İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İlerleme raporu ve azınlıklar

Ali Bulaç

Bir önceki yazımda misyoner faaliyetlerin amaçlarından birinin Türkiye’de “yeni bir azınlık” oluşturmaya matuf olduğu hususu üzerinde durdum.

Eğer bu fikir doğruysa ve bu “yeni azınlık” mevcut TC yurttaşları içinden devşirilerek oluşturulacaksa, AB Komisyonu’nun 6 Ekim 2004’te yayınladığı “İlerleme Raporu”nda neden Kürtlerden ve Alevilerden “azınlık” olarak söz edildiğini veya bu imada bulunmaya müsait ifadelerin kullanıldığını daha iyi anlamak mümkün olmaktadır.

Kürtlerden “etnik azınlık”, Alevilerden “Sünni olmayan azınlık” şeklinde bahsedilmesi Avrupa’nın tarihi bir refleksidir. AB’nin de Türkiye’ye ilişkin tutumunun belirlenmesinde rol oynayan temel bir yaklaşımı konusunda fikir verir. Öncelikle rapor, Kürtleri ve Alevileri ana gövdeden ayırmakta, onlarda bir tür “azınlık duygusu- azınlık bilinci” uyandırmayı amaçlamaktadır. Bu ifadeler ne gelişigüzel rapora girmiştir ne de bir zihin karışıklığının ürünüdür.

Tarihi olarak hiçbir Müslüman kavim, etnik grup veya mezhep “azınlık” olamaz. “Azınlık (ekalliyat)” bir kavram ve nisbi ayrımcılığı hedefleyen bir uygulama olarak Batı dünyasına aittir. Müslüman toplumlarda gayrimüslimler zimmi olarak kabul edilir. Onların hukuki statüleri bazı alanlarda çoğunluk olan Müslümanlardan farklıdır. Benim kanaatime göre -ki Medine Vesikası örneğinden bu fikri istihraç ediyorum- gayrimüslimler eğer Müslümanlarla savaşmıyorsa, dostane ve karşılıklı iyi ilişkiler temelinde, bir arada yaşamak istiyorlarsa, bunlar zimmi bile olmaz, iktidarın ortağı olurlar. Bunlara kısaca muahid (anlaşmalı) demek mümkün. Cizye ayeti hicretin 9. yılında inmiştir. Eğer Müslümanlarla savaşıyor, Müslümanların en tabii haklarına saygı göstermiyorlarsa, savaş sonundaki durumları zimmi olur ki, bunlara da önceki durumları münasebetiyle muharip denir. Fakat şu veya bu tarzda olsun, dini açıdan Müslüman, Müslüman’ın zimmisi olamaz.

Lozan da bu temel İslami ilke ve tarihsel uygulamayı referans alarak, hangi kavim, mezhep ve etnik kökenden olursa olsun, bütün Müslümanları çoğunluk statüsünde kabul etmiştir. Bu durumda İlerleme Raporu bizi “yeni bir durum” veya “yeni bir tanımsal çerçeve” ile karşı karşıya getirmektedir. Avrupa’nın azınlıklara olan ihtiyacı, bazen “azınlık icat etmesi”ne yol açar. Üzerinden politika yürütülecek kayda değer bir azınlık yoksa, “yeni tanımsal çerçevede azınlık” oluşturulabilir.

Devletlerin gizli ve açık, misyonerlik faaliyetlerine mali, politik, diplomatik ve lojistik destek vermesi, bir azınlık yaratma düşüncesinin sonucudur. AB de bu faaliyetlere kayıtsız değildir. Tarihsel olarak Avrupa ve bugün AB, her zaman sureti haktan yana görünüp, sanki asıl amacının din ve vicdan özgürlüğünün korunması olduğunu söyler ve bu konuda zaten kötü sicili olan devlet yöneticilerini köşeye sıkıştırır.

Ancak Avrupa, genel anlamda ve mesela Müslümanları da içine alacak şekilde din ve vicdan özgürlüğünün genişletilmesi konularında kolayca kayıtsız kalabilmekte, büyük çoğunluğun din ve vicdan özgürlüğünü kısıtlayan uygulamaları görmezlikten gelmektedir. Eğer AB, Müslüman çoğunluğun da din ve vicdan özgürlüğü konusunda duyarlı davransaydı, samimiyetine inanırdık. Apaçık ayırım yapıyor. Bu tutumun teşekkülünde tarihsel önyargıların, yüzyıllardan beri süren kültürel ve dini tortuların, belli lobi ve çevrelerin medya üzerinden kamuoyunu maniple edici faaliyetlerinin elbette payı vardır. Ama başka önemli bir faktör de rol oynamaktadır ki, bunu her zaman akılda tutmakta fayda var:

AB’nin Müslüman çoğunluğun uğradığı haksızlıklara karşı kayıtsız kalması, yasaklardan yana açık tavır koyması, İslami hayatın baskı altına alınmasına destek vermesi, Hıristiyanlık karşısında İslami hayatın zayıflaması amacına dönüktür. Deneysel olarak, İslami hayat zayıfladıkça ve İslamiyet itibardan düştükçe, Hıristiyanlığın yaygınlaştırılmasını amaçlayan misyoner faaliyetlerinin önü açılmakta, misyonerlerin işi kolaylaşmaktadır. Rapor’da Kürt ve Alevi kesimlerin azınlık olarak anılmaları, “Hıristiyanlaştırılmış bir azınlık” teşekkül ettirmeye matuf amaçlı bir tanımlama olduğu şüphesini uyandırmaktadır.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: