İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

milliyet: İzleyicinin çilesi

Mel Gibson etleri yüzlerce kez kırbaçlanmaktan lime lime olmuş, kanlar içinde kalmış, sırtında çarmıhla sürünen Hz. İsa imgeleriyle izleyicinin duygularını istismar ediyor

Alin TAŞÇIYAN

“Tutku-Hz. İsa’nın Çilesi / The Passion of the Christ”

Bir kutsal kitabı macera romanı gibi okur, orada anlatılanların kelime anlamından ötesine geçemez ve buna da körü körüne inanırsanız bağnaz olursunuz. Çünkü “olay” varılmak istenen sonuca götüren bir araçtır; iletilmek istenen fikir ve duyguların simgesidir. Hele söz konusu olan, insanların günahları için acı çekip onları sevgi dolu ve barışçı bir yaşam tarzına yönlendiren bir peygamberin, size tokat atana öbür yanağınızı çevirmeyi söyleyen İsa’nın öğretisiyse! Gayet iyi bir oyuncu ve yönetmen olan Mel Gibson, “Tutku-Hz. İsa’nın Çilesi”ne imza atarak benim ve dünyanın dört bir yanında milyonlarca insanın gözünde bir bağnaza dönüştü. Çok yazık… Bu bağlamda film de kaç yüz milyon dolar kâr getirirse getirsin ciddiye alınmayacak bir yapıt haline geldi. Çünkü tek amaca odaklanmış: Duygu istismarına. Merhamet, özveri, pişmanlıktan çok nefret, intikam, düşmanlık duygularının istismarına.

İsa Mesih Cesuryürek!

Edebiyat uyarlamaları için sık sık yapılan bir eleştiri vardır: Yalnız olayı anlatmış, yapıtın derinliğine inememiş, satır aralarını aktaramamış deriz. Mel Gibson’ın İncil’e yaptığı da bu: İsa’nın Yahuda tarafından ihbar edilip yakalanışından çarmıha gerilişine dek geçen sürede çektiği çileyi, aşağılanmasını, dövülmesini, adil olmayan biçimde yargılanıp mahkum edilmesini, kırbaçlanmasını, başına dikenli telden taç takılmasını, kan revan içinde çarmıhını taşımak zorunda bırakılmasını, yolda itilip kakılmasını, çarmıha çivilenmesini iki saat boyunca ayrıntılı biçimde izliyoruz. Böylece film İsa’nınki kadar izleyicinin de çilesi haline geliyor. En fenası, bir gözü kapanmış, kanla kaplı, lime lime bir et yığını halinde İsa’yı izlemek insanı rencide etmiyor, tiksindiriyor. İnançlı olanlar bir yana, duyarlı insanların bile böyle bir işkenceye katlanması mümkün değil. Korku ve şiddet filmleriyle kaşarlanmış bir eleştirmen olarak yer yer sadece göz ucuyla bakıp sado-mazo Hıristiyan pornosu misali iğrenerek izlediğim “Tutku”ya benimle gelen arkadaşım -40’lı yaşlarında, görmüş geçirmiş bir erkek televizyoncu- salondan kaçtı.

Bu kadar öznel ifadelere yer veriyorum çünkü “Tutku”, gore denen kanlı korku filmlerini mumla aratıyor. Onlarda da sık sık karşımıza çıkan şeytan ve cinler burada da eksik değil. Hani Mel Gibson artık ayyuka çıktığı üzre mümin bir gelenekçi Katolik olmasa yavaşlatılmış çekimlerle İsa üzerine “Matrix”vari bir aksiyon da içeren bir korku filmi çekmeye çalıştığını düşünebilirdik! Çünkü 1970 yıl öncesinin Kudüs’ünü andıran bir gerçek mekanda (Matera, Güneydoğu İtalya) çekilen bir filmde, MTV ekolü yeniyetme bir yönetmen gibi yerli yersiz bolca görsel efekt kullanarak “Jesus Christ Braveheart / İsa Mesih Cesuryürek” gerçekleştirmiş. Bu kadar sinematografik “numara” filmi sinemanın, öykü anlatmanın, dinin, inancın esasından uzaklaştırıp ucuzlatmış. Bir de üstüne sadistçe şiddet kullanımı, Yeşilçam filmlerindeki kötü adamlar misali kahkahalar atarak işkence yapan sarhoş Romalı askerler, İsa’nın idamını talep eden isterik Yahudi din adamları ve linç psikolojisiyle kendinden geçmiş bir kalabalık aracılığıyla bariz antisemitizm, aralarından pis pis bakarak süzülen sarışın bir kadın suretindeki Şeytan, Yahuda’yı vicdan azabıyla kavuran küçük cinler böylesine şık ve pahalı, otantik olması için Aramice ve Latince konuşulan (ama diyaloglar zor ezberlendiği için olsa gerek oyuncular tane tane konuşuyor) bir film için kabul edilemeyecek, ciddiye alınmasını engelleyecek öğeler.

Öte yandan İsa yere düştüğünde onun bakış açısından yapılan çekimler işlevsel değilse de ilginç sayılabilir. Çarmıha gerildiği sırada gökten düşen yağmur damlası içinden görünen plan -bir anlamda Tanrı’nın gözyaşı- hoş bir tasarım. Filmde insani duyguları harekete geçiren tek sekans ise Meryem’in çarmıh sırtında Kudüs’ün yokuş merdivenlerini tırmanan oğlu yere düşünce, çocukken düştüğünde nasıl onu kucağına alıp avuttuğunu anımsadığı flashback…

Gibson’a açık davet

İki saatlik işkencenin ardından ben bu kadar harap oldumsa kim bilir Mel Gibson ne hale gelmiştir böyle bir projeyle yıllarca uğraştıktan sonra… Ona buradan çağrıda bulunuyorum: Bay Gibson, takmayın bunları kafanıza, Yarın Paskalya, bu yıl geçti ama gelecek yıl konuğumuz olun. Size mis gibi sakız ya da mahlep kokulu çörek, yaprak sarma ve başka zeytinyağlılar, kızartmalar ve daha neler neler ikram ederiz. Yumurta tokuştururuz. Kazanırsanız içinden badem şekeri çıkan çikolatadan tavşan hediye ederiz. İsa çarmıha gerildi diye dövünmez, göğe yükseldi diye sevinirsiniz. Bu arada Sefarad şarkıları dinleriz, böyle hazin ve güzel şarkılar besteleyip yorumlayan insanları kucaklamak istersiniz. Seneye bekleriz.

“Tutku-Hz. İsa’nın Çilesi / The Passion of the Christ”

Yönetmen: Mel Gibson

Oyuncular: Jim Caviezel (İsa), Maia Morgenstern (Meryem), Monica Bellucci (Mecdelli Meryem)

Görüntü: Caleb Deschanel

Senaryo: Benedict Fitzgerald, Mel Gibson

Müzik: John Debney

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: