İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ders kitaplarında 4 bin `ayrımcı´ öğe

Tarih Vakfı ve Türkiye Bilimler Akademisi’nin 287 gönüllü ile 3 yıl sürdürdüğü ders kitaplarındaki taramasının sonucunu açıkladı: Dil, din, ırk ve cinsiyet ayrımcılığına dair 4 bin unsur var.

Türkiye Bilimler Akademisi ve Tarih Vakfı’nın, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın uzmanlığı, Avrupa Komisyonu ve Açık Toplum Enstitüsü’nün mali desteği ile 2002’den beri yürüttüğü “Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi” sonuçları açıklandı. Tarih Vakfı Başkanı Orhan Silier, Türkiye Bilimler Akademisi temsilcisi Prof. Dr. Namık Kemal Aras ile Maltepe Üniversitesi Felsefe Bölümü Başkanı Prof. Dr. Betül Çotuksöken araştırmanın sonuçlarıyla ilgili bir basın toplantısı düzenledi. Tarih Vakfı Başkanı Orhan Silier, 2001-2002 yılında çok sayıda öğretim üyesi ve uzmanın bir araya gelerek oluşturdukları kriterler ışığında, 287 gönüllü tarafından, 190 ilk ve ortaöğretim ders kitabı taranarak, “insan hakları” açısından sorunlu öğeleri, 3 yıllık bir çalışma ile saptadıklarını söyledi.

30 YIL GERİDEYİZ

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in, 2 yıldan beri ders kitaplarının değiştirilmesine yönelik demeçler verdiğini hatırlatan Silier, “Bu değişim sürecinin yavaş ilerlediğini düşünüyoruz. Ders kitapları, 2009 yılına değişmesi mümkün olabilecek. Kitapların yenilenme süreci daha hızlı olmalı” dedi. Silier, hukukçuların ayıplı mal olarak kabul ettikleri bu ders kitaplarının, kullanılması ve insanlara kullandırılmasının da mahsurlu olduğunu sözlerine ekledi.

BAKANLIĞA ÖNERİLER

Araştırmanın sonuç bildirgesinde Milli Eğitim Bakanlığı’na şu tavsiyelerde bulunuldu:

* Topluma ve dünyaya değişmeyen ve tarihsel bir bağlamı olmayan, bilimsel irdelemeye kapalı yaklaşımlardan uzak durulmalı. nDoğru düşüncelerin “belletilmesi” ne dayanan didaktik bir eğitim anlayışından vazgeçilmeli.

* Dinsel ya da inanç akidelerinin bilgi gibi aktarılmasından kaçınılmalıdır. Bu bağlamda baştan aşağı sorunlu olan Din ve Ahlak dersinin zorunlu olmaktan çıkarılmalı.

* Toplumsal ve bireysel farklılıklara yaklaşımda “hoşgörü” teriminin içerdiği örtülü bir hiyerarşi yerine, barış ve karşılıklı saygı içinde yan yana yaşayabilme bir değer olarak aktarılmalı.

* Ulusal kimliğin, esas olarak, etnik ve dinsel aidiyet üzerinden tanımlanmasına son verilmeli.

* Vatanı sevmeyi vatan için ölmeye indirgeyen söylem terkedilmeli.

* İtaat değil, eleştirel akıl, demokratik katılım vurgulanmalı.

* Türkiye’nin etrafının hep düşmanlarla sarılı bulunduğu ve yurttaşlarımızdan bir bölümünün “iç düşman” olduğu imasından uzak durulmalı.

Bülent ERGÜN / MERKEZ

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: