İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Misyonerlik

Ali Bulaç

Misyonerlik tartışmasının gerisinde hangi saikleri, niyet ve amaçları aramamız gerekir? Gerçekten ciddi diyebileceğimiz bir “tehlike” var mı, yoksa sağ gösterip sol vuranlar, İslamiyet ve misyonerlik üzerinden başka şeylerin mi peşindedirler? “Dinimiz elden gidiyor, misyonerler her tarafı sardı, Müslüman gençler binlerle ifade edilen sayılarla Hıristiyan oluyor, dinler arası diyalog ve hoşgörü misyonerliği kolaylaştırıyor” diyenler samimi mi?

Ortada birbirini tutmaz bilgiler, rakamlar dolaşıyor: Bir kaynağa göre son yıllarda, özellikle Marmara Depremi’nden bu yana Hıristiyan olanların sayısı 50 binin üstünde. Daha mütevazı davrananlar bu rakamı 10 bin gösteriyor. Bugüne kadar 200 bin İncil dağıtılmış. Kürtçe İncil ve Hıristiyanlıkla ilgili broşürlere kolayca ulaşılabilir. Yurtdışında yayın yapan bir derginin verdiği bilgiler doğruysa, Avusturya ve başka Avrupa ülkelerinde 50 bin Alevi Hıristiyanlığa girmiş bulunuyor.

Bunlar endişe verici bilgi ve rakamlar mı? Herkes bulunduğu, durduğu noktadan bu soruya “evet” veya “hayır” cevabını verebilir. Konuyla ilgili fikir ve kanaat yürütenlerin duruşuna, geçmişten bugüne izledikleri politikalara bakmakta yarar var. İnsanlar bir günde fikir ve kanaat değiştirmez. Hiç ummadığınız birinden aykırı bir fikir sadır olmuşsa, biraz durup düşünmek, bu umulmadık beyan ve fikrin gerisinde hangi saiklerin yattığını araştırmak basiret icabıdır.

Özellikle son zamanlarda misyonerlik tehlikesinden sıkça bahsedenlere bakalım: İnsanların Müslüman kalması, İslamiyet’in diğer dinler karşısında üstün duruma geçmesi, mesela müntesipleri tarafından özgürce yaşanması onları mutlu eder mi? Söz konusu çevreler, bugüne kadar din ve vicdan özgürlüğü konusunda neler söylemiş, hangi politikalara destek olmuşlardır? Dinini ciddiye alan insanların dini hayatlarını iyileştirmek gibi bir dertleri olmuş mudur? Yoksa dindarlara en büyük acıyı, sıkıntıyı, cefa ve haksızlığı bu çevreler mi reva görmüştür?

Pekiyi, durum bu merkezde iken, koparılan fırtına ile ne amaçlanmaktadır? Önce bir hususun altını çizelim: Hiç kuşkusuz birçok yerde olduğu gibi Türkiye’de de misyoner faaliyetler vardır ve Hıristiyanlığın hangi mezhebi olursa olsun, bir Hıristiyan insanları kendi dinine dahil etmek ister, İncil ona bunu kutsal bir görev olarak vermiştir. Mesela son yıllarda 10 bin 50 Bulgar Türkü’nün Hıristiyanlığa geçtiğinden söz ediliyor. Bunların 2 bin 60’ı Katolikliği, 2 bin 50’si Protestanlığı, diğerleri Ortodoks mezhebini seçmişlerdir. Endonezya’dan Irak’a kadar uzanan hat üzerinde yoğun misyoner faaliyetler sürüyor.

Açık yürekli ve samimi olmak lazım: İslam dini “dinde (din seçiminde) zorlama yoktur” hükmünü getirmiş olsa bile, bir Müslüman gencin Hıristiyan olması bütün Müslümanları üzer.

Bunun yanında misyoner faaliyetlerin salt İncil’in Hıristiyan olmayan toplumlara götürülmesi, Hıristiyan olmayanların Hıristiyanlaştırılması amacına matuf olmadığını da biliyoruz. Tarihsel olarak, her zaman sömürgeci ve emperyalist devletlerin dışişleri bakanlıkları, genelkurmay başkanlıkları ve istihbarat birimleri ile misyoner teşkilatları arasında önemli işbirlikleri olmuştur. Kimse, misyonerlerin girdiği ve az çok yer edinebildiği bir ülkeye, hemen arkasından sömürü ve emperyalizmin sökün ettiğini inkar edemez.

Kenya Devlet Başkanı Kamkenyatta’ya atfedilen “Misyonerler ülkemize gelmeden önce bizim topraklarımız, onların İncil’leri vardı; gözlerimizi yumduk ve onları dinledik. Şimdi bizim İncil’imiz, onların toprakları var!” sözü yabana atılamaz. Batılı güçler, bir bölgenin topraklarını, başka bölgenin stratejik değerini, başka ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ellerine geçirdiklerinde misyonerlerin, antropologların, oryantalistlerin, sosyal bilimcilerin büyük yardımını almışlardı; el’an da bu ilişki ve işbirliği sürüyor.

Bunlar doğru. Ben de misyonerliği ciddiye alanlardanım. Ama bu, “misyoner tehlikesi”ni yere göğe sığdıramayanların söylemini, zamirlerinde gizledikleri hedefleri paylaştığım anlamına gelmez. Hele İslamiyet’i bir çaput gibi yerden yere vuran medyatik ilahiyatçıların bu koroya katılması hiç inandırıcı değildir. Belki konuya önce bu ilahiyatçılardan başlamak gerekir.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: