İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Pamuk’u bırakın, sıkıysa Pollock’a bakın!

Dilek Yaras

Wall Street Journal gazetesindeki Robert Pollock imzalı Pentagonvari yoruma gülüp geçecektim eğer Condoleezza Rice’nin sözlerini anımsamasaydım.

Rice değil miydi Türk kamuoyunun Amerikan karşıtlığından yakınan ve bunun değiştirilmesi için önlem alınmasını isteyen?

Anlaşılan yarı sömürge halimiz yetmiyor hazretlere. Tam sömürge olmalıyız. Bütün kamuoyu ABD hayranı olmalı ve tecavüzden zevk almalı.

Psikolojik olarak öyle hazır olmalıyız ki, Amerikan tankları sınırlarımıza girdiğinde çiçeklerle karşılamalıyız onları.

İslamî basının Amerika’ya karşı suçlamalarından yakınan Pollock, Erdoğan’ın Irak’taki seçimlerin yasallığını sorgulayan birkaç dünya liderinden biri olduğunu iddia ediyor.

Eğer gerçekten öyleyse bravo Erdogan’a!

Ayrıca, sadece Pollock’un İslamî dediği basın mı karşı acaba ABD’nin dünyaya kan kusturmasına?

Benim gördüğüm kadarıyla çoğumuz karşıyız ve gün geçtikçe artan ortak bir nefret büyüyor hepimizin içinde. Üstelik Amerikan ve dünya halklarının sağduyulu kesimiyle paylaştığımız bir nefret bu.

Pollock’un ’’Hükümetin Türkiye’nin Amerika ile olan ilişkilerine önem veriyorsa kamuoyunun ABD ile ilgili önyargılarına sığınmak yerine bu önyargıları değiştirmek zorunda olduğu aksi takdirde Türkiye’nin kendisini Amerika’da dostsuz, Avrupa’da dışlanmış, ikinci sınıf, dar görüşlü, paranoyak ve marjinal bir ülke olarak bulabilir” sözleri, her şeye ve bazı satılmışlara rağmen Türk kamuoyunun oldukça etkili bir tepki gösterdiğinin kanıtı gibi görünüyor bana.

ABD’ye direnme konusunda -iktidarda kim olursa olsun- halk olarak, basın olarak görevimiz sonuna kadar hükümete destek vermektir. Çakallarla masaya oturmak zorunda olan hükümetlerin ülke çıkarlarını sonuna kadar koruması çok zor bir iş. Hele bir de o ülke bizimki gibi IMF’nin kucağındaysa.

Bu bağlamda, bir hükümetin kendi kamuoyu’na, yani halkına sığınmasından, ondan güç almasından daha onurlu, daha doğru ne olabilir acaba? Ama o kamuoyunun da tırsmaması ve sığınılacak büyüklükte bir kucak olması gerekiyor.

O Ülkü Ocakları, o halk, o basın, Pamuk’a ve kitaplarına karşı gösterişli protesto etkinlikleri düzenleyene kadar önce Türk kamuoyunun susturulmasını isteyen ABD uşaklarına ve Amerikalılara tepki göstermeliydi bence. (Gösterenleri tenzih ederim.)

Evet, asıl tepki verilmesi gereken konu, ABD’nin devletimize yaptığı baskıydı.

Amerika gemi iyice azıya almış durumda!

Türk halkının sesini taa Amerikalardan susturmaya kalkışıyorlar ve biz buna karşı bir şey yapmıyoruz. Üç beş kişinin lakırdısıyla uğraşıp hedeften sapıyoruz.

Pollock Efendi; ’’ABD Başkanı George Bush’un Erdoğan’ı ilk tanıyan dünya liderlerinden biri olduğu, Bakû-Ceyhan boru hattı, Ermeni soykırımının ABD Kongresi’nde tanınmaması, Türkiye’nin AB üyeliğine ABD desteği ve Abdullah Öcalan ‘ın yakalanması için Amerika’nın gösterdiği çabalar gibi gerçeklerin unutulduğundan’’ da yakınmış.

Bu durum bana Ömer Seyfettin’in ’’Diyet’’ öyküsünü anımsattı.

Koca Ali’nin onurunun bedeli kolu olmuştu. Acaba bizim onurumuzun bedeli ne olacak?

Paul Wolfowitz’in tezkere sonrası ettiği hakaretleri yutmuştuk. Bunları da yutacak mıyız?

Bazıları ise ABD emparyalizmine, zulmüne karşı olanları müzmin Amerikan düşmanlığıyla suçluyorlar.

Bir Irak, bir Afganistan gözlerimizin önünde dururken, Suriye, İran, Lübnan topun ağzındayken, böyle giderse sıranın bize de geleceği ayan beyan ortadayken, Amerikan emperyalizmine ve zulmüne karşı çıkanlar müzmin Amerikan düşmanı oluyorsa ben de öyleyim o zaman.

Hem de en kroniğinden!

Üzerinde yaşadığımız bu toprakların ve hepimizin ortak çıkarları için; sağcısı solcusu, dinlisi dinsizi, Müslümanı Hristiyanı, Alevisi Sünnisi, ümmetçisi ulusalcısı… birlik olmamızın zamanı geldi de geçiyor bile.

Uyanalım artık vakit çok geç olmadan!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: