İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İçişleri Bakanı sayın Aksu, ben taktım bu altı misyoner kurşununa…

Hasan Demir

Öyle haberler, öyle bilgiler ulaşıyor ki insan kimine “Yazıklar olsun” kimine, “Başımıza bunlar da mı gelecekti?” tepkisi göstermekten başka yapacak hiçbir şeyi kalmadığı duygusuna kapılıyor. Bu toprağın insanlarının bağrına bastığı, bu devletin kendisine imkân ve makamlar verdiği, milletin baş tacı ettiği kimi insanların İsrail adına tâ Şanlıurfalara gidip arazi bakmasını mı istersiniz, devlet ihalelerinin eşe-dosta, PKK”lı müteahhitlere pazarlanması yahut “bizden” bildiğimiz alnı secdeli kişilerin papazları, hahamları kolları kanatları altına almasını mı dersiniz, ne der ne isterseniz, Türk milleti aleyhine her şey tekmili birden maalesef bu topraklarda.

Özetle, “Düşman dayamış vatanın bağrına hançerini” oyup duruyor da, bir Allah”ın kulu şöyle aslan gibi kükreyip, “Kurtaracağım bu vatanın bahtı kara maderini” diyerek o hançer tutan bileği çelik pençesiyle kavrayıp, kıvırıp sonra da gereğini yapmaya yeltenmiyor, ya işte ona yanıyorum.

Hâlâ cılız sesler, hâlâ politik hesaplar, hâlâ üç-beş milyar gelir, hâlâ mevki-makam peşinde koşuşlar, düşüşler, düşüşler, düşüşler… Meselâ, İstanbul”da yayımlanan Üsküdar Gazetesi”nin bürosuna gizlice girip tüm arşivlerini çalan, gazetenin idarehanesine haç şeklinde dizilmiş altı kurşun bırakan kişi yahut kişilerin aradan bir buçuk ay geçmiş olmasına rağmen hâlâ bulunamaması, hatta parmak izleri tespitinin bile yapılamamış olması sizce normal mi? Vatandaş hem haram olmasın, hem devlet belki yakalayıverir endişesiyle vergi iade zarflarını doldururken 2 milyonluk Şşi kırk defa gözden geçiriyor ama elin oğlu misyonerlerin Üsküdar ve çevresindeki tapu operasyonlarını açığa çıkaran 19 yıllık Üsküdar gazetesinin idarehanesine girmekten, girip arşivlerini, bilgisayar ve kamerasını çalmaktan, üstelik, kasanın üzerine her muhabire bir kurşun hesabı ile altı kurşun bırakmaktan, o kurşunları da haç şeklinde dizmekten korkmuyor, çekinmiyor… 25 bin tirajlı Üsküdar gazetesinin sahibi Adnan Odabaş 3 bilgisayar ve 2 kamerayı çalan, bürodaki kasanın üzerine haç işareti şeklinde dizilmiş altı kurşun bırakanlar için, “Daha önce de tehdit ediyorlardı” diyor.

Ben buradan İçişleri Bakanı sayın Abdülkadir Aksu”ya soruyorum.

Türkiye”de misyonerlerin cirit attığını bilmiyor olamazsınız.

Hatta deniyor ki, Diyanet İşleri Başkanlığı vaaz ve hutbelerinde misyoner faaliyetleri aleyhinde bir tavır almasın diye devri iktidarınız döneminde uyarılmış.

Adamlar Türk gençliğini Hıristiyan yapacak, Türk topraklarından alabildiğine tapular alacak ve apartman altlarında kilise açacak ve biz bunların bu faaliyetlerini milletimize duyurmayacağız öyle mi? Belki bu kadarı birilerinin içine sinebilir. Peki ama misyonerlere kurşun kullanma, gazete bürolarını soyup talan etme hakkı da mı verildi? İkna edemezlerse tehdit yapma silahıyla mı donatıldı dünün Haçlılarıı? Vergi iade zarflarındaki yüz milyonlarca Şşin arasından geçersiz bir buçuk milyonluk vergi iade Şşini bulup asgari ücretli çalışanını cezalandırabilen devlet, 19 yıldır yayın yapan 25 bin tirajlı bir gazetenin bürosunu soyan ve altı muhabire birer kurşun hesabıyla altı kurşunu haç şeklinde döken “tehditçi” misyonerlere bir buçuk aydır nasıl ulaşamıyor? “İlçedeki misyonerlik faaliyetleri, yabancılara mülk edinme yasasının çıkmasından sonra alabildiğine arttı” diyen Üsküdar Gazetesi”nin sahibi sayın Adnan Odabaş, “Her türlü tehdit ve yıldırma operasyonlarına rağmen doğru bildiğimizi söylemeye devam edeceğiz” diyor.

Odabaş ve 70 milyonluk Türkiye”deki milyonlarca Odabaş her hal ve şartta aynı şeyi yapacaktır.

Vatana olan borç, emilen helal süt ve şehitlerin kanlarıyla renklendirdiği Ay-Yıldız”a olan sadakat zaten başka türlü davranılmasına ne izin verir, ne tahammül edebilir. Ben şunu merak ediyorum. Bugün Ankara”da yahut İstanbul”da bir misyoner bir camiin avlusunda İncil dağıtmaya başlasa ve o gece o İncili dağıtan misyonerin burnuna bir sokakta bir yumruk inse ne olur? İnanıyorum ki o yumruğu atan kişi birkaç saat içersinde yakalanıp teşhir edilir.

Batıya anında “Bak” denir, “Biz, sizi ne güzel koruyoruz.

Bu yumruğu atan bu toplum içinde istisnadır ve misyoner de bizim için müstesnadır” mesajı verilir. Ama bir Türk”ün, dünkü kılıçlı haçlıların bugünkü kalemli versiyonu misyonerlerin faaliyetlerini haberleştiren bir Türk”ün gazetesine ajan gibi sızan, bilgisayar ve kameralarını çalan, haç şeklinde kurşunlar bırakarak ölüm tehditleri yapan kişi yahut kişiler aylarca yakalanmaz… Bu ne iştir? Ve bu gidiş ne gidiştir!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: