İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yeni 6-7 Eylül hadiseleri mi isteniyor?

Ali Ünal

Bundan bir ay kadar önce elektronik posta adresime gelen bir mesajda, Türkiye’de şu anda ulusalcılık adı altında hareket eden çevreler hakkında şu görüşlere yer veriliyordu: “Kendilerine ulusalcı diyen bu çevrelerin anti-Amerikancı ve anti-İsrailci görünmelerine de aldanmamak gerekir.

Bunlar, sistemin frenidir. 1950’den bu yana dört defadır yaşadığımız ve darbelerin arkasından yeniden toparlanma ve açılma süreci gibi görünen, temelde ise sistemin resmî politikalarının dışında olmayan süreçlerde fren görevi yaparlar. Ne zaman bu süreç yeniden bir sekteye uğratılmak istense bunlar kullanılır; açık-örtülü darbeler olur, bunların bir kısmı tasfiye edilir, ama çekirdek daima korunur.”

Şu anda bu çevreler, Türkiye’de misyonerlik faaliyetlerinden şikâyet ediyor ve hattâ Din’in elden gittiği feryadını koparıyorlar. Misyonerlik faaliyetlerine gerçekten karşı durabilmenin İslâmî eğitimi güçlendirmekten geçtiğini söylemek, herhalde malûmu ilam olur ve bilhassa 28 Şubat sürecinde İslâm’a, İslâmî eğitime arka arkaya en büyük darbelerin nasıl vurulduğunu tekrarlamaya da gerek yok. Üstelik bu çevreler, meselâ, 8 yıllık temel eğitim 5+3 olarak uygulansın, imam-hatip okullarının orta kısımları yeniden açılıp, mezunlarının üniversiteye girmeleri kolaylaştırılsın, Kur’an kurslarında okuma yaşı indirilsin, başörtüsü yasak olmaktan çıkarılsın, imamsız bekleyen binlerce camiye imam tayin edilsin, açıkta bekleyen binlerce ilâhiyatçı istihdam edilsin gibi tekliflerde de hiç bulunmuyorlar.

Konunun bir diğer yanı var ki, ulusalcı akımın başını çeken malûm kişi ve partisi, 28 Şubat’taki bilinen uygulamalarda da en öndeki tetikçiydi. Şu anda ulusalcılar, mevcut iktidarın Kıbrıs politikalarını da eleştiriyor ama, söz konusu kişi, daha önce Türkiye’nin Kıbrıs meselesinde Rumları desteklemiş (Aydınlık, 17.2.1975, s. 54), ayrıca, şu anda Türkçülük yapmakla birlikte, Doğu Türkistan’a karşı Çin’e, Bosna-Hersek’e karşı da Sırplara destek vermişti. Partisinin başkan yardımcısının Harbiye’de bir evde İngiliz gizli servis elemanlarıyla yakalandığı da devlet kayıtlarına geçmişti. Bir dönem MİT’te kontr-terör daire başkanlığı yapmış olan Mehmet Eymür, MİT’in efsane isimlerinden Hiram Abas’ın, bu kişi ve ekibi için “fabrikatör” tabirini kullandığı ve misyonları hakkında da şu görüşte olduğunu yazar (Analiz, 30): Hiram Bey, Fabrikatör’ün arkasındaki gücün, ABD, İngiltere veya Fransa gibi sömürgeci bir devlet olduğu kanaatindeydi. Ona göre, Fabrikatör’ün Türkiye’deki misyonu şöyleydi: Devlet içerisinde, orduda, MİT’te, Polis’te, Özel Harp’te, kendi çizgilerinde olmayan düşünce ve faaliyetlerle, Organizatör’ü (hangi devlet adına çalışıyorsa onu) zor duruma düşürecek unsurları çeşitli yöntemlerle tasfiye etmek, kilit müesseselerde etkinliği artırmak. Türkiye’de politik ve ekonomik istikrarsızlığı pompalayan faaliyetleri devam ettirerek, ülkenin güçlenip, organizatörün emellerinin dışında bağımsız ve millî bir politika izlemesini önlemek.

Bu kişiler, misyonerlik faaliyetlerini hem de “Din elden gidiyor!” diyerek gündeme getirir ve bu münasebetle toplumdaki ve dinler müntesipleri arasındaki diyalog faaliyetlerine de karşı çıkışı güçlendirmeye çalışılırken insan, Türkiye yeni bir 6-7 Eylül hadiselerine mi sürüklenmek isteniyor diye düşünmekten kendini alamıyor. Bilindiği gibi, 1955 güzünde Londra’da Kıbrıs sorununu görüşmek üzere üçlü konferans toplanacaktı. Yunan tarafına ve içerideki azınlığa bir gözdağı verilmeliydi. Bu sebeple, 5 Eylül’de Atatürk’ün Selanik’teki evi bombalandı ve olayın suçu Yunanlılara atıldı. 6 Eylül akşamı İstanbul’da Rumlarla Ermeni ve Yahudilerin işyeri, ev ve ibadethanelerine yönelik saldırılar başladı. 7 Eylül akşamına kadar 3500 küsuru Rumlara ait olmak üzere, kilise, havra, ayazma, manastır, ev, işyeri 5300 küsur gayrimenkul yıkıldı, yağmalandı.

Sonuçta, özellikle diyaloğun arkasında görünen Müslüman bir kesime ve onların işlettiği düşünülen müesseselere de yönelecek, bu arada ülkeyi de kaosa sürükleyecek, ekonomisini felç edecek ve dış politikada tamamen dışa bağımlı hale getirecek kışkırtmalar karşısında çok dikkatli olmak gerekiyor.

17.01.2005

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: