İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

radikal: Midye Kavaklıdan sorulur


Rumelikavağı’nda midyecilik kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Hasan, Ali ve Hüseyin Ölmez ilkokuldan beri midye peşinde. Türker Yalçın 23’ünde reis olmuş. FOTOĞRAFLAR: TİMUR SOYKAN

TİMUR SOYKAN

İSTANBUL – Midyenin, meşhur büfelere, lüks balık lokantalarına ve Mardinlilerin tezgâhına uzanan yolculuğu Boğaz’ın Karadeniz kıyısında başlıyor. Rumelikavağı’nda her sabah balıkçı teknelerinin arasından küçük midye tekneleri, Boğaz’a açılıyor. Hepsi doğma büyüme ‘Kavaklı’, hepsi çocuk yaşlardan beri midye avcısı ve hepsi çok zor koşullarda çalışıyor.

Arap Gazi, kapkara ve iri midyeleri arıyor. Bu midyelerin yerini en iyi o bilir. En çok midyeyle dönen her zamanki gibi deneyimli reis ‘Kara Emin’ olacak. En yaşlı midyeci Ahmet Amca, iskelede çocuk midyecilere eski güzel günleri anlatacak. ‘Başkan Selahattin’, gece onlarca Mardinli dolmacının kapısına midye çuvallarını bırakacak. En kötüsü belediye yine midyeleri ayıkladıkları barakaları yıkacak.

Ama ne olursa olsun İstanbul’un en lezzetli midyeleri için Yeniköy ile Boğaz’ın Karadeniz çıkışı arasında çalışmaya devam edecekler.

Gün doğmadan iş başlıyor

Gökyüzünün aydınlanmadığı saatlerde Rumelikavağı Limanı’ndan onlarca tekne denize açılıyor. Rumelikavağı nufüsunun yarısının gelecek umudunu taşıyorlar. Balıkçı teknelerinden farklı yöne, kıyıya daha yakın kısımlara gidiyorlar. Boğaz’ın Karadeniz’e açıldığı noktalardan, Yeniköy’e kadar olan alan, onların av bölgesi.

Akıntı çok olduğu için bu bölgede midyenin çabuk ürediğini, temiz ve lezzetli olduğunu söylüyorlar. Buradan her gün yaklaşık 300 çuval midye çıkarılıyor. Lokantalarda iki porsiyon midye yenilebilecek fiyata bir çuval midye satıyorlar. Üniversiteden gelen uzmanların yaptığı testlere göre bu bölgedeki midyelerin civa oranı, Boğaz’ın güneyindeki yerlerden çok daha düşük. Bolluğu ve lezzeti nedeniyle Rumelikavağı’ndaki midyecilerin, müşterisi de bol.

Çok çalışmak lazım, çok…

Müşterilerine mal yetiştirmek için midyecilerin çok çalışması gerekiyor. Hepsi henüz ilkokula giden bir çocukken midye avına başlamış ve Boğaz’ın hangi köşesinde midyelerin güzel olduğunu, nerede bol bulunduğunu biliyorlar. Tekne sahibi ve reis 27 yaşındaki Türker Yalçın ile dört personeli, gün aydınlanırken Tarabya kıyılarına ulaşıyor. Burası genç reisin en favori yerlerinden biri. Buradan hiç boş dönülmez.

Türker, kendini bildi bileli, Boğaz’ın sularında midye arıyor. Henüz 7 yaşında bir çocukken babasının teknesinde çalışmaya başladı. İlkokuldan sonra hemen hemen bütün midyeciler gibi okumadı. Kuşaklardır ailesindeki herkes gibi, amacı büyüyünce bir tekne sahibi olmaktı. Amacına 23’ünde ulaştı. Ama yıllardır teknesinde bir ad yazılı değil. Çünkü çocuğunun doğmasını bekliyor. O da midyecilerin geleneğini sürdürecek. Çocuğunun adını ‘Aşkın’ koyacak ve bunu teknesine yazacak.

Algarna denize!

Çakar kıyısına geldiğinde teknenin motorunu durduruyor. Yardımcısı ve çocukluk arkadaşı Sinan Koç’a işareti veriyor. Reis yardımcısı üçgen şeklindeki bir demir ve altında uzayan ağdan oluşan ‘algarna’yı denize salıyor. On kulaç sonra algarna duruyor. Denizin zemininde kısa bir süre dolaştırdıktan sonra makara çalışıyor. Ağı dolduran midyelerle yukarı çekiliyor.

Ağlardaki midyeleri 67 yaşındaki İbrahim Koç ile 18 yaşındaki Yiğit Savul, tekneye boşaltıyor. Büyüklüklerine göre ayırıp çuvallara dolduruyorlar. Üç yıldır birlikte çalışıyorlar. İbrahim amca, sadece kendi oğlu Sinan’ın değil, hepsinin doğduğu günü biliyor. Ama hiçbir zaman tekne parası biriktiremedi ve reis olamadı. Onlarca yıldır teknelerin üzerinde. Yiğit ise 18 yaşında ama 11 yıllık deneyime sahip.

Yakınlarından başka bir midye teknesi geçiyor. Benzer öyküleri taşıyor. Teknenin adı ‘Cenk’. Reisi Arap Gazi, 35 yaşında. Doğuda askerliği yaparken vurulduğu için adı Gazi kalmış. Onun müşterileri, siyah ve büyük midyeleri istiyor. Arap, onların yerini biliyor.

Rumelikavağı midyecilerinin en deneyimli reisi ise ‘Kara Emin’, eski balıkçılardan. 15 yıldır, midyede. Reisi olduğu ‘Çiğdem’ isimli tekne, çoğu zaman en çok ve kaliteli midye ile dönüyor. Pek çok tekne sahibinin aklında onu transfer etmek var ama teknenin sahibi, midyecilerin en yaşlısı Ahmet Amca’ya ‘ayıp’ olur.

Saat 05.00’te işe başlayan midyeciler, saat 13.00’te geri dönüyor.

İskelede midye ayıklamakta yardımcı olan kardeşleri, eşleri ve çocukları bekliyor. İskeleye ulaşan üç kardeş Hasan, Ali ve Hüseyin Ölmez hemen midye ayıklamaya girişiyor. Hepsinin öyküsü aynı. Doğma büyüme

‘Kavaklılar’, ilkokul ile birlikte baba mesleği midyecilik başlamış.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, barakaları, geçen kış yıkmış. Bu kışı naylon barakalarının içinde, soğukta geçirmişler. Hasan Ölmez, “Burada 150 kişi çalışıyor. Yani Rumelikavağı’nın büyük çoğunluğu buradan ekmek yiyor. Ama bizim barakalarımızı yıkıyorlar. Bize çalışacak yer göstermiyorlar” diyor. Midyeler ayıklanıp paketlendiğinde müşteriler araçlarıyla geliyor. Her barakanın gazino, lokanta ve büfe sahibi müşterisi var. Hiçbir midyeci diğerinin müşterisine mal satmıyor. İçinde yaklaşık bin midyenin bulunduğu bir çuval 4 milyon liraya satılıyor. Her midyeci günde ortalama 30 çuval midye satıyor. Teknelerde çalışanlar günlük 13 milyon lira yevmiye alıyor. Mayısta avlanma yasağıyla birlikte maceralı günler başlıyor. Kışın dalgalar ve soğuk ile mücadele eden midyeciler, mayıs ve haziran ayında Sahil Güvenlik’le kovalamaca yaşıyor.

Avrupa’ya bile gidiyor

Rumelikavağı’ndaki midyeciler, İstanbul’daki midye ihtiyacının büyük çoğunluğunu karşılıyor. Ayrıca, Antalya, İzmir, Bursa gibi pek çok ile midye gönderiyorlar. İri midyelerin kabuklarını temizleyerek Avrupa ülkelerine gönderenler de oluyor. Çoğunluğun müşterileri Rumelikavağı’na gelirken müşterisinin ayağına gidenler de oluyor. Midyeciler Kooperatifi’nin başkanı olan Selahattin Saçar, gecenin geç saatlerinde kamyonetini midye çuvalları ile dolduruyor. Gazinolara, lokantalara, büfelere midyeleri dağıtıyor.

‘Burası fabrika gibi…’

Son olarak seyyar olarak midye dolma satanların Aksaray, Tarlabaşı’ndaki onlarca evin kapısına midye çuvallarını bırakıyor. Tarlabaşı, Aksaray’daki midye dolmacılara gecenin geç saatlerinde midye bırakırken defalarca saldırıya uğradığını anlatıyor. Midyecilerin dertlerinin sözcüsü olan Selahattin Saçar, yaşadıkları sorunları şöyle anlatıyor: “Burası bir fabrika gibi. Rumelikavağı’nın yüzde 60’ı midyecilikten ekmek yiyor. Ama balıkçıların çarşısı varken, midyecilere hiç yer verilmedi. Biz de burada sağlıksız koşullarda çalışmak zorunda kalıyoruz. Biz de daha temiz koşullarda çalışmak istiyoruz. Ama belediye gelip yıkmak ile yetiniyor. Bize çalışmamız için bir yer göstermiyor.”

Ah o eski günler…

Öğle vakti midye dolu çuvallar, çıkartılırken iskelede bekleyenlerden biri de Ahmet Karaaslan. 69 yaşındaki ‘Ahmet amca’ midyecilerin en yaşlısı. Baba mesleğini devralmış, eski günleri de biliyor. Babası, bu işi Rumlardan öğrendiklerini anlatırdı. Eskiden küçük motorlu kayıkları ile akıntılı sulara açılırlar, Boğaz’ın karşı yakasına bile gitmeyi başaramazlardı. Bugün yarım saat süren mesafelere küçük kayıklarıyla beş saatte giderlerdi. Ama ona göre her şey eskiden çok daha güzeldi.

İstanbul’da çok Rum ve Ermeni vardı. Özellikle Paskalya zamanı, Ermeni ve Rumlara midye yetiştirmekte zorlanırlardı. Hem o zamanlar midyeler daha lezzetliydi. Daha çok para getirirdi.
Ahmet amca, ilerleyen yaşına karşın nasırlı elleri ile çuvalların taşınmasına yardım ediyor. Çuvallar, küçük ahşap ve teneke barakaların doldurduğu ‘midyeciler limanı’na taşınıyor. Binlerce midye, ayıklama yapacak insanların önünde tepecikler oluşturuyor. Küçük barakaların doldurduğu alanda, hummalı bir faaliyet başlıyor. Küçük bıçaklarla açılan midyeler, su dolu leğenlerin içine atılıyor. Bazıları, kabuklu olarak temizleniyor…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: