İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

YASİN DOĞAN: Başbakan’ın Ermeni resti – Yeni Safak

Malumunuz, Fransa Ermeni meselesinin baş sponsoru.
Fransız siyasetçiler her fırsatta bu sorunu dile getirerek
uluslararası
bir siyasal gündem oluşturmaya çalışıyorlar. Onlara
göre kendi
yaptıkları gibi Türkiye de tarihiyle barışmalıdır,
çünkü bu barışma
sağlanmadan entegrasyon da sağlanamaz.

Geçen gün Cumhurbaşkanı, AB Uyum Komisyonu
ve
Başbakan’ı ziyaret eden Fransız Meclis Başkanı Jean-Louis Debre de her
görüşmede bu konuyu gündeme getirdi. Ona göre
Türkiye mutlaka bir adım
atmalı. Aksi halde Fransa’daki seçmenler Türkiye
referandumunda “hayır”
oyu kullanırlar.

Debre Ankara’dan istediği cevabı alamadı. Hatta
ne kadar yanlış bir talep ve üslupla geldiğini anlayarak
ısrarından
vazgeçmiş gibi göründü.

Türkiye elbette tarihi gerçeklerle
yüzleşmeli.
Ama önce tarihi gerçeklerin ne olduğu ortaya
çıkmalı. Resmi tezlerin
inandırıcılığı ile karşı iddiaların inandırıcılığı arasında pek fark
yok. İkisi de objektiflikten yeterince uzak. Türkiye’de son
zamanlarda
bilimsel zeminde konuyu irdeleme iradesi göze çarpıyor. Ama
bu irade
Ermenilerin çok da hoşuna gitmiş gibi görünmüyor.

Türkiye her geçen gün yeni arşivler
açıyor, ama Ermeni araştırmacılar gelip bakmıyorlar bile.

Türkiye kendi arşivlerini ortaya koyuyor ve delil
kabul edeceğini söylüyor, ama Ermeniler kendi arşivlerini
incelemeye açmıyor.

Türkiye bilimsel toplantılardan kaçmıyor,
ama Ermeni tarihçiler yapılan son toplantıya da katılmadı.

Ermenilerin tek taraflı olarak “iddialarımızı kabul
edin” talebi hiç de inandırıcı değil.

Ermeni diasporası bu mesele üzerinden politik bir
kazanç sağlama peşinde, bu yüzden Türkiye’nin “bu işi
tarihçilere
bırakalım, gerçekleri açığa çıkarsınlar”
söylemi onları tatmin etmiyor.

Fransa Meclis Başkanı Debre, Ankara’daki
görüşmelerinde konuyu bugünün hemen
çözüm bulunması gereken aktüel bir
meselesi olarak takdim etti. AB sürecinde “Fransız
seçmenini mutlu
etmelisiniz” dedi. “Bunu da çözün, bakın başka problem
çıkmayacak”
türünden vaadkar da konuştu. Oysa son dönemde AB
çevrelerinden gelen
taleplerin ardı arkasının kesilmemesi inandırıcılıklarını
oldukça
sarstı. Kıbrıs konusunda da böyle kolaycı bir mantıkla işi basite
indirgeyen, oldu bittiye getirmeye çalışan ve hep
Türkiye’den ödün
isteyen bir yaklaşım sergilemişlerdi.

Ermeni konusunda açılımdan yana olan Başbakan
Erdoğan “Eğer sizin adaletiniz, 400 bin Ermeni’ye mahkum olduysa buna
üzülürüz. Fransa’da 500 bin de Türk olduğunu
unutmayın” diyerek haklı
bir çıkış yaptı. “Avrupa Konseyi Azerbaycan Karabağ’da
Ermenistan’ı
işgalci ilan etti, buna karşı tavrınız nedir” sorusuna Debre’nin cevap
verememesi de çifte standardın bir tezahürüydü.

Gerçekten de son dönemde Türkiye’nin
Ermeni
vatandaşlarına karşı çok sıcak bir sahiplenme içinde
olduğunu ve
Ermenistan’la ilişkileri geliştirmeye yönelik de bir politika
izlemek
istediğini görüyoruz. Ancak hariçten gazel okuyan
Ermeni diasporasının
ne Türkiye’deki Ermenilerin, ne de Ermenistan’dakilerin
durumlarını
nazara aldığını sanmıyorum. Diaspora, ne Türkiye’dekilerin iyi
durumlarını, ne de Ermenistan’dakilerin kötü durumlarını
hesaba katan
bir yaklaşım içinde.

Eğer diaspora Türkiye karşıtı kampanyayla
uğraşmak yerine Ermenistan’da sıkıntı çeken halk için bir
kampanya
yapsa daha hayırlı bir iş yapmış olurdu.

Fransa Meclis Başkanı Ankara’da iki şeyi
öğrendi. Birincisi Ermeni meselesinde işi oldu bittiye getirip
siyasi
sonuç devşirmek mümkün değildir. İkincisi de
Türkler onurlarına düşkün
olduklarından hesaba çeken ve emrivaki yapan tavırlarla
karşılaşmaktan
hoşlanmazlar.

Buna güzel bir örnek Debre’nin ciddi ciddi
“Laiklikle ilgili kanaatlerinizi alalım” türünden
sorgulamasına karşın
Erdoğan’ın kestirip attığı cevaptı: “Biz laikliği Fransa’dan aldık, ama
şimdi ondan iyiyiz.”

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: