İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

UNESCO´ya `Ermeni sorunu´ için öneri

Zülfü Livaneli

UNESCO Genel Merkezi’nde yaptığım konuşmanın ana hatları şöyle: “Hepimizin bildiği gibi I. Dünya Savaşı insanlığın uğradığı en büyük felâketlerden birisidir. Bu konuda en ağır bedeli ödeyen ülkelerden birisi de Osmanlı İmparatorluğu olmuştur. Savaş sonunda topraklarının çok büyük bir kısmını ve Balkanlar, Anadolu, Ortadoğu’daki nüfusunun beşte ikisini kaybetmiştir.

Size şahsi bir örnek vereyim. Babamın dedesi bir Osmanlı subayı olduğu için kurtulmuş ama Kafkasya bölgesine yakın Artvin’de kalan ailesinin tümü Ruslar tarafından katledilmiştir. Kendisi de daha sonra şehit olmuştur.

Eşimin ailesi ise aynı akıbetle Rumeli’deki Manastır’da karşılaşmış ve katliamdan kurtulabilenler, yollara düşüp günlerce kaçarak, büyük acılar çekerek İstanbul’a ulaşabilmişlerdir.

İşte savaş trajedisinin sadece benim aileme yansımaları.

Bu olayların milyonlarca insanı kapsadığını düşündüğünüzde, yaşadığımız trajedinin boyutları gözünüzün önüne gelebilir.

Osmanlı tebaası olan Ermeni kardeşlerimizin çektiği acıların da elbette farkındayız. Onlar için de yüreğimiz yanıyor.

Ama bunlar, genel bir trajedinin çok acı sahneleri midir, yoksa sistematik ve soğukkanlı bir soykırım mıdır? Uluslararası kamuoyunun cevabını araması gereken soru budur.

Ermeni diasporasının bu konuda büyük bir acı çektiğini biliyoruz ve bu acıya saygılıyız. Ama şu da unutulmamalı ki bugün Türkiye de soykırım suçlaması altında acı çekiyor.

Şimdi Sayın Genel Direktör, UNESCO’ya önerim şu: Uluslararası saygın tarihçilerden, bilim ve kültür insanlarından bir grup oluşturalım ve UNESCO kurumu çatısı altında bu konuyu irdelemelerini isteyelim. Ben milletvekili olduğum halde öneriyi bu sıfatımla değil, UNESCO mensubu bir bağımsız aydın olarak getiriyorum.

Düzenleyeceğimiz konferans kesinlikle politik seviyede olmamalıdır. Gerçeğin ne olduğu, sadece bir anma, hatırlama, hatta yas tutma ve saygı çerçevesi içinde araştırılmalıdır.

Harvard, Princeton, Cambridge, Oxford, Sorbon üniversitelerinden profesörler, Alman, Türk ve Ermeni bilim ve kültür insanları bu konuyu Birleşmiş Milletler’in saygın UNESCO çatısı altında konuşamazlarsa nerede konuşacaklar.

Sayın Genel Direktör, Bu konuda Türkiye’de büyük bir tartışma sürdürülmekte. Osmanlı arşivleri açılmış durumda. Orada da bir inceleme başlatılabilir.

UNESCO hükümetler arası bir kuruluş olduğu için böyle önemli bir konuda taraf hükümetlerin de onayının alınması gerekir.

Ama ben size şimdiden söyleyebilirim ki Türk hükümetinin bu konuda karşı çıkacağını tahmin etmiyorum.

En azından Türk tezlerinin de dünyada duyurulması için bu konferansı kabul edeceğini düşünüyorum.

Zaten ana muhalefet partisi lideri de daha önce böyle bir öneride bulunmuştu.

Sayın Genel Direktör, Sizi temsil eden bir elçi olarak UNESCO kurumunun bu önemli konunun çözümüne yardımcı olmasını talep ediyorum.”

Tahmin edileceği gibi, bu konuşma büyük alkışlarla karşılandı.

Daha sonra beni tebrik edip “Böyle bir konuşmanın Türkiye’de beni tehlikeye sokup sokmayacağı soruldu.

“Tam tersine” dedim. “Türkiye bu konuyu zaten tartışıyor, sadece konuyu dünyaya duyuramamaktan şikâyetçi.”

Daha sonra önerimi UNESCO Genel Direktörü Koiçiro Matsuura ile ikili olarak görüştük. Konu çok hassas ve politik olduğu için biraz çekindiğini hissettim.

Ben de politik bir toplantı yapmayacağımızı; Türkiye, Ermenistan, Azabeycan ilişkilerine hiç karışmayacağımızı ama UNESCO’nun tüzüğünde yazılı olduğu biçimde, barış amaçlı entelektüel seviyede bir toplantı düzenleyeceğimizi söyledim.

UNESCO yönetimi olarak bu öneriyi ciddiyetle görüşeceklerini söyledi. Şimdi toplantı tutanaklarını ve konuşmamı UNESCO nezdindeki büyükelçimize teslim edeceğim.

Eğer hükümet ve basınımız bu öneriyi desteklerse Paris’te UNESCO çatısı altında tezlerimizi anlatma olanağı bulacağımızdan eminim.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: