İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermenilerin Tarihi Gerçekleri Değil Kabul Etmeye Duymaya Dahi Tahammülleri Yok: Peki Ya Yahudiler?

Dr. Şenol KANTARCI

Süleyman Demirel Üniversitesi Öğretim Üyesi

26 Ocak 2005

2004 yılının başlarında Star TV’de Kadir Çelik’in hazırlayıp sunduğu “Objektif” adlı canlı olarak yayınlanan programda, Ermeni asıllı Kanadalı yönetmen Atom Egoyan’ın Ermeni tezlerini esas alarak yaptığı “Ararat” adlı filmin Türkiye’de gösterime girip-girmemesi konusunu tartışıyoruz.

Kadir Çelik’in program öncesinde söylediğine göre, program için birkaç Ermeni vatandaşımızı davet etmiş (Başta Ermeni konusunu yazarlığını yaptığı gazetesindeki köşesine zaman zaman taşıyan Etyen Mahçupyan olmak üzere) ancak olumlu yanıt alamamış. Programın ilerleyen dakikalarında Jamanak Gazetesi yazarlarından Sayın Ara Koçunyan’la telefon bağlantısı kuruluyor. Programın stüdyodaki konukları arasında bulunan Sabah gazetesi yazarlarından Sayın Ömer Lütfü Mete, telefon hattında olan Koçunyan’a, Ararat filmi benzeri ancak Türk tezlerini içeren bir filmin Ermenistan’da gösterilip gösterilmeyeceğini soruyor. Gazeteci Koçunyan, “Bırakın Türklerin çekmiş olduğu Türk-Ermeni olaylarını içeren bir filmin Ermenistan’da gösterilmesini, Türk-Ermeni ilişkileri konusunun dışında bir Türk filminin dahi Ermenistan’da gösterilmesi mümkün değildir.” diyor ve buna yakın dönemden de çarpıcı bir örnek veriyor. Koçunyan, Ermeni konusuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan, sosyal içerikli bir Türk filminin Ermenistan’da sinema günleri adlı bir organizasyonda gösterimi konusunun büyük tartışmalar yarattığını ve gösterime sokulmadığını özellikle belirtiyor.

2005 yılının henüz başları… Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde Florida Atlantik Üniversitesi’nde Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Birliği (USAB-IAGS) tarafından “Ermeni Soykırımından 90 Yıl ve Yahudi Soykırımından 60 Yıl Sonra: Süregelen Tehdit ve Soykırımın Mirası” ( Ninety Years After The Armenian Genocide and Sixty Years After The Holocaust: The Countinuing Threat And Legacy of Genocide) konu başlıklı 4-7 Haziran 2005’te ve güya bilimsel olduğu söylenen bir kongre yapılacağı ilân ediliyor. Kongre, Amerikalı Ermeniler ve Yahudilerin ortak organizasyonu.

Kongreyi düzenleyen USAB (IAGS), yapacağı kongre için 8 seksiyon belirlemiş:

1. Ermeni soykırımı ve/veya Yahudi soykırımının kökleri ve sorumluluğu,

2. Ermeni soykırımı ve/veya Yahudi soykırımının hayatta kalanlar, failler, seyirciler ve uluslararası hukuk ve organizasyonları içeren dünya topluluğu için bıraktığı miras,

3. Tehlikedeki toplumların belirlenmesi ve soykırımdan korunması (Şu anda Sudan’daki katastrofik soykırımı da dahil olmak üzere),

4. Kamboçya, eski Yugoslavya, Raunda ve yerel insanlar için soykırımın kaynağı ve sorumluluğu,

5. Kamboçya, eski Yugoslavya, Raunda ve yerel insanlar ve uluslararası hukuk ve organizasyonları içeren dünya topluluğu için bıraktığı miras,

6. Soykırımın inkarı,

7. Edebiyat, sanat, film ve müzikte soykırım,

8. Anma, onarma ve uzlaşma.

USAB, kongrede tebliğ sunacak olanları sadece iki konu başlıklı oturumla sınırlandırıyor. Kongreye USAB’ın belirttiği tarih içerisinde müracaatımızı yapıyoruz. 6. maddede yer alan “Soykırımın inkarı” (The denial of genocide) ve 8. maddedeki, “Anma, onarma ve uzlaşma” (Commemoration, restitution, and reconcilliation) konularında, tebliğ sunacağımızı bildiriyoruz. “Soykırımın inkarı” başlıklı seksiyona: “Arşiv Belgeleriyle Osmanlı Devleti’nde 1890-1920 Ermeni Olayları: Ermeni İddiaları Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Göre Soykırımı mı dır?”, “Anma, onarma ve uzlaşma” başlıklı seksiyona ise, “Türkiye-Ermenistan İlişkilerinde Hassas Konular ve Bu İlişkilerin Batı Dünyasına Yansıması” isimli konu başlıkları ile katılmak istediğimizi bildiriyoruz.

Birinci tebliğimizdeki amacımız, 1890 ile 1920 arasında cereyan etmiş olan Ermeni olaylarının Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne göre soykırım olup olmadığı konusunu, bilimsel etik anlayış içerisinde, arşiv belgeleriyle ortaya koyarak tartışmaktı.

İkinci tebliğimizdeki amacımız ise, Türk-Ermeni ilişkilerini değerlendirmek ve bunun dış dünyaya olan etkileri üzerinde tartışmaktı. Bu seksiyonun başlığı “Anma, onarma ve uzlaşma” olduğu için özellikle sunumumuzda Türk-Ermeni ilişkilerindeki sorunları bilimsel duyarlılıkla ortaya koyduktan sonra, yapıcı ve uzlaşıcı öneriler sunmak ve bunları bilimsel olduğunu iddia ettikleri kongrede tartışarak irdelemekti.

Son derece kibar bir dille kongreye katılım için gönderdiğimiz mektubumuza çok geçmeden aynı nezakette ilk cevap geldi. “Dear Dr. Kantarcı …” diye başlayan mektupta postanın kendilerine ulaştığı ancak, Martin Luther King haftası olduğu ve organizasyonla ilgili bir çok kişinin tatilde olması gerekçesiyle kongreye katılımımızla ilgili cevabı kısa süre içerisinde bildireceklerini bildiren bir yanıttı bu.

1963 yılında “I have a dream” adlı konuşmasıyla ünlenen “İnsanların dostça yaşaması” gereği üzerinde duran Martin Luther King’i anan ve Florida’da Ermeni konusu ile ilgili söz konusu etkinliği düzenleyen bu insanların müracaatımızı olumlu değerlendirecekleri hissine bir an için kapılmış olsak da, başından beri kongreye kabul edilme ihtimalini yüzde bir (%1)’den yukarı tutmamıştım. Çünkü çok iyi bildiğim bir şey vardı. O da, Ermenilerin tarihi gerçekleri veya karşı tezleri değil kabul etmeye, duymaya dahi tahammüllerinin olmayışıydı.

Nihayet, 24 Ocak 2005’te USAB’ın Başkan’ı imzalı nihai cevap geliyor.

Cevapta, USAB Başkanı, tebliğimizin kabul edilmediğini, gerekçe olarak ise, Ermeni soykırımını tarihsel olarak yargılayan tebliğlere uzun vadeli politikaları gereği yer vermediklerini belirtmiş.

ABD’deki Yahudi ve Ermenilerin birlikte düzenledikleri söz konusu etkinlikte, tebliğimize “ret” cevabının verilmesinde Ermenilerin Türklere karşı bilinen düşmanca hisleri ve olumsuz tavrını algılamakta güçlük çekmiyorsunuz. Anlamakta güçlük çektiğimiz konu, Ermenilerle birlikte aynı tavrı sergileyen ve/veya Ermenilerin koymuş olduğu tavrın yanında yer alan Yahudileri anlamakta… O zaman ortada oldukça ciddi boyutlu olduğunu zaten bildiğimiz ancak bu ve benzeri olaylarla bir kere daha iyi algılamamızı pekiştiren önemli sorunumuzun kendisini bir kez daha ortaya koyuyor olmasıdır. O da: Türklerin kendilerini dış kamuoyuna anlatmak hususundaki başarısızlıkları…

Ermenileri bir tarafa bırakır isek, kilise ile işbirliği içerisinde olan İspanya Kraliçesi İsabella’nın 1492’de çıkardığı sürgün fermanına bütün Avrupa’nın destek vermesi, dolayısıyla Batı’da anti-semitist hareketlere ziyadesiyle maruz kalan Yahudilere, Türkler kucak açmıştı.

Hitler’in elinden bir çok Yahudi’yi, hayatlarını kurtarmak için kendilerini de tehlikeye atıp, alelacele pasaportlar düzenleyerek Türkiye’ye gönderen Türk Büyükelçiliğiydi, Türklerdi… Ama bugün Ermenilerle birlikte Türkiye’ye, Türklere karşı düşmanca tavır sergileyen veya bu tavra alet olanlar ise Amerikalı Yahudiler. O zaman, biz ne kendimizi kendimize ne de yüzyıllar boyu yaptığımız iyilikleri, Yahudilerin kendilerine dahi anlatamamışız. O halde biz Türklerin, Batı’ya yönelmeden önce, aynaya yönelmemiz ve aynada kendimize dikkatlice bakmamız gerekiyor.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: