İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Çoğunluk, azınlık ve azgınlık

Nazım Alpman

Dünyanın her yerinde “azınlık” olarak yaşamak kolay değildir. Erivan’da tanıştığım İstanbullu Diran Lokmagözyan’a sormuştum:

-Sen İstanbul’da doğup büyümüşün Erivan’da sıkılmıyor musun?

Diran gülerek “sana tuhaf gelebilir ama” diyerek şöyle anlattı:

-Türkiye’de ‘Ermeni azınlık’tım, Almanya’ya okumaya gittim bu sefer ‘Türk azınlık’ oldum. Şimdi burada ilk kez çocuğunluk olmanın tadını çıkartıyorum. Kimse bana ‘sen Ermeni misin?’ diye sormuyor. Ben de bir şey anlatmak zorunda kalmıyorum.

Batı Trakya Türkleri 80 yıldır “Müslüman Yunanlı” değil, “Yunanistan vatandaşı Türkler” olarak anılmak istediklerini Yunanistan’ın resmi kafalarına anlatmaya çalışıyorlar.

Eski Yugoslavya’da Kosova Cumhuriyeti’nde bütün yol ve sokak tabelaları Sırpça, Arnavutça ve Türkçe olarak üç dilde yazılıydı. Dağılma sürecinde Sırplar, Arnavutları etkisizleştirmek için tabelaları tek dile indirdiler. Ardından iç savaş yaşandı, bitti. Ezilen Arnavutlar, Kosova’da söz sahibi oldular. Türklerin en kalabalık olarak yaşadıkları Prizren’deki Türkçe levhaları sökme kararı aldılar.

Üsküp’te Türkçe yayınlanan Birlik Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Drita Karahasan’ın ilk adı Arnavutçadır. Bir gün “Drita senin adın niye Türkçe değil?” diye sordum. O da anlattı:

-Ben İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru dünyaya geldim. Babam işgalci Alman ordularına karşı çarpışan Partizan saflarında savaşıyor. En yakın arkadaşı da bir Arnavut. Benim doğumumla Almanların yenilgisi arasında çok az bir süre var. Arnavut arkadaşı “kızına Şafak adını koy, yakında şafak sökecek, ülkemiz işgalden kurtulacak” diyor. Babam da bana Drita (Şafak) adını koyuyor.

Felaketler kapıyı çalınca ulus farkı kalmıyor. Kötü günler geçince azınlıklara karşı azgınlıklar başlıyor.

Gökçeada’nın (İmroz) Hükümet Tabibi Doktor Foka, 1963 Kıbrıs krizi çıkınca görevden alınıyor. Ki, adayı terketsin Yunanistan’a gitsin… O da istifa ediyor Ada’da kalıyor. Çünkü o İmroz’da doğup büyümüş bir Rum çocuğu doktorluğa devam ediyor. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında pek çok Rum Gökçeada’yı terkediyor. Doktor Foka ise yine yerli yerinde duruyor.

Adadaki Açık Cezaevi’nin “izinli” mahkumlarının geceleri içki halde Rum evlerini ziyaret ettikleri dönemlerde çeşitli acılar yaşanıyor.

Doktor Foka ile 1989’da tanışmıştım. Ona niçin Yunanistan’a gidip rahat bir hayat yaşmayı seçmediğini sormuştum. Doktor “ben tıp fakültesini 1940 – 1944 yılları arasında Atina’da okudum” diyerek anlatmaya başladı:

-Bir gün Yunan partizanları kentin içinde iki Alman askerini öldürdüler. Almanlar olayın yaşandığı sokağın iki ucunu tuttular. Sokakta bulunan bütün erkekleri bir duvarın dibine sıraya sokup, tek tek kimlik kontrolü yaptılar. Sıra bana gelince pasaportumu çıkarttım. Beni kenara ayırdılar. Kalan herkesi kurşuna dizdiler.

Doktor Foka hikayesinin sonuna gelmişti, durdu derin bir nefes aldı ve devam etti:

-Bugün yaşıyorsam o gün Almanlara gösterdiğim o Türkiye Cumhuriyeti damgalı pasaportum sayesindedir! Ben bu topraklarda doğdum bu topraklarda öleceğim ve ölünceye kadar da bu ülkeye hizmet edeceğim!

Doktor Foka, kendisine verdiği sözünü tutarak mesleğini aksatmadan Adalılara hizmet etti, 1990’ların ikinci yarısında doğduğu topraklarda öldü.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: