İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ERMENİ DİYASPORASI’NIN, NORMALDE, TÜRKİYE’NİN AB’YE GİRMESİNE, BİLHASSA, TARAFTAR OLMASI GEREKİRKEN …

Türkiye’nin AB’ye girmesine karşı tavır alarak, Ermeniler kendi elleriyle, öz ebeveynlerine, insanlık suçu işleyen zihniyeti ödüllendirmiş, buna karşın, hayatları pahasına, Türkiye’deki Ermeni ve diğer tabuları yıkan, evrensel düzeydeki Türk demokratları da cezalandırmış olmuyorlar mı ?

Raffi A. Hermonn (*)

FRANSA ERMENİSİNİN KİMLİĞİ, EN ÇOK KENDİSİNE ZARAR VERİYOR !

Bugün Fransa’da sesi çıkan, Ermeni kökenli bir kitle, tüm enerji, maddi ve mânevi kaynağını «Türkiye’nin AB’ne girmesine karşı olmak» için harcamaktadır.

Üstelik bu «yurtseverlik» ve «insan hakları-demokrasi» adına ( !) yapılmaktadır.

Hazin olan odur ki, nedense aynı gerekçelerle, açıkça söyleyelim : «ifade özgürlüğü», «işkence ve kötü muamele», «yolsuzluk», «hileli seçimler», «faili meçhul cinayetler» ve nice ayıplı konuda «Türkiye’den bile ders alabilecek durumda» olan Ermenistan’ın içler acısı realitesine karşı, tek bir gösteri yapılmamakta, bu görmemezlikten gelinmektedir !

«Türkiye’nin AB’ye girmemesi» yönünde, Ermeni-Fransızların harcadığı zaman, enerji, maddi kaynağın ne kadarı, sevgili anavatanları, hatta Fransa’daki camialarının, demokratik, çağdaş, utanılmayacak duruma gelmesi için harcandığı,sorulmamalı mıdır?

Bu durumda, Fransa Ermenilerinin «Türkiye’nin AB’ye girmemesi için yırtınma nedeninin, yurtseverlik, insan hakları ve demokrasi aşkı olduğu !»na, nasıl inanılır ki ?…

Bugün Türkiye’de, AB’ye girilmesinden ödü kopan, açık veya gizli, buna engel olan çevrelerin, Ermenilerin başına o cehennemi uygulayan zihniyetin mirasçıları, bugünün statükocuları olduklarını görürüz.

Türkiye’nin AB’ye girmesine engel olarak, Ermeniler bizzat elleriyle, ebeveynlerine o insanlık suçunu işleyen zihniyeti (n mirasçılarını) ödüllendirmiş oluyorlar !

Buna karşın, aynı Ermenilerin, dün ayakta alkışladıkları, sevgi seline boğdukları «Türk Cesaret Anası» diye (haklı olarak) sıfatlandırdıkları, (Ermeni Tabusu karşısında) yaşamları pahasına onurlu bir duruş sergileyen, Ayşe Nur’u, kocası Ragıp Zarakolu’nu ve İNSAN gibi İNSAN, nice Türk demokratını, üstelik cezalandırmış oluyorlar !…

Halbuki, Ermenistan : «Avrupa’nın göz ardı ettiği bir komşu olmaktansa, AB’ne üye bir Türkiyeyle komşuluğu yeğleriz !» demekteler.

Doğaldır … Ermenistan’ın antidemoktatik politikacısı bile, kendi toprağı üzerinde yaşıyor (Diyaspora’da değil). Yani orada, duygu değil, akıl ağır basmaktadır.

ERMENİ DİYASPORASI, DUYGU VE AKIL ARASINDA İKİRCEMDE !

«Diyaspora, ileriye dönük yapıcı projeler üretme yetisini köreltir, zirâ ‘akılcı düşünmek’, yerini ‘duygusal’a bırakır !» gerçegi, doğal olarak her halk için de geçerli.
Bu «Diyaspora’da yaşama»nın özgünlüğü ya da anormalliğin «normalitesi»dir …

«Diyaspora»da yaşayanların önünde, doğdukları topraklarda yaşayan soydaşlarıyla kıyaslarsak, onlarda olmayan bir sorun, bulunur : «Var olmayı sürdürmek !»

Böylece «Kimliğini Korumak» sorunu, dördüncü kuşaktan da olsa «Diyaspora»lı için, bir «var olma nedeni»dir. Enerjiler buraya harcanır ve çoğu kez normal gelişme göz ardı edilir. Bu sorun olmadığından, «Anavatan»da duygudan ziyâde akıl egemendir.

«Diyaspora»da yaşayanlar, hiç mi «akılcılığa» yaklaşamayacaklardır ?

«Diyaspora»da yaşamanın «negatif»liğini, «pozitif»e dönüştürmek, o zamana dek var olmuş objektif ve subjektif faktörleri, çağın parametrelerine göre değiştirebilmekte saklıdır, diye düşünüyoruz. Bu faktörleri, kısaca şöyle açabiliriz :

Objektif nedenler, yaşanılan ülke politikalarının saydam ve demokratiklik çapına bağlıdırlar. Ör:Fransa’nın, Ermeni kökenli vatandaşlarını «zenginlik unsuru» olarak mı yoksa dış politika hesaplarında kullanılan bir «araç» gibi mi, görmesi önemlidir.
İki şekilde de görse bile, terazinin hangi kefesinin ağır bastığına bakmak gerek, bizce.

Subjektif nedenler, kimliklerin, üzerine inşa edildiği temellerin niteliğine bağlıdır.
Eğer bu kimlik, özellikle «soykırıma uğramış»lığın mağduriyeti, dolayısıyla «Türk-Türkiye karşıtlığı» üzerinde inşa edilmiş ise, bunun sağlıklı olduğu söylenemez, zirâ ilerde bu sorunu Türkiye nihayet çözdüğü taktirde, Diyaspora kimliği hepten yıkılır.

Dün için ilerici «Ulus Devlet» modeli, bugün nasıl gerici olup, yerini «Teknik ve Demokratik Devlet»e bırakıyorsa, dünün «Ermeni Diyaspora Kimliği»nin dokusu da, ilerde hepten yok olmamak için, mutlaka değişmek zorundadır, diye önermekteyiz.

Fransa ve Diyaspora Ermenilerinin «akılcı davranması» ise, ebeveynelerini şu veya bu nedenle kurtarmış, Türk veya Kürt «Schindler»leri unutmamak ve bugünkü Türk veya Kürt «Zola»ları desteklemekten geçtiğine, tüm samimiyetimizle inanıyoruz.

Kimse, bazı yöneticilerin, bir halkı yok etme çabasının, unutulacağını zannetmesin, aynı şekilde de, Avrupa’nın çok kültürlülüğü keşfettiği bugün, kimse aynı topraklarda, Sinagog, cami, kilise ve yedi din ve mezhebin, asırlardır bunu, yanyana yaşadığını da …

Ermeniler, reşit olup, herhangi bir devlet politikasına artık alet olmamalılar zirâ aynı devletler bugün Türkiyeyle kavga, yarın düğün ederler. Olan yine Ermenilere olur. Barış elini uzatan Yunanistan gerçeğinden ders alınmalıdır. Türkiye, Kıbrıs, Kürt tabularını çatlatmıştır, Karabağ ve Ermeni Sorunu tabularına da sıra gelecektir, ama tüm bunlar AB üyeliği içinde, hiç bir tarafın kazanmadığı, sadece İNSAN’ın kazanacağı modellerle olabilir. Aksi taktirde çıkacak çamur taa Eyfel Kulesi’nin ayaklarına kadar sıçrayabilir.
Hem en önemlisi, Ermeniler Türkiye’nin AB’ye girişini bilhassa destekleyerek, bir kez daha, asıl bu topraklara ait olduklarını tescil etmiş olurlar, yıllar önce, kendileri bu topraklardan, zoraki, koparılmak istenmiş olsalar bile …

——————————————————————————–

(*) Fransız Dışişleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı nezdinde akredite gazeteci.

Hem Ermenistan, hem Diyaspora, hem de Türkiye Basını’nda, serbest olarak yazan ilk ve tek «chroniqueur», araştırmacı ve çevirmen (Ermenistan’ın tanınmış kadın şairi Silva Gabudikyan’ın şiirlerini Türkçeye çevirdi, Belge Yayınlarınca kitaplaştı).

Tarihte kendi türünde bir ilki geçekleştirerek, dünyada Fransa’dan başlayan «Le mouvement de dialogue Turco arménien»i, o zamanlar «Dış İlişkiler Sorumlusu» olarak çalıştığı «Centre de Récherches dur la Diaspora Arménienne» (CRDA)’in çatısı altında, Fransız Dışişleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı’nın maddi / manevi destekleriyle başlattı. Şimdi ise, yine «chroniqeur»’lüğünü sürdürürken, öte yandan başka Ermeni aydınlarıyla birlikte, bizzat kendi kurduğu «Initation pour le Mouvement de Dialogue Démocratique Arméno Turc» (I.M.D.A.T.) adlı STÖ’nün sözcülüğünü yapıyor ve INALCO bünyesinde hazırlayacağı «Lévolution de l’Identité arménienne en Turquie» başlıklı bir doktora tezi için çalışıyor.

1958’de İstanbul’da doğdu, 22 yıl Türkiye’de, 5 yıl Ermenistan’da ve toplam, halen ikâmet ettiği, 19 yıl da, Fransa’da yaşadı. 1992’de San Remo, 1993’te de Houston’da olmak üzere, sinema dalında da iki ödüle sahip. ABD ve Avrupa’nın birçok değişik araştırma va analiz merkezlerine, anlaşma üzerine , «Kafkasya», «Akdeniz» ve «Ortadoğu’daki Gelişmeler» ve «AB’deki Kafkasyalılar, Akdenizliler ve Ortadoğulular» üzerine, araştırma, analiz ve raporlar hazırlamıştır ve hazırlamaya devam etmektedir.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: