İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kim kimin akrabası?

Türkmenlerin Türkiye Cumhuriyeti’nin “akrabaları” olduğunu biliyoruz ama unutmayın ki, Kürtler de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının akrabalarıdır

MUHSİN KIZILKAYA

Türkiye, sanki kendi içindeki Kürt meselesini halletmiş gibi, şimdi de “dış Kürtler” sorununa el atmış durumda. Günlerdir Kerkük’le yatıp, Kerkük’le kalkıyoruz. Sanki Irak Kürtleri, Anadolu’nun Konya’ya yakın bir ili olan Kerkük’ü işgal etmiş de, devletimiz kendi topraklarını asi, çapulcu, aşiretçi Kürtlerin elinden kurtarmak için seferber olmuş durumda. (Kürtler, Kerkük’te demografik yapıyı değiştiriyormuş. Peki Saddam demografik yapıyı değiştirirken neredeydiniz?)

Devletin rengi

Önce Genelkurmay İkinci Başkanı bu konuda devletin esas görüşünü ifade eden beyanatı verdi, arkasından Başbakan Erdoğan gittiği Davos’tan ayağının tozuyla Kürtleri “uyardı”, hemen arkasından işgal ve İslamcı terör belasıyla uğraşmıyormuş gibi yüzde 70’lere varan bir oranla seçim sandığına giden Iraklılara, “Neden seçim yapıyorsunuz, siz diktatörler tarafından yönetilmelisiniz, aksi taktirde Kürtler uyanır” der gibi seçimle ilgili “ileri geri” konuşan ve her vesileyle Kürtlere hakaret eden medyanın yayınlarının üstüne Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, “Eğer akrabalarımız (Türkmenler) bu bölgelerde (Kerkük) huzur içinde olmazlarsa, onlara haksızlıklar yapılırsa, demokratik bir ülkede yönetimler seyirci kalamaz” sözleri geldi.

Bu sözler son derece önemlidir. Birkaç açıdan:

Türkiye’de yaşayan, başını faşistlerin çektiği, yedeğine ulusalcıların da kurulduğu kamp, “İşte beklediğimiz güçlü devletin tavrı bu olmalı” diyerek neredeyse zil takıp oynamaya başladı. Büyük devlet, en yetkili ağızdan Dışişleri Bakanı aracılığıyla “rengini” belli etmişti. Kerkük’te yaşayan Kürtler, Araplar, Türkmenler, Asurilerin içinde Türkmenlerden yana tavır takındığını açıkça ilan etmişti. İlk başta doğru gibi görünüyor bu tavır. Türkiye Cumhuriyeti, akrabası olan Türkmenlere sahip çıkmıştı. Tıpkı, Batı Trakya’da, Bulgaristan’da, Kıbrıs’ta “zulüm” altında inleyen soydaşlarına sahip çıktığı gibi…

Peki sorun neydi? Durup dururken başımıza neden bir Kerkük sorunu çıkmıştı? Bu sorun l. Dünya Savaşı’ndan beri neden buzdolabına konulmuş da, şimdi buzluktan çıkarılmıştı? Herkesin bildiğini tekrarlamanın anlamı yok. Irak’ın işgaliyle birlikte Kürtlerin bir “varlık” haline gelmesi başta Türkiye olmak üzere, topraklarında Kürtleri barındıran diğer devletleri de rahatsız etti. Irak’ta Allah göstermesin, ABD’nin de desteğiyle bir Kürt devleti kurulursa eğer, komşu devletlerde yaşayan Kürtler “biz de isteriz” diyecek, kendi devletlerini “uğraştıracak”lardı.

Kürtler yorgun

İlk bakışta bu görüş doğru gibi de görünebilir. Ancak yanlış olan bir şeyler de var. Bir kere, örneğin Türkiye’deki Kürtler, zaten kendi devletlerini yıllardır “uğraştırıyor”. Yani Türkiye’deki Kürtler, Irak’ta Kürtler bir devlet kurarlarsa eğer, kendi devletleriyle sadece bu yüzden “uğraşmaz”. Hatta bu “uğraşta” Türkiye Kürtleri çok yorulmuş bile. 28 kez isyan etmiş, 29. isyanda da askeri alanda “yenilgiye uğramış”, kendi hak taleplerini demokratik yollara kanalize etmenin yöntemlerinin peşindeler. Yani kendi devletleriyle, eğer devlet onlarla barışmaya hazırsa, bir daha bozuşmamak üzere barışmanın bir yolunu arıyorlar. Hatta son isyanın önderlerinden Abdullah Öcalan, “demokratik bir cumhuriyette” yaşamak için “Kemalist” ideolojinin nasıl birleştirici bir ideoloji olabileceği üzerine teoriler bile geliştirdi. Yani, Türkiye Kürtleri, Irak Kürtlerine bakarak hareket eden bir grup değil. Bu böyle olsaydı, Irak’taki Kürt hareketinin sonuca en yaklaştığı 1970’li yılların başında gider, onlarla savaşırlardı.

İkincisi, Abdullah Gül’ün sözleri bir başka açıdan talihsiz. Saddam’ın ağır diktatörlük yılları boyunca, Kerkük’teki Türkmenlere karşı yerinden yurdundan etme, demokratik taleplerini bastırma eylemlerini geliştirdiği zaman, Türkiye Cumhuriyeti’nin onları hiç hatırlamamasının izahı zorken, şimdi Kürtlerle barış içinde yaşamaya istekli, her türlü demokratik haklarını kullanan ve bu yüzden hiç kimsenin baskısı altında kalmayan Türkmenlerin Kürtler tarafından bir “haksızlığa” uğratılacağını iddia etmek, bu “haksızlığın” nereden geleceği konusunda kuşkuya kapılma sonucuna götürür bizi ister istemez. Sakın birileri bu “haksızlık” eylemlerini örgütlüyor olmasın karanlık bir yerlerde? Değil mi, Türkmenlere yıllardır haksızlık yapılıyor ve bu haksızlık karşısında 70 yıl boyunca hiç kimsenin sesi çıkmadıysa, sırf Kürtlere yaramasın diye bu “haksızlıklara” bilerek göz yumulduğu geliyor insanın aklına.

Akrabalık meselesi

Üçüncüsü, Abdullah Gül’e göre Kerkük’teki Türkmenler burada yaşayan Türklerin akrabasıysa, orada yaşayan Kürtler de burada yaşayan Kürtlerin akrabası olsa gerek, değil mi? Yani Türkiye Cumhuriyeti içinde barınan farklı etnik kimliklere sahip herkesin ortak devletiyse, herkesin dışarılarda akrabalarının bulunması da doğaldır. Yani devlet dışarıdaki akrabalarına sahip çıkıyorsa, vatandaşın da aynı yerdeki akrabalarına sahip çıkması doğal hale gelir. Devletin dışarılarda yaşayan akrabalarına sahip çıkması suç değilse, vatandaşların da aynı yerde yaşayan akrabalarının durumuna üzülmesi veya sevinmesi aynı şekilde suç olmamalı. Yani, Türkiye’de yaşayan bir Kürt vatandaşın, kalkıp Kerkük’te yaşayan Türkmenlere hakaret etmesi Türklerin ne kadar zoruna gidiyorsa, Türk medyasının da aynı şekilde orada yaşayan Kürtlere “densiz”, “haddini bilmez” gibi sıfatlarla saldırması o derece burada yaşayan Kürtlerin zoruna gider.

Demem o ki, herhangi bir Kürt vatandaşın, Irak’taki akrabalarının yüzyıl sonra huzura kavuşmaları karşısında sevinme hakkı elinden alınıyorsa, herhangi bir devlet yetkilisinin de, orada yaşayan kendi akrabalarıyla ilgili sarf edeceği sözleri biraz tartması gerekiyor.

Merak etmeyin. Kerkük’te, Erbil’de, Süleymaniye’de bir arada yaşayan Kürtlerle Türkmenlerin hiçbir sorunu yok. Onlar birbirini çok seviyor. Çünkü birbirlerinin halinden ancak onlar anlıyor. Yıllardır Türkmen, Kürt demeden Saddam’ın baskısına maruz kaldılar. Ortak acılar çektiler. Birlikte ağladılar. Birisinin hakları kısıtlanırken, ötekine serbesti tanımadılar. İkisine eşit derecede baskı uyguladılar. Şimdi iki toplum da Saddam’ın faşizminden kurtulmuşken, bırakın onları kendi haline, en doğrusunu bulurlar onlar. Çünkü onların birbirleriyle herhangi bir alıp vermedikleri yok. Onların derdi Saddam’laydı ve çok şükür bugün Saddam yok.

Türkmenlerin Türkiye Cumhuriyeti’nin “akrabaları” olduğunu biliyoruz ama unutmayın ki, Kürtler de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının akrabalarıdır.

Akrabaları birbirine düşürmeyin!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: