İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Orhan Pamuk…Canımı yaktın…

Ardan Zentürk

Ne zaman ilkbahar ayları yaklaşsa, rahmetli ninemin yüzünde hep o hüzün…

Kolay değil… Trabzon’un Of ilçesinden Fatma Hanım, günlerin ilkbahara döndüğü günlerden bir gün, arkasından su dökerek, dualarla asker ocağına gönderdiği dört ağabeyi ile üç kuzenini Çanakkale Harbi’nde şehit vermiş…

Ailenin temel direği 7 tane aslan gibi delikanlı… Gitmişler… Bir daha hiç dönmemişler…

Ninemin matemi hiç bitmedi… Yüzündeki hüzün hiç geçmedi…

Çünkü… İçinden şehit çıkan evin her zaman bir yeri kanar, ocağında kaynayan çorbada hep bir fazla tabak için pay vardır…

Rahmetli peder bey de öyle… Nedense, hiç görmediği dedesi Dr.Selim Sırrı beyin, Yemen’den Kudüs cephesine intikalinde şehit düşmesini unutamamıştı…

Bazı efkar akşamlarında, dedesi ile birlikte şehit düşmüş binlerce Türk askerini, Kabe ile Mescid-i Aksa’ya İngiliz’in postalı deymesin diye güle oynaya gitmiş savaşa çocuklar, diye anardı…

Zaman bize kötü oyunlar oynadı…

Harb-i Umumi’den yenik çıkmış bir imparatorluğun küllerinden Cumhuriyet’i kurduğumuzda şehit hüzünlerinin ninelerimizin yüzünde tarihe karışacağını umduk…

İlerleyen yıllarda ocaklarımıza çok fazla ateş düştü…

Çünkü bize, toprağı vatan yapmanın ne olduğu iyi öğretilmişti…

Sarıkamış dağlarından Şam katliamlarına… Balkan Harbi’nden Trablus’a…

Memleketi sıradağlar gibi beklerken toprağa düşenin hesabını tutmadık…

Ama Orhan Pamuk oturmuş saymış…

Bu ülkede 30 bin Kürt ile 1 milyon Ermeni öldürülmüş…

Vay Orhan Pamuk vay…

Canımı yaktın…

Asker ocağından evladının cenazesini almış şehit anasının yüreğini kanattın…

Tarihçilerin bile karar veremediği bir konuya bulaştın…

Gözümüzün önünde yaşanılanları bize yanlış aktardın…

İçimizde kor ateş…

Evet… Türkiye, 1984-1998 yılları arasında bu topraklarda yetişmiş 30 bin evladını toprağa verdi…

Elebaşısı İmralı’da anlattı… Biz de oturduk dinledik…

Bir millete karşı tezgahlanmış en büyük uluslar arası komploydu… Brüksel’deki NATO toplantılarında yanıbaşımızda oturanların silahlandırdığı, kumanyasını verdiği, eğittiği yine bizim insanımızın kullanıldığı iğrenç bir komplo…

Komployu hazırlayanlar, tüm zamanların en büyük barbarlarıydılar… Anadolu’nun genç insanlarını dağ başı mevzilerinde karşı karşıya getirdiklerinde, kendi başkentlerinde sırıtıp duruyorlardı…

Yüreğimiz sıkıştı… Nefes alamaz olduk…

Memleketin dört bir yanında anaların ağıtları yankılandı…

Ama Orhan Pamuk, hain pusularda şehit düşen askerlerimiz kadar, eline Kalaşnikov verilip dağa sürülmüş, geriye dönse infaz edilecek Kürt gençleri için de içimizden nelerin koptuğunu bilmiyor…

Nereden bilecek…Nişantaşı’ndan bir kez dışarı çıktı… Onda da Kars’ı yanlış anlattı…

Mesele Nobel kazanmaksa…

Orhan Pamuk’un halleri, sanatsal yükselişini Türkiye’nin yaralarını kaşımakta bulmuş sinemacıların hallerine pek benziyor…

Berbat bir anlatımınız da olsa, Avrupa’nın herhangi bir festivalinde ödül almanız mümkündür…

Dar çevre entellektüelizmi sadece bu ülkenin değil, tüm dünyanın başındaki derttir… Uluslar arası güçlü lobilerin harmanlanmasında ise Türkiye’ye düşen, hep, eleştirilen garip bir ülke olmaktır… Bakın, Holivud bile Araplar’a laf edemeyince, Müslüman terörist tiplemesinde hemen Türk kullanmayı pek güzel beceriverdi…

Zaten o mahfellerde toprağa düşmüş Türk’ün sayısı tutulmaz, pek de önemli değildir…

Orhan Pamuk, marjinal çıkışları nedeniyle ülkesinde dışlanmış mazlum bir aydın rolünün kendisine Nobel’i getirebileceğine inanıyorsa, bu yolda devam edebilir…

Eminim ki, göl maya tutacaktır…

…Ve sonra, her acıyı hiç yaşanmamış gibi yaşayan bu ulu ülke onunla da gurur duyacaktır…

Ama o açıklama yok mu… Hala canım yanıyor…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: