İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

O.Pamuk´u asmayalım da besleyelim mi?

Baskın Oran

O.Pamuk’u asmayalım da besleyelim mi? 17/02/05

Sanatçı, bir gazetenin sorularını yanıtlarken şöyle demiş: “1 milyon Ermeni ve 30.000 Kürt öldürüldü”.

İki sayı da anlamsız. Osmanlı Hükümeti’nin Sevr tasarısına verdiği yanıta 16 Temmuz 1920’de ültimatomla cevap veren Müttefikler bile 800.000 ölüden bahsediyordu (S.Meray-O.Olcay, Osmanlı İmparatorluğunun Çöküş Belgeleri, Ankara, SBF Yayını, 1977, s.32). Toplam 30.000 ölü olduğuna göre, Ege’ye giden onca Türk bayraklı tabutlar neydi?

Sanatçı, sanatın sınırlarını aşınca zayıflayabiliyor.

Bu yanlışlar, meydanlarda toplanıp kitap yakanların yanı sıra, okumuşları da harekete geçirdi. Ankara Üniversitesi’nden (AÜ) bir profesör şöyle yazıyor (virgülünü değiştirmeden veriyorum):

“Neden Türk Milletini-Ulusunu böylesine rastgele karalayanlar evrensel hukuk kuralları içinde sorgulanmıyor? Böyle, rastgele mantığı ile suçlamaları mesala Avrupa da veya ABD yapabilirmisiniz? Hukuk devleti olma ile ancak bu ‘kuş yumurtası üretenlere’ hadleri bildirilemez mi? Saygılar?”

“Kuş yumurtası” dediği, MHP’nin Ortadoğu gazetesi köşe yazarı Serdar Kuru’nun yine AÜ eposta listesine gönderilen yazısından öğrendiğimize göre, bir “istihbarat dünyası” terimi. O.Pamuk’un böyle açıklamalar yapmak için küçücükten özel olarak yetiştirildiğini anlatıyor…

“Evrensel hukuk kuralları” dediği de, bütün özgürlüklerin önkoşulu olan ifade özgürlüğünü yalnızca “şiddete teşvik”, “hakaret” ve “nefret söylemi” durumlarında savunmayan, ayrıca açıklamanın “açık ve somut tehlike” yaratmasını şart koşan BM ve AK sözleşmeleri ve AİHM ilkeleri (bkz. benim Türkiye’de Azınlıklar, İstanbul, İletişim Yayınları, 2004, s.107).

Acaba, “açık ve somut tehlike”, doğru veya yanlış fikrini açıklayan sanatçıyı yok etmek isteyenlerden ve onları “fikren” destekleyenlerden geliyor olmasın?

Akademisyenlere de fazla yüklenmemek lazım. Herkesin alanı ayrı. Bunları bilmeyebilirsiniz. Peki, ya dört yıl siyaset bilimi ve uluslararası hukuk okumuşlar ne diyor?

“TCK’yı inceledim. Orada ilginç bir madde var: 301. Bir avukat tutalım ve ücretini ödeyelim. ‘Türklüğü alenen aşağılamak’tan 6 aydan 3 yıla kadar hapsettirelim, bir de simgesel tazminat alalım”. Aynı listeye yazan bir diğeri, O.Pamuk’un vatandaşlıktan atılması için imza toplamayı öneriyor…

Bunları söyleyenler, bir sınıf arkadaşlarının yazdığı bilimsel Rapor saldırıya uğrayıp TV önünde yırtıldığı ve yazarı “Kan akacaktır” diye alenen ölümle tehdit edildiği zaman bile gıklarını çıkartmamışlardı.

Bu da önemli değil; hazin olan asıl şu: Bunları söyleyenler, gençliklerinde özgürlüklerin en doludizginini yaşamış olanlar: 68 yılının Mülkiye mezunları…

“Ey vatan, gözyaşların dinsin; yetiştik çünkü biz!”. Mülkiye Marşının bu mısraında geçen vatan, yani Devlet, acaba hangi Devlet?

1859’da kurulduğu dönemlerde, ilk anayasayı yapan Mithat Paşa’yı boğduran Devlet mi? Cumhuriyet’ten sonra, şair Nazım Hikmet’i ziyarete gitti diye genç teğmenleri Deniz Kuvvetleri’nden çıkartıp hapse sokan Devlet mi? Grevi 1961’e kadar yasaklamış Devlet mi? Sermayeyi Müslüman tüccara transfer için Varlık Vergisi’ni çıkartıp, farklı dinden vatandaşlarını Erzurum Aşkalelere kar küremeye süren ve sonuçta Türkiye’nin sınaileşmesini elli yıl geciktiren Devlet mi? Beyazıt meydanlarında ifade özgürlüğü için gösteri yapan öğrencilerin üzerine atlı polislerini süren Devlet mi? Farklı etnik kökenden vatandaşlarını, çocuklarına isim koydu diye mahkemelerde süründüren Devlet mi? Gayrimüslim vakıflarına 1974 mahkeme kararında resmen “yabancı” diyen, 2004 yılında bile bu vakıflar için “Tapuda tescilli mallarının tescili için de başvuracaklardır” hükmünü çıkartan Devlet mi? Farklı mezhepten vatandaşlarına zorla Sünnilik dersi aldırtan Devlet mi? Okullarındaki üçte bir öğrencinin “Gerekirse devlet uğruna bireyler feda edilebilir” (Radikal, 15.02.05) dediği devlet mi? Hangisi?

Sakın, o güzelim marşın o güzelim mısraındaki Devlet, kendisini ağır eleştiren vatandaşına da insan muamelesi yapan Devlet olmasın? Dağa-taşa yazılmış “Önce Vatan” ibaresinin sonuna bir “-daş” ekleyecek düzeye gelmiş bir Devlet olmasın?

Eğer değilse, o zaman Sakallı Celal’in o çelişkili sözü doğru demektir:

“Bu kadar cehalet, ancak maarifle olur”…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: