İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Cehaletin verdiği cesaret

Uluç Gürkan

Romancı Orhan Pamuk, kendisiyle söyleşen İsviçreli gazeteciye, ‘Sorularınızla beni kışkırtmayı başardınız’ diyor ve başlıyor Türkiye nefretini ortaya dökmeye: ‘Burada 30 bin Kürt’ü öldürdüler. Ve bir milyon Ermeniyi. Hiç kimse bunu dile getirmeye cesaret edemiyor. Ben yapıyorum. Bu yüzden benden nefret ediyorlar.’

Aslında Orhan beyi kışkırtan falan yok. Orhan bey, ‘Türküm’ diyen yazarları ‘kimsenin okumadığını’ söyleyince, İsviçreli gazeteci lafa giriyor. ‘Onlar da sizin için aynı şeyi söylüyor’ diyor. İşte bu söz, Orhan beyi, kışkırtmanın da ötesinde, adeta çılgına çeviriyor. Önce İsviçreli gazetecinin ağzının payını veriyor. Kendisini, ‘Avrupalı değil de, bir Türk gazetecinin karşısında oturuyor gibi hissettiğini’ söylüyor. İsviçreli gazeteci şaşkın, ‘Ben Türk’e benziyor muyum’ diye soruyor. Orhan bey, ‘Hayır ama, bu ülkede iki-üç yıl önce yeniden hortlayan milliyetçiler gibi konuşuyorsunuz’ yanıtını veriyor.

Sözde kışkırtıldı ya, artık Orhan beyi tutabilene aşkolsun. ‘Türkiye geçmişiyle yüzleşecek, barışacak’ edebiyatıyla, kim öldürülmüş, kaç kişi öldürülmüş, attıkça atıyor..

Ne dersiniz, böylesi bir söyleşi sağlıklı bir ruh halini yansıtıyor olabilir mi?

* * *

Sağlıklı, ya da değil, Orhan Pamuk açıkça ‘Türkiye düşmanlığı’ yapıyor. Bunu da ilk kez yapmıyor.

Daha önce de Washington’da, ‘Kar’ adlı romanının İngilizce’ye çevrilmesi nedeniyle katıldığı toplantılarda Türkiye’yi yerden yere vurmuştu. Kendisine, ‘Türkiye’de memnun olduğunuz hiç bir şey yok mu’ diye kibarca tepki gösteren bir avukat hanıma da, ‘Ben Turizm Bakanı değilim’ diye küstahlaşmıştı..

Ne dersiniz, Orhan bey bütün bunları İngilizce’den sonra Almanca’ya da çevrilen romanının satışını tahrik için yapıyor olabilir mi?

* * *

Hangi amaçla olursa olsun, Türkiye’de bir milyon Ermeni’nin ve 30 bin Kürt’ün öldürüldüğü ancak ‘cehaletin verdiği cesaretle’ söylenebilir.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında, Türkiye işgal altındayken, Türk ve Kürtler ile Ermeniler arasında yaşananlar bir savaş trajedisidir. Bu, defalarca dünyanın en yetkin tarihçileri tarafından yazılmıştır. Ancak, Türkiye’de okuma alışkanlığı olmadığından sürekli yakınan Orhan beyin bu konuda yazılanları da kendisinin okumadığı anlaşılıyor.

İyisi mi kısaca özetleyelim. Türkiye’nin doğu illeri, çoğunluğu Ermeni birliklerinden oluşan Rus ordusu tarafından işgal edilir. İşgalcilere destek veren Ermeni çeteleri Van’da büyük bir katliam yaparlar, binlerce Müslüman Türk ve Kürt’ü öldürürler. Osmanlı yönetimi, katliamları önlemekte zorlanınca, bir savaş tedbiri olarak savaş bölgesindeki Ermeni nüfusun yer değiştirmesi yoluna gider. Ancak bunun uygulaması da bir savaş trajedisine dönüşür. Çok sayıda Ermeni yolda yaşamını yitirir.

Burada milyon rakamı, sıfır atılmasını gerektiren katlanmış bir abartıdır. Bu sayı, o tarihteki 9 milyon nüfuslu Anadolu’da yaşayan Ermenilerin neredeyse toplamı kadardır. Ötesinde, Ermeni olaylarının İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar’ın Yahudiler’e uyguladığı soykırımla hiçbir benzerliği yoktur. Ermeniler Osmanlı’ya isyan etmiş ve silahlı çatışmaya girmiştir. Yahudiler ise sadık Alman vatandaşı olarak kaldıkları halde katledilmişlerdir.

30 bin Kürt’ün öldürüldüğü iddiası da benzeri bir hezeyandır. Evet, PKK terörü sonrasında Güneydoğu illerimizde 30-40 bin yurttaşımız yaşamından olmuştur. Ancak bu sayının içinde, teröristlerle çarpışırken şehit olan binlerce güvenlik görevlisi ve PKK tarafından katledilerek sözde cezalandırılan onbinlerce Kürt kökenli yurttaşımız da vardır. Bunu görmezden gelip ‘30 bin Kürt öldürüldü’ demek, tek kelimeyle terörü meşrulaştırmaktır.

Nitekim, Orhan Pamuk’un destekleyicilerinden Sabancı Üniversitesi’nden Halil Berktay da bu tuzağa düşmüştür. Güneydoğu’da 30 bin Kürt vatandaşın ölmüş olabileceğini söylerken PKK’yı sadece ‘ayrılıkçı’ olarak tanımlamaya özen göstermiştir.

Şimdi iki soru: Orhan Pamuk’u ‘entelektüel namusu’ ve ‘cesareti’ nedeniyle kutlayan Halil bey, kendisinin PKK için terör örgütü demekten kaçınmasını aynı sözcüklerle tanımlayabilir mi? Ermeni ve Kürt sorunları karşısında Türkiye’nin, Orwell’in 1984 romanındaki ‘ikili düşün-ikili konuş’ kavramlarıyla örtüşen bir iki yüzlülük içinde söylerken, aslında PKK konusundaki kendi tutumunu açıklamış olmuyor mu?

* * *

Orhan ve Halil beyler, umarım onları eleştirmemi bağnaz milliyetçilik saymazlar.

Ben, düşünce yapımı oluşturan merkez sol kültürümle öncelikle bir yurtseverim. Ancak, yurt sevgimi ulusumdan da esirgemiyorum. Yurt ve ulus sevgisini, yaygınlaşmasına benim de katkım bulunan ulusalcılık tanımında bütünleştiriyorum.

Ulusu, kan ve kafatası ölçülerine indirgemiyorum. Atatürk’ün sözleriyle, Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkını, etnik kökeni, dini inancı ne olursa olsun, Türk ulusu sayıyorum.

Peki ya Orhan ve Halil beyler, onlar Türklük karşıtlığı temelinde kötü bir ırkçılık yapmıyorlar mı?

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: