İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

radikal2: Ortaya karışık

NAZAN ÖZCAN

En hakiki Lazlardan Kazım Koyuncu ile son albümü “Hayde”yi konuşmak için gittiğimizde, kısmet bu ya, başka bir Lazla daha tanışıyoruz. Ali Osman bey. Kıyafetinden dolayı yalnızca geçerken uğrayan postacı olduğunu düşündük ama değil. O Kazım Koyuncu’dan çocukları için imzalı albüm almaya gelmiş. Anlatmaya başlıyor. “Benim çocuklar bayılıyorlar şimdi. Biz Kazım’la 15 sene önce adada tanışmıştık. O zamanlar ünlü de değildi. Bizim bir toplantımız vardı, o gitar çaldı, biz de kemençe vurduk. O zamanlar saçları uzun, hippi gibi. Dedim ki şu saçlarını kestir, bizim oralarda biraz ters karşılanır işte. Çocuklar o zaman küçüktü. Geçen gün bizim çocuklar dinlemişler, anlattılar, ben de o gün Kazım’la çektirdiğimiz fotoğrafı gösterdim onlara. İnanamadılar. Çok beğeniyoruz onu biz” diye anlatıyor. Ne de olsa onların çocuğu. Yıllardır yaptığı müzikle de bir tek Lazların değil, taa Zugaşi Berepe zamanından beri hiç kimsenin umutlarını kara çıkarmadı. “Hayde” de gerçekten sağlam ve dinlemesi çok keyifli bir albüm.

“Gülbeyaz”da da birlikte söylediğiniz Şevval Sam düetleriyle başlayalım.

Altı tane eser ‘Gülbeyaz’da çaldığımız eserlerdi. Şevval Sam’ın albümü yok ama Türkiye’deki en iyi kadın seslerinden biri. Sesinin iyi olmasının dışında müziğe yaklaşımı ve tavrı da bence tam bir sanatçı tavrı. Aykırılığı, inatçılığı, “saldırganlığı” müzik konusunda tutarlı ve tutucu olması önemli. Özellikle Gülbeyaz’la da bağlantılı olarak çok sevilen biri. “Ticari” olarak işe yaradı. Reddetmek saçma. Düetin kendisi müzikal olarak çok şey ifade etmiyor. Basit, yalın, sınırları zorlamayan bir çalışmaydı. Şevval Sam’la gerçekten ikimizin de sonuna kadar gidebileceğimiz başka bir şarkıyı düet yapmayı tercih ederim. Kader de müsaade ederse yapacağız.

Gülbeyaz’dan sonra Karadeniz müzikleri daha mı popüler oldu?

Dizinin çok ciddi katkısı oldu ama çok fazla emek sarf edilmemiş, aslında piyasa diye tabir edilen Karadeniz albümleri satıyordu zaten. Ayrıca Fuat Saka ve Volkan Konak’ın Karadeniz müziğine yaptıkları asla yadsınamaz. Gülbeyaz’la birlikte taşlar yerine oturdu. Ben klip yapmış ve günde 20 kere döndürmüş olsaydım, Gülbeyaz’daki etkisi olmayacaktı.

Bu sefer albüm ortaya karışık olmuş sanki. Hemşince, Türkçe, Lazca, Gürcüce…

Albümün kültürel konseptini yaratırken Trabzon’dan Tiflis’e bir hat izledim. Bir Gürcistan seyahatim vardı. Hem Megrel hem de Gürcülere karşı zaten olan sempatimi daha da artırdı. Megreller Gürcistan’da yaşayan Ortodoks Lazlar. Sonuçta Karadeniz ve Kafkasya’yı hedeflerken bir Hemşince, bir Gürcüce ve bir Megrelce ile o duyguyu tamamlamış oldum. Fakat ağırlık Türkçe’de. Bunları yapmazsam içim rahat etmeyecekti.

“Denizde karartı var” isimli şarkıda ve “Potburi”de Laz müziğinde hiç olmayan klarnet var.

Benim bilgilerim dahilinde bu bir ilk. Bence ses olarak klarnet bizim yörelere denk düşüyor. Tulumla klarnetin uyumuna hasta oluyorum. İkisinde de insanların duygularını tuhaf bir biçimde ajite eden bir taraf var. Böyle denemeleri de artırmayı düşünüyorum. Belki trompetler, pek sevmesem de saksafonlarla vs. Bunlar marifet değil ama, bunları otantik parçaların içine sanki 200 yıldır çalınıyormuş gibi koymayı başarırsak bir marifet olacak. Bütün derdim bu.

Konserinizi izlerken bir arkadaşım “Bu Lazlar aşktan başka bir şey bilmezler mi” diye isyan etti. Bilmezler mi hakikaten?

(Gülüyor) Sosyolog değilim ama Türkiye’de en çok doğa ile içiçe olan toplum bizim Karadeniz toplumu. Doğa ile kurdukları ilişki çok farklı. Mesela çok aşk şarkısı gibi duran şarkılar var, ama bir ceviz ağacına ya da ineğine yapmış olabilir o şarkıyı. Ki nitekim öyle şarkılar var. Dinlediğin zaman sanıyorsun ki aşktan ölüyor! Genel bir aşk hali söz konusu. Gerçekten oksijeni bol bir yer (gülüyor)! Ormanı ve suyu bol bir memleket ve insanların birçok ihtiyacı aşktan sonra geliyor. Aç kalmamalıyız şüphesiz ama aşksız hiç kalmamalıyız!

Biz sizi Zuğaşi Berepe’den beri tanıyoruz. Ama onun öncesinde neler yaptınız bilmiyoruz.

72’de Artvin, Hopa, Yeşilköy köyünde doğdum. Annem babam memleketteler. Babam berber, annem de ev hanımı. Altı kardeşiz, ben sondan ikinci. Liseyi Hopa Lisesi’nde bitirdim. 17 yaşına kadar gittiğim en büyük şehir Trabzon’du. 89’da üniversiteyi kazandım ve İstanbul’a geldim.

O kadar hızlı geçmeyin, ne yapıyordunuz orada, ne zaman müziğe başladınız vs. gibi bir sürü soru var.

Çok kitap okumaya çalışıyordum ama az kitap vardı. O yüzden ansiklopedi okuyordum. Çünkü kırtasiyeye birkaç kitap geliyordu, onları zaten ediniyordum. Tommiks ve Teksas’ların bütün sayıları bitmişti. Babam Yaşar Kemal’in “Ağrı Dağı Efsanesi”ni aldıydı. Ondan sonra hep o kitapların peşinde oldum. Fransız iki şair Baudelaire ve Rimbaud’nun şiirlerini ansiklopedilerden tespit ettikten sonra düştüm peşine. O zamanlar şiir sevdası vardı. Evde küçük bir gitar vardı. Amcam Almanya’dan getirmişti ama kime bilmiyorum. Benim elimdeydi. TRT’de ‘Fabrika Kızı’nı filan çalarlardı, onları izleyerek çalmaya çalışıyordum. Ama ne bulursam okuyordum. Üniversiteyi kazanmam başkalarına göre enteresandı çünkü okulu takdirle bitiren çocuk değildim.

Nereyi kazandınız?

İstanbul Siyasal Kamu Yönetimi’ni kazandım. İlk yıl okula gittim. Sonra pek sarmadı. Üniversiteye girdikten bir sene sonra yıllardır hayalini taşıdığım sahne sanatlarından birisiyle hayatımı devam ettirmeye karar verdim. Çok zor karardı. Biliyordum uzun yıllar sürünmek zorunda kalacaktım. Nitekim 92’den itibaren profesyonel olarak sürünüyorum (gülüyor)! 92’de ilk ciddi müzik faaliyetim, Dinmeyen isimli müzik grubunun kurulmasıydı. Bir sene sonra da Zuğaşi Berepe kuruldu, iki grup birlikte devam etti.

Aileniz bu duruma ne dedi? Müziğe meraklı mıydı onlar da?

Bizim ailede kulağı kötü olan kimseyi hatırlamıyorum. Ama kimse enstrüman çalmazdı. Babamın çok büyük katkısı vardı. Mandolinimi aldı, kurslara gönderdi. Babam ‘Bu çocuk hem akıl fikir adamı olur hem de müzikle uğraşır’ diye düşünürken benim aklı fikri bir tarafa bırakacağımı pek tahmin etmemişti! (Gülüyor) Kaymakam olmamı yalnız babam değil herkes isterdi baştan ama şimdi vali olsam şu andaki durumdan daha fazla gurur duyacaklarını sanmıyorum.

“Uy Aha”yı Trabzonspor’a vermeyi düşünüyorsunuz, ne oldu?

O ünlem bir futbol takımını ve taraftar kitlesini harekete geçirebilir ve coşkulandırabilir diye düşünüyorum. Özellikle sola yakın olan arkadaşlar, futbolu çok sevsek de bunu söyleyemedik. Ben hiçbir zaman gizli tutmadım ama! Trabzon’u tutuyor olmam yöreyle de alakalı değil. Çünkü Hopalılar çok tutmaz. Trabzonspor’u çocukluğumdan beri destekliyor olmamın gerekçesi, en güçlülere karşı koyan, hayali bir kahraman olması. Çünkü o zaman Trabzon’a kim geliyorsa herkesi yeniyordu. Çok iyi top oynuyorlardı. “Uy Aha” tribünlerde çalınırsa ben çok mutlu olurum. Yeni bir şarkı yapılması gerekiyorsa bu iş için de çaba sarf ederiz.

Yetkililere sesleniyoruz; böyle güzel teklif her zaman gelmez!

Kazım Koyuncu / Hayde / Metropol Müzik

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: