İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Vakıflar´ın inadı inat

Reform İzleme Grubu, bir yazıyla Vakıflar Yasası’nın modernize edilmesini istedi. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün taslağında ise azınlıklarla ilgili öneriler yer almadı

HİLAL KÖYLÜ

ANKARA – AB’nin, ‘Uyum yasalarının tamamlanması ve uygulanmasında rehavet içindesiniz’ diye eleştirdiği hükümetin, yeni vakıflar yasa taslağı konusunda bunları doğrular şekilde sıkıntı ve çelişki içinde olduğu ortaya çıktı.

AB reformlarının uygulamasını izlemek amacıyla Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e bağlı oluşturulan Reform İzleme Grubu (RİG), vakıflar yasasını, cemaat vakıflarının mallarının iadesini ya da tazminat ödenmesini sağlayacak şekilde modernize etmek isterken, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün (VGM) direnişiyle karşılaştı.

RİG, Türkiye’nin Avrupa Konseyi nezdindeki daimi temsilciliğinin görüşlerini alarak Eylül 2004’te, VGM başta olmak üzere ilgili kurumlara gönderdiği yazıda, cemaat vakıflarının taşınmaz mallarının iadesini sağlayacak bir yasa taslağı hazırlanmazsa Türkiye’yi bekleyen tehlikelere dikkat çekerek, şu uyarılarda bulundu:

Tehlike büyük!

Vakıflara ilişkin yeni düzenleme, AİHS ve AİHM içtihadındaki kıstaslara uymazsa, yargısal ve siyasal denetim mekanizmalarının aleyhimize gelişeceği, konunun giderek Türkiye’de din özgürlüğüne uyulmadığı, etnik ve dinsel azınlıklara baskı yapıldığı gibi mecralara taşırılacağı söylenebilir.

Lozan Anlaşması’nda Müslüman olmayan azınlıklara ait vakıfların mal edinme ehliyeti konusunda açık hüküm yok. Buna karşılık ‘Gayrimüslim ekalliyetlere mensup Türk tebaası, Müslümanların istifade ettiği aynı hukuku medeniye ve siyasiyeden istifade edecek’ yolundaki 39. maddesindeki hükmün yorumundan ise, medeni ve siyasi haklar açısından eşitlik ilkesi getirdiği anlaşılıyor.

Gayrimüslimlerin de tüzelkişi kurma, idare ve denetleme haklarına sahip olduğunu öngören 40. maddesi dikkate alınırsa, eşitlik ilkesinin Lozan’da gerçek kişilerle sınırlı kalmadığı söylenebilir.

AİHM’nin, vasiyet ve hibe yoluyla vakıflara yapılan taşınmaz mal devirlerinin kamu kuruluşlarının müdahalesi üzerine yargısal yolla dahi olsa iptal edilmesini AİHS ihlali olarak değerlendirmesi kuvvetle muhtemel.

AİHM’nin alacağı ihlal kararının, AİHS’ye Ek 1 No’lu protokolle birlikte ayrım yasağı getiren 14. maddesini de kapsaması tehlikesi var. Bu durumda, ilk kez dinsel ve etnik temele dayalı ayrım yasağı ihlaliyle karşı karşıya kalınmasından kaygı duyulmakta.

Yazıda, yeni yasa taslağının şu ilkelere uygun olması istendi:

Türk vatandaşlarınca kurulmuş cemaat vakıfları, Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi ve Medeni Kanun’un çizdiği hukuk çerçevesiyle uyumlu olmalı.

Yeni Vakıflar Kanunu ile uluslararası yükümlülüklerimizi olumsuz etkilemeyecek şekilde düzenleme getirilmeli. Bu çerçevede; vakıfların tüzelkişiliği, hak arama ehliyetleri, taşınmaz mal edinebilmeleri, hibe ve veraset yoluyla mal edinebilmeleri, kısıtlamaların yasayla öngörülmesi ve yargısal denetime tabi olabilmesi gibi hususlar açıkça düzenlenmeli.

Yeni kanunun ayrıca 1974 kararı uyarınca 1936’dan sonra çeşitli hukuki işlemlerle kazandıkları taşınmaz malları ellerinden alınan vakıfların mağduriyetini iade yoluyla ya da bunun mümkün olmaması halinde tazminatla gidermesi, AİHM önündeki başvuruların lehimizde sonuçlanması bakımından önem taşır.

VGM’den ters açıklama

RİG’in yazısının üstünden beş ay geçmesine rağmen önerileri dikkate almayan VGM, hazırladığı taslağı, önümüzdeki günlerde Bakanlar Kurulu’na sunacak. VGM Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, geçen hafta taslağın son şekli hakkında ilk kez Radikal’e yaptığı açıklamada, özel kişilere ve VGM’ ye geçmiş cemaat vafıklarına ait malların iadesinin mümkün olmadığını söylemişti. Beyazıt, tavırlarını şöyle özetlemişti:

Cemaat vakıfları, özel mülkiyete geçmiş yerlerini istiyor. Bu imkânsız. Türkiye’deki hukuk sistemi çok büyük zarar görür. Bunun çözümü yargıya gitmek.

Cemaat vakıflarının diğer talebi, kontrolü VGM’ye geçmiş vakıfların da iadesi. Bu sisteme izin verilirse milyonlarca dava gündeme gelir. Eğer o hak verilecekse, diğer vakıflara da verilmeli, ancak bu da tüm sistemi altüst eder.

Beyazıt’ın açıklamaları, Dışişleri Bakanlığı ve AB Genel Sekreterliği’nde şok etkisi yaptı. Kurum yetkilileri, “Reform sürecindeki rehavet ve reformlara direniş ortada. Demek ki önerilerimiz, uyarılarımız hiç dikkate alınmamış. Taslağın bu şekilde Bakanlar Kurulu’na gitmesine izin veremeyiz” dedi.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: