İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Altan ve Pamuk´u tartışmak

Abdullah Özdoğan

Geçen hafta ve bu hafta iki kişiyi tartıştık… Üstelik de yaptıkları işi değil, söylediklerini… Bazı kesimler, bu tartışmanın ve eleştirinin Türkiye”de ifade özgürlüğünü zedeleyebileceğini, bunun için de yanlış olduğunu savunuyor… Üstelik bunu savunanla da bu vatan üzerinde yaşayan “aydın” insanlar… İfade hürriyetinin sınırlarını tartışalım isterseniz bu iki ismi bir kenara bırakıp… Her isteyen her istediğini söyleyebilir mi?.

Herkes herkese veya bir takım değerlere hakaret edip de bunun ifade özgürlüğü kapsamına alınmasını bekleyebilir mi?.

Basın ve Şkir hürriyeti bu mu?.

Şimdi bu soruları farklı bir şekilde sorsam… İçinde hakaret içeren ifadeler kullansam bu da Şkir ve basın hürriyetine girer mi?.

Birileri kalkıp vatanıma insanıma küfretse, ben de o küfredene küfretsem beni de mazur görürler mi?.

Benim de onlar kadar Şkir ve basın hürriyetim var mı?.

Olmalı diyorsanız yarın söveceğim… Olmadı, ayıp derseniz, onların yaptıklarını neden ayıplamıyorsunuz?.

Ham çökelek beyinlerin ürettiği senaryolara kendi insanlarına bakış açılarını da eklerseniz ortaya bir garabet çıkıyor… Ben şimdi bu gazetede Orhan Pamuk”un kitaplarının çok sattığını, ama herkesin biblo gibi süs eşyası olarak bu kitapları alıp beşinci sayfasından sonra okumayı bıraktığını yazsam, ispatlamamı isterler… İspatlayamam… Tıpkı Pamuk”un 1 milyon Ermeni”nin Türkler tarafından öldürüldüğünü söylediği noktadaki anlamsızlığa düşerim. Ama bu Şkrimin ispatını sağlamak için de birtakım girişimlerde bulunabilirim.

Belki netice de alırım.

Ama bu çaba bir “Orhan Pamuk”un edebi değeri nedir?” sorusunu sorup karşılığında da çabaya girmeye değmez.

Alacağım cevap ne olursa olsun geneli ilgilendirmez.

Çetin Altan”ın son 50 senesine bir bakıp söylediklerini alt alta yazıp 50 senedir bozuk plak gibi aynı şeyleri söylemesine rağmen neden bir takım yerlerde isminin büyüsünün devam ettiğini de sorabilirim.

Ama alacağım cevap, gösterdiğim çabaya değmez.

O halde Şkir hürriyeti ve basın hürriyeti noktalarında ben istediğimi söyleyemiyorsam bu soruşturulmaya değmeyecek kimlik sahipleri de çenelerini tutacaklar.

Veya adam gibi, bu vatanın insanı gibi konuşacaklar.

Oturdukları yerden işkembeden atarak ahkam kesmeyecekler… Yoksa ben de aynen onların faydalandığı “fikir ve basın hürriyetinden” faydalanırım… Kendime yakıştırmasam da… Benim hikayem… Gerçekleşmesi muhtemel bir mucize veya imkansız facialar geçidi… Birden bire saraylar ve aniden çöplükler… Şükredilmesi mümkün bir paranoya bu… Sonu ancak ölümle bitecek acı bir komedi Şlmi gibi… Herkesin hayatı gibi bir yandan… Zaman zaman damdan düşer gibi… Bir acı kahve içer gibi… Benim hayatım karma bir resim galerisi sanki… Bir tarafta natürmortlar… Bir tarafta perdeler arasına gizlenmiş nüler… En karanlık odaların tek mumla aydınlatılmış köşesinde gülen yüzler… Aynı yüzler güneşte sevimli gibi… Benim hayatım denenmemiş intiharlar gezisi… Tek atışlık mermisi kalmış savaşlar… Yarım hikayelerden oluşan bir kitap gibi hep sonu belli olmayan… Ve sıkıntılı gibi biraz… Biraz deli gibi… Benim hikayem bu, benim hayatım… Doğduğum andan bu güne tıpkı benim gibi… .

.

AYRINTILAR.

.

Benim kışlarım yaza benzer.

.

Benim kışlarım yaza benzer en çok.

Öyle soğuklarda yanarım ki üşüdüğümü kimse bilmez.

Kimse kendime yettiğimi bilmez de yalnız kaldığımı farz eder.

En çok kışı severim ben.

En çok kışın ısınmayı.

Kış, karları, karlar üşümeyi ve üşümek de ateşi ve yazı sevdirir.

Her kış, gelecek yazı düşler ve ısınırım.

Ve düşlerim öyle geniştir ki karlar ortasında güneşi düşünerek ısınırım.

Benim kışlarım yaza benzer, en çok kendim inanırım.

Kendim bilirim en fazla karların dondurduğu kadar yaktığını da.

Ve bir yaz günü kaybettiğim umutlarımı, bir kışın göbeğindeki boranlarda ararım.

Ben en çok yazları üşürüm.

Kışın geleceğini bilmek, gelecek korkusunu depreştirir yüreğimde.

Kışı düşünmekten yazı yaşayamam da en çok.

Onun için benim kışlarım yaza benzer ve yüreğimde yazları yaşarım, bedenim karlar altındayken.

Bir tek düşüncelerimi tutsak edemez bedenim.

Hislerimi tutsak ettiğinden ve kuşkularımı örttüğünden başka.

Hep bir kış ortasında yazın ölmeyi düşlerim.

Ölürüm de zaman zaman.

Ama öldüğümü hepinizden gizlerim…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: