İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yusuf Halaçoğlu´nun mektubu

8 Ocak 2005

KÜRŞAT BÜMİN

Mesut Yılmaz’ın Habertürk’te yayımlanan “Basın Kulubü” programında Ermeni tehcirine ilişkin yaptığı değerlendirmeden hareketle yayımladığım yazı -kolayca tahmin ettiğiniz gibi!- olumsuz tepkiler de aldı. Şaşırmadım tabii ki, bundan tabii ne olabilir? “Adı her ne ise de, Ermenilerin geçen yüzyılın başında yaşadıkları trajediyi ciddiye almalı, Mesut Yılmaz’ın dediği gibi bu olaylara ilişkin saygılı bir dil geliştirmeliyiz” anafikri etrafında kaleme alınan bir yazının tepki çekmemesi mümkün mü? Bu arada unutmadan şunu da söylemek isterim: Söz konusu yazı beni düşündüren-duygulandıran çok sayıda (inanın sadece Ermenilerden değil, hatta onlarınki bayağı azınlıktaydı) olumlu tepkiye de konu oldu.

Yazıya katılmayan mesajlardan birisi hâlâ aklımda; zahmet edip kaleme sarılan okurum soruyordu: “Siz Ermeni misiniz?” Ben de tutup, sıcağı sıcağına, bu çok anlamlı ve yerinde soruya şu cevabı yetiştirmiştim: “Peki siz kimsiniz?!” Yani: Bir halkın, milletin, cemaatin (artık adını siz koyun) yaşadığı bir trajediden söz ederken “saygılı bir dil kullanalım” önerisinde bulunan bir köşe yazarına bu soru mu sorulurdu? Yani: “Siz kimsiniz”, yani nasıl birisiniz ki aklınıza hemen bu münasebetsiz bağ geliyordu!

Unutmadan: Bu yazı dolayısıyla hokkalı cinsinden bir iki küfür yediğimi de tahmin ediyorsunuzdur herhalde. Üşenmeyip bunların bir ikisine de cevap verdim. Bu cevabım da şöyle bir şeydi: “Besbelli ki sen bir Yeni Şafak okuru değilsin!” Mutlaka böyle olmalıydı, çünkü hiç değilse başyazarımız Ahmet Taşgetiren’in kaleminden bugüne kadar “merhamet” üzerine onlarca yazı okuma fırsatını bulmuş Yeni Şafak okurlarının bu utanmaz mesajları yollayabilmeleri kesinlikli imkansızdı.

Bu “giriş”ten sonra şimdi de geliyorum yine aynı yazı dolayısıyla Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’ndan aldığım mektuba:

Prof. Halaçoğlu ile tanışmıyoruz; ancak kendisiyle geçen yıl yine bir yazım dolayısıyla telefonla konuşmuştum. O yazının konusu da Ermeni tehciriydi. Profesörün geçen yıl yayımladığı “Ermeniler: Sürgün ve Göç” başlıklı kitap hakkında Agos gazetesinde yer alan bir değerlendirmeden hareketle (kitabı okumadan) ben de birşeyler yazmıştım. Bu kitap eleştirisi dolayımıyla benim dikkatimi özellikle çeken husus, Halaçoğlu’nun Tehcir sonrası Anadolu’daki Ermeni nüfusun Tehcir öncesinden daha çok sayıda olduğunu ileri süren ilginç teziydi. Bu teze yönelik olarak aşağı yukarı şöyle konuşmuştum: Bu gidişle (Anadolu’daki Ermeni nüfus madem ki Tehcir yoluyla daha bir gürbüzleşmiştir) Tehcir’in “hayırlı bir olay”a dönüşmesi uzak olmasa gerek!

Halaçoğlu, Mesut Yılmaz’ın şaşırtıcı (ve çok önemli) açıklamalarından hareketle yazdığım yazıya da katılmıyor: “27 Aralık tarihli yazınızı okudum ve doğrusunu isterseniz hayretler içerisinde kaldım.” Neden acaba?

Prof. Halaçoğlu, eleştirisine Yılmaz’ın Tehcir’den söz ederken kullandığı (ve benim de öylece aktardığım) “deportasyon” sözcüğünü hatırlatarak başlıyor: “Herşeyden önce Sayın yılmaz’ın deportasyon (deportation) kelimesini kullanmasını yadırgadım. Zira deportasyon’un sınır dışına gönderme anlamına geldiğini herkes çok iyi bilmektedir. Sizin de söylediğiniz gibi adına tehcir veya sürgün ne derseniz deyiniz, meydana gelen olaylar, hiçbir zaman deportasyon değildir. Zira Ermeniler Osmanlı toprağı olan Suriye’ye nakledilmiştir. Dolayısıyla deportasyon tanımı buna uymaz.”

Türk Tarih Kurumu Başkanı’nın bu hatırlatması ile konuştuğumuz konunun ilgisini (gerçekten) kuramadım. Çok da şaşırdım ayrıca; yani her iş tamamdı da, Trakya’dan başlanarak toplanan Ermenilerin çoluk çocuk demeden yollara sürülmesi olayında sürgün yeri olan Suriye’nin Osmanlı toprağı olup olmadığına mı gelmişti sıra? “Son durak” madem ki imparatorluk sınırları içindeydi, o halde bu bir deportasyon değildi! İyi, diyelim ki yaşananlar deportasyon değil başka bir şeydi; bu hatırlatmanın bize ne faydası oldu şimdi?

Görüyorsunuz yerimiz epeyce daraldı. Bu yüzden yazıyı burada kesip Halaçoğlu’nun mektubunu gözden geçirmeye yarın devam edelim derim.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: