İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Din dersleri ve cemaatler

Taha Akyol

DİN sadece bir itikat değil, aynı zamanda sosyal kimliğin çok önemli bir unsurudur. Hem toplumsal talepleri karşılamak hem toplumu ‘parça’laşmaktan korumak nasıl mümkün olur? Avrupa tartışıyor.

Strasbourg’da Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu’nun 26 Şubat günlü oturumunda CHP’li Onur Öymen itiraz ediyor:

– Biz burada neden din meselesini konuşuyoruz? Avrupa kurumları laiktir…

Komisyon Başkanı Jost Lagendik, cevap veriyor:

– Sayın Öymen, demokrasilerde toplumun gündemindeki her şeyi siyasiler de tartışır!

Öymen, Kemalist geleneğe uygun düşünüyor: Madem devlet ve siyaset laiktir, dinî konuları gündemine almaz.

Çağımızın yaygın görüşü ise şöyle: Din sadece teolojik değil, aynı zamanda sosyolojik bir konudur, toplumda dinî bir mesele ortaya çıktığında siyaset tartışır, çözüm arar. Mesela din eğitimi meselesi…

* * *

İŞTE, Sabancı Üniversitesi’nde Prof. Üstün Ergüder başkanlığındaki “İstanbul Politikalar Merkezi” bünyesinde hazırlanan din eğitimi raporu… Önceki gün bir grup aydınla tartıştık.

“Türkiye’de Din ve Eğitim: Değişim İhtiyacı” adlı raporu hazırlayan heyetten bazı isimler: Prof. Binnaz Toprak, Prof. Burhan Şenatalar, Prof. Çiğdem Kağıtbaşı, Cem Vakfı’ndan Doğan Bermek, ilahiyatçı Prof. Halis Ayhan, İstanbul Müftüsü Prof. Mustafa Çağrıcı, Ermeni cemaatinden gazeteci Hirant Dink, TESEV’den Etyen Mahçupyan, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden Prof. Türkan Saylan…

Raporun ilk bölümü “Din ve Eğitim: Toplumsal Uzlaşma Duyurusu” başlığını taşıyor. Burada “toplumsal” ve “uzlaşma” kavramlarına dikkat çekerim; siyaset ilgisiz kalabilir mi?

* * *

RAPOR AB ülkelerindeki durumu anlatıyor:

Avusturya, Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan ve İrlanda’da hem “zorunlu” hem de “bir dini benimsetmeye yönelik eğitim” var.
Danimarka, İngiltere ve İsveç’te, “zorunlu” ama tek din değil, “dinler hakkında” eğitim var; ayrıca özel kilise okulları var.
Arnavutluk, Fransa, Karadağ ve Makedonya’da devlet okullarında din dersi yok, özel okullarda din dersi verilebiliyor.
Görülüyor ki ‘türlü çeşitli’ laiklikler var.
Bizde nasıl olmalı? Raporda şu prensipler belirtiliyor:

Toplumdan din eğitimi talebi var, bu görmezden gelinemez.

Mecburi din dersleri “dinler hakkında” olmalı, genel olarak din felsefesi, dinler ve mezhepler konusunda ‘eşit’ duruşlu bilgiler vermeli. Amaç, dinî hoşgörüsüzlük ve ayrımcılıkla mücadele olmalı.

‘Din eğitimi’, yani belli bir dinin itikat ve ibadet esasları konusunda eğitim ise mecburi olmamalı, seçimlik de olmamalı, ‘isteğe bağlı’ olmalı. Dersleri öğretmenler vermeli.

* * *

GENELDE bu ilkeler makul ama isteğe bağlı din eğitimi nasıl yapılacak? Tartışmalı bir alan.

Toplantıda Hırant Dink şunu söyledi:

– Din eğitimi dediğimiz aslında vaazdır. Vaazsız ve cemaat ruhu olmayan bir din düşünülemez.

Doğru… Bu ruhu vermeyen, ‘ansiklopedik bilgi’den ibaret bir din eğitimi toplumsal talebi de karşılayamaz zaten.

Bu ‘ruhaniyet’i kim verecek? Hıristiyanlara bu dersi rahiplerin vermesi… Alevilere dedelerin vermesi… Sünnilere de ilahiyatçıların…

Veya özel okullara imkân tanınması…

Bu seçenekler Avrupa anlayışına daha uygun gözüküyor. Ama…

Cumhuriyet cemaatleri tanımıyor, “Tevhid-i Tedrisat”a da aykırı.

“Din dersini öğretmenler versin” deyince, Aleviler itiraz ediyor. “Dedeler versin” deyince “cemaatler” meselesi ortaya çıkıyor…

Benim katıldığım toplantıdaki tartışmalarda gördüm ki, üsluba dikkat edilmez ve hoşgörülü davranılmazsa gerginlikler çıkabilir. Çünkü konu sadece teolojik değil, daha ‘kışkırtıcı’ olan “kimlik” meselesiyle de ilgili…

Başka bir yazımda tekrar değineceğim.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: