İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

agos: Çuvaldızı kime batıralım?

Markar Esayan

Bernard Shaw, bunca sivri dilliliğine rağmen hala yazabiliyor olmasının
sırrını şöyle açıklamıştı: “Mizah… insanları güldürmek şartıyla
onlara
istediğinizi söyleyebilirsiniz.” Bu tespit doğru olmalı ki, İrlanda
asıllı
bu büyük deha, hayatı boyunca en nazik konulara getirdiği zeka ürünü
eleştirileriyle toplumun gözünde her zaman saygın bir yere sahip
olmuştu.
Hazır söz Shaw’dan açılmışken, Churchill’le aralarında geçen bir
konuşmayı
anekdot edelim şuraya:

Bernard Shaw ile Churchill hiç geçinemez ve sık sık birbirlerini
iğnelermiş.
Bernard Shaw, bir oyununun ilk gecesine, Churchill’ i davet etmiş ve
davetiyeye de bir pusula iliştirmiş: “Size iki kişilik davetiye
gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp gelebilirsiniz. Tabii dostunuz varsa.”
Churchill, hemen cevap göndermiş: – “Maalesef o gece başka bir yere söz
verdiğim için oyununuzu seyretmeye gelemeyeceğim. İkinci gece
gelebilirim,
tabii oyununuz ikinci gece de oynarsa.”

Geçen hafta hem baş sayfada, hem okur mektubunda, hem de Sayın Hrant
Dink’in
köşesinde ele alınan cemaatin din adamı eksikliği sorununu kendi
açımızdan
işlerken, zannederim ki Shaw’un yöntemini kullanmak gerekir. Çünkü ne
zaman
cemaatin hassas konularına değinen bir yazı yazsam, üstü açık veya
kapalı,
iyi niyetli veya hasımane uyarılar alırım.

Gerçekten de, din adamı yetiştirmek için elzem olan ihtiyaçlarımızdan
bir
tanesi, bunun için gerekli olan teoloji okullarıdır. Bu laik ve
demokratik
bir ülkede en tabii hakkımızdır ve pek çok konuda olduğu gibi, bu
alanda da
çifte standart uygulanmakta, ödediğimiz vergilerin ciddi bir kısmı
Diyanet
İşleri Başkanlığı’na aktarılırken, Hıristiyan, Musevi ve Alevi
vatandaşlar
bu havuzdan pay alamamaktadırlar.

Lakin din adamı yetiştirmekteki ana sorunumuz yanlizca bu değildir.
Çünkü
tek sebep manastır yoksunluğu olsaydı, az sayıda da olsa yetişen din
adamları da yetişmeyecekti, değil mi? O zaman niçin din adamı
yetiştiremiyoruz? Niçin kiliselerimizin yarısı en büyük bayramlarımızda
dahi
kapalı kalacak vaziyete geldi?

Çuvaldızı önce kendimize batırmak babından, ilkin halkımıza bir
çatalım.
Kiliselerin kapalı olmasından şikayet edenlerin, yine kiliselere giden
imanlı halkımızın olduğunu varsayarak onlara sormak isterim: Bu
kiliseler
sadece iki veya beş büyük bayramda gidilen müzeler midir? Zadik’te
kapalı
olduğu için kıyamet koparılan S. Harutyun Kilisesi, benim de bir süre
(amatörce) vazife aldığım bir kilisedir ve pazar günleri iki bilemedin
beş
altı kişiye ayin yapmaktadır. Sizce de kiliselerimizi senenin elli
haftası
boş bırakıp, Dzununt ve Zadik’te ziyaret etmek fazlaca lüks bir istek
değil
midir. Bu bir.

İkincisine gelince, ben çok iyi biliyorum ki, halkımızın büyük bir
bölümü
şayet olur da evlatları din adamı olmak isterlerse, bunu çocuklarını
evlatlıktan reddedecek kadar antipatik ve kabul edilemez bir talep
olarak
değerlendirmektedirler. Bu bana çok ikiyüzlüce geliyor, ya size?

Sorun ekonomik de değildir. Yeni patriğimizin düzenlemeleriyle, eskiden
içler acısı olan din adamı maaşları, fevkalade iyileştirilmiştir. Ek
hizmetlerden gelen gelirler de eklendiğinde, gençlerimiz bilmelidirler
ki,
başka pek çok işte kazanacakları paradan çok daha fazlasını
kazanacaklardır
din adamlığından…

Pek tabii asli vazifesi cemaatin dini ihtiyaçlarını karşılamak ve din
adamı
yetiştirmek olan patrikhanemizin de yapmak zorunda olduğu ve hali
hazırdaki
görüntüye göre de muvaffak olamadığı şeyler vardır. Her şeyden evvel,
değişen çağın değişen toplum yapısına ve bireysel tercihlerin
hareketliliğine göre düzenlemeler yapmak şarttır. Din adamı olma
kararı,
başka herhangi bir hayat biçimi seçmekten çok daha özverili bir
karardır.

Donanımlı, zeki ve saygın karakterlere sahip gençlerimizin bu kararı
vermeleri için, bu seçimi tercih edilir, özenilir kılmak en önemli
şarttır.
Eskiden din adamı yetişmemesinin sebebinin bu mesleğin maddi
yetersizliği
olduğu söylenirdi. Bu sorun giderildi; lakin görüldüğü gibi bir patlama
yaşanmadı. Bence manastır konusu çözümlendiğinde de büyük bir talep
yaşanmayacaktır. Bir manastıra sahip olmak çok önemli ve gereklidir.
Ama
talep yaratmak ayrı bir konudur…

Daha evvel değinmiştim. Geçmişte elde olmayan nedenlerle din adamı
sayısı
da, niteliği de çok düşmüştü. Dolayısıyla, cemaatin gözünde çok değerli
bir
yere sahip olması gereken bu mevkinin saygınlığı azaldı. Talep
daralmasının
asıl sebebi bence bu noktada kilitlidir. Kiliseleriniz sadece ölü
gömen,
düğün yapan, halkın anlamadığı bir dilde ayin icra eden müzelere
dönüştüğünde, kendini bilen, iyi yetişmiş hiçbir inançlı genç buralarda
harcanmak istemez. Bence asıl en evvel bu ana sorunun icabına
bakılmalıdır…

Evet, gördüğünüz gibi ben bir Bernard Shaw değilim. Sizleri
güldürmekten çok
kızdırıyorum. Değil mi?

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: