İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Sireli Yeğpayrıs!” (Sevgili kardeşim)

Ferhat Kentel

Ne yazık ki yeni gördüm sergiyi ve üzerine yazı yazmak ancak şimdi kısmet oldu. Keşke daha önce görseydim “Sireli Yeğpayrıs” sergisini; burada daha önce sizinle paylaşsaydım ve aranızdan zamanı ve mekanı uygun olanlardan görmeyenler de gidip görseydi. Ama ne yazık ki sergi 19 Ocak’ta sona erdi, eğer son anda bir uzatma olmadıysa…

Evet, muhteşem bir sergi gördüm. Orlando Carlo Calujmeno’nun sahibi olduğu koleksiyondan derlenen “Kartpostallarla 100 yıl Önce Türkiye’de Ermeniler” sergisini…

“Birzamanlar Yayıncılık” tarafından hazırlanan ve “Karşı Sanat Çalışmaları”nda 8 Ocak’ta ziyarete açılan sergide 1900-1914 yıllarında basılmış 500 adet kartpostal yer aldı. Birzamanlar Yayıncılık, aynı zamanda, editörlüğünü Osman Köker’in yaptığı ve sergidekiler de dahil olmak üzere, 700’ün üzerine kartpostalın yer aldığı bir de kitap yayınladı.

Yani kütüphaneler, okullar, kurumlar bu pahalı kitabı alırlarsa, sergiyi göremeyenlerin hâlâ görme imkanı olabilir. Bir başka olanak da serginin bütün Anadolu’yu gezmesiyle sağlanabilir.

Bu sergiyi herkesin görmesi gerekiyor, çünkü bu sergi, olmayan tarih bilincimizi, unuttuklarımızı, kardeşlerimizi yok sayarak kurduğumuz belleğimizi yeniden düşünmek için olağanüstü bir fırsat sunuyor.

Bütün kartpostalların anlattığı zaman 1914’e kadar… 1915 ve sonrası yok… Sonrası sessizlik…

O zamana kadar Edirne’den Kars’a kadar bütün vilayetlerde her yerde olan Ermeniler; sadece doğuda, orta Anadolu’da, yani Van’da, Diyarbakır’da, Yozgat’ta, Amasya’da değil, her yerde… İzmit, Balıkesir, Gelibolu, Tekirdağ, İzmir, Mersin… Şu kentin yarısı, bu kentin üçte biri Ermeni.. “25.000 kadar olan Adapazarı nüfusunun yarısına yakını Ermeni’ydi”; “Tekfurdağı’nın (Tekirdağ) merkezinde 10.000’i aşkın Ermeni yaşıyordu”…

Sergiden çıkarılabilecek çok sonuç ve ders var; ama özellikle iki tanesi çok önemli… Öncelikle, Ermenilerin yokedilmesiyle birlikte bir değişim ve gelişme çizgisinin de nasıl yokedildiğini anlıyorsunuz. 1900’lerdeki Anadolu’yu görüyorsunuz; toplumun içinden geçen bir modernleşme ve kalkınmayla birlikte bugün nerede olabileceğimizi hayal ediyorsunuz… Görüyorsunuz ki, kalkınmayı sağlayan bir kuşak yokolmuş; kesintiye uğramış…

1915’le birlikte sadece Ermeniler değil, bütün yerel gelişme dinamikleri kesildi, kesintiye uğradı… Mesela, mimari devamlılık koptu… İnsanoğlunun yüzyıllardır biriktirdiği tecrübe ve estetiği bir kalemde silen çirkin, tatsız, tuzsuz, anlamsız binalar sardı her tarafı… Bina yapmak, belleğinde “ustalık” ve ev yapmak olmayan insanlara kaldı… Osmanlı’nın dinsel gruplar ve meslekler arasında kurduğu denklem sonucunda ortaya çıkmış olan birikimleri yoketti 1915. Ermenilerle birlikte yaşayan bütün birikimler yokoldu.

Diğer sonuç ise içiçe geçmiş ve bu sayede çok dilli, çok boyutlu olan “zengin” bir toplumun hikayesiyle ilgili… Anadolu’nun ve Trakya’nın her tarafında Türklerin, Kürtlerin, Ermenilerin ya da Müslümanların, Hıristiyanların, Yahudilerin içiçeliklerinin, kültürler harmanının hikayesi bu…

Mesela, Samsun’dan, 15 Ağustos 1903, 15 Ağustos 1907, 15 Ağustos 1913 tarihlerine ait kartpostallar: Meryem Ana günü vesilesiyle çekilmiş hepsi.. Yolun iki tarafında yüzlerce insan, korteje dini tasvirlerle katılanları seyrediyor…

İnsanlar içiçe geçmiş; diller, harfler, sevinçler…

Bir kartpostalın arkasında Ermeni harfleriyle Türkçe yazılmış: “Dayetlu Onnig ağa, Evvela hatırı nazikârnızı sual ederiz bizleri sorarsanız eyiyiz ve sizden de eyi haberler bekleriz yazmışınız ki postayı keseceğiz – öyle ya aldınız ya alacağınızı her ne ise. Garabed asker bir şey değildir maksus yazmış ki çabuk kart yazasınız. Çok selam hanenize takdim edin ve ayrıca size. Heğine Papazyan.”

Kazaya uğramış bir gemiden kurtarılan malların Gelibolu’nun kenar mahallesinde müzayedeyle satışını gösteren bir kartpostal. “Gelibolu” yazısı Fransızca, Rumca, Ermenice ve Osmanlıca olarak dört dilde yazılmış.

Sonra dükkan isimleri; gene dört dilde, bazan beş dilde…

1908’de Meşruiyetin ilanından sonra yapılan seçimler.. Sandıkların Mekteb-i Sultani’den alınarak seçim kuruluna götürülmesi. İstiklal caddesinde insan seli; Türk bayrakları… Göstericiler ‘Adalet’ yazılı bir pankart ve Ziya Paşa’nın portresini taşıyor. “Her iki cinsiyetten Müslüman ve Ermeni genç öğrenciler Türkçe ve Ermenice ulusal şarkılar söyleyerek sandıkları iade etmeye gidiyorlar.”

Aynı olayı yansıtan bir başka kartpostal. Caddeler dolup taşmış; ön planda Müslüman bir din adamı ve Ermeni piskopos faytonda yanyana oturmuşlar…

Amasya’da esnaf ve zanaatkârların kendi ürünlerini de sergiledikleri bir Meşrutiyet kutlaması. Ortadaki Osmanlıca, Ermenice ve Fransızca olmak üzere üç dilde yazılı pankart “mekanisyen” A. Samurkaşyan’a ait. Onun arkasındaki Osmanlıca pankartta “Padişahım çok yaşa. Kunduracı esnafı” yazılı. Kartpostalın arka yüzünde Ermenice ve Osmanlıca “Hürriyet, Adalet, Eşitlik (Musavvat) sloganları yer alıyor.

Sonra bambaşka bir fotoğraf: fesi, kaytan bıyığı, kılıçları, çizmeleriyle İzmirli bir zeybek… kendisi Ermeni: Haçadur Şahinyan…

Ermenileri anlatırken aslında geride kalmış ortak hikayemizi anlatıyor bu kartpostallar… Bu ortak hayatın izleri devam ediyor bugün…

Ama ne yazık ki birileri, bu ortak hayatın kırılmış, parçalanmış olmasından tatmin olmamış görünüyorlar; o ortak hayatın izlerini de yoketmek istiyorlar. Sürekli olarak, sonunda kan görmek istedikleri bir “maç” havasında yaşıyorlar. Ve ancak, 2 bin kişi kalmış Rumlara ya da 60 bin kişi kalmış Ermenilere nefret ve kin besleyerek varlıklarını sürdürebiliyorlar…

Bu nefretlerinin örneğini de geçenlerde verdiler. Ortodoksların Haliç kıyısındaki haç çıkarma törenini engellemek istediler. Yüzyıllardır süren bir geleneğin “iki senedir” sürdüğünü iddia eden liderlerinin daha sonra yaptığı konuşma ise nefretlerini nasıl yalanla desteklediklerini gösterdi.

Belki de, esas olarak, tahammülsüzlüklerinin ölçüsü kalmamış, açıkça tehdit eden, şiddet kullanmaktan kaçınmayacağını açıkça ifade eden bu insanların sergiyi görmesi gerekiyor… Belki bu ve bunun gibi vesilelerle, kayıp “kardeşlerini” bularak, ruhlarını da biraz olsun tedavi ederler…

Sireli yeğpaynerıs…

Sevgili kardeşlerim…

Bayramınız kutlu olsun…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: