İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Vurun Türk´e

06.01.2005

ÜNAL SAKMAN

DUYARSIZLIĞIMIZLA birlikte ‘Sapı benden’ baltaların milli vicdanımıza, milli benliğimize indirdiği darbeler de arttı. Bize düşman aratmayacak çalışmalarını, gözümüzün içine baka baka, öğünerek, gerinerek sergiliyorlar. Tabii söz söylemek ne haddimize!.. Kültür ve sanat paravanlarının ardına sığınıp, sizi küçümseme taktiklerine başvuruyorlar hemen.
Profesörümüz soykırımcılara sözde deliller hazırlar, romancılarımız Türk düşmanı romanlarıyla ünlenir, araştırmacımız Mehmetçik’e dil uzatır da, sinemacımız onlardan geri kalır mı? Bir gayret, bir telaş, onlara nal toplatmak yarışına girer. Peki, bunları böyle kışkırtan, coşturan nedir? Ne olacak, şöhret, para ve çeşitli imkanlar. Kötüle ülkeni, iste istediğini. Batı şimdi bu silahı kullanıyor. Kısacası çayın kuşunu, çayın taşıyla vurmak. Bunun için de en uygun yol, birtakım vakıflarla çil çil paralar dağıtmak…

DAHA önce Kürt sorununu ele alan bir hanım yönetmen, şimdi de Pontus sorununu ele almış. Rumlar’ın bile dillendirmediği şekilde, Birinci Dünya Savaşı sırasında Trabzon’dan sürülen Rumlar’dan 300-500 bininin öldüğünü, daha doğrusu öldürüldüğünü ispatlama sevdasında.

Yani başımıza bir soykırımı davası daha açmak için sanatsal bir çalışma. Sormak lazım. O tarihte Trabzon’un nüfusu ne kadardı? Hem 300-500 bin arasında muazzam fark var. Böyle bir iddia olur mu? Ayrıca hadi diyelim ki, asrın başında Trabzon’da sadece Rum nüfusu 500 bindi. Göçte bunların hepsi mi öldü? İnsanda insaf ve iz’an olmalı.

Yönetmen hanım, tarihimizle hesaplaşmamız gerektiğini belirtiyor ve AB sürecinde bunların ele alınıp, müzakere safhasında netlik kazanacağını, yani, çalışmasının Batılılar’ın elinde koz olacağını da müjdeliyor.

SENARYOYU çok ünlü bir Yunanlı ile hazırladıklarını açıklayan yönetmen, Yunanlı tarihçilerin eserlerinden faydalandıklarını, Amerikan, Japon, Hollanda Vakfı ve şirketlerinden büyük maddi destek gördüklerini, filmin Amerika, Fransa, Yunanistan, Belçika, Kanada gibi birçok ülkede gösterime gireceğini ve çeşitli festivallere katılacağını da belirtmiş.

Görünen o ki, bu filmi birçok ödül bekliyor.

SOYKIRIMINI, göç iddialarını ortaya atanlar, olmayanları oldurmaya çalışacaklarına, neden kolayca ulaşabilecekleri büyük dramlara dönüp bakmazlar? Eğer göç gibi, sinema diline uygulama kolaylığı olan ve ses getirmek gücü bulunan konular arıyorlarsa, Balkan bozgunu onlara bu imkanların alasını verir. Bu bozgunda, göç, vahşet, açlık hiçbir olayda görülmemiş ölçülerdedir. Balkan bozgunu bir şehirden değil, birçok şehir ve ülkeden, tarihin en acımasız göçlerine yol açmıştır. Yakın tarihimizin bu acıklı sayfalarına dönüp de bakan bir sinemacımız yoktur. Çünki böyle bir eser Batı’da rağbet görmez. Ne vakıfları para verir, ne jürileri ödül.

Trabzon’dan yarım milyonu öldüren sanat aşıklarımız, güzel İzmir’i (başka yerleri de) yakanları afişe etmeye katiyen cüret edemezler.

Türk’ün sırtı kalındır, vurun gitsin. Bakalım daha ne ibretli filmler seyredeceğiz!..

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: