İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

yeni harman: KKTC’NİN «BU MEMLEKET BİZİM» PLATFORMU’NUN YENİ HARMAN’A ÖZEL İFŞAATI !

«CHP Genel Sekreteri, İnal Batu, Kıbrıs’a geldi ve …oy kullanıp döndü … Türkiye’de 1950’lerde oluşturulan ‘Kıbrıs İstitrat Projesi’ yani ‘Kıbrıs’ı yeniden geri alma’ planı, Türkiye’nin ‘Özel Harp Dairesi’ tarafından ‘Türk Mukavemet Teşkilâtı’ (TMT) üzerinden, Kıbrıs’ta yürütülmeye başlandı ve işte sonuç ortada ! … Ama ; Türkiye’nin, 67 milyon öz nüfusun geleceğini, bu kez bambaşka bir felakete sürükleyecek, bir çılgınlığa gideceğini, artık zannetmiyoruz. Dolayısıyla, dün şahinlerin zamanıydı, bu günden itibaren ise … Kıbrıs’ın Rum ve Türk güvercinlerinin !»

Raffi A. Hermonn

Strasbourg

Avrupa Konseyi

«Efendim, tamamen bambaşka gündem maddeleri üzerine yapılan oylamaları, yerinde izlemek üzere, ‘Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi (AKPA) olağan, kış dönemi toplantıları vesilesiyle, buraya, Strasbourg’a davet edilmiştik, ama bir de hem Türkiye hem de dünyayı, şimdilerde yakından ilgilendiren bir sorun olan, ‘Kıbrıs’ hakkında yoğun ‘lobbying’ çalısması yapan sizi gördük ve dikkatimizi çekti. Biz de hazır fırsat bulmuşken, sizle görüşmek istedik. Efendim kendinizi tanıtır mısınız ?

«Adım Hayati Yaşamsal. ‘Bu Memeleket Bizim’ adlı Kuzey Kıbrıs muhalif platformun kurucularından ‘Haklar ve Özgürlükler Derneği’nin Başkanıyım. ‘Bu Memeleket Bizim Platformu’ yaklaşık iki yıl önce, oluşmuş bir sivil toplum örgütüdür. K.K. Türklerinin, sivil toplum örgütlerini barındıran, özelde ‘Kıbrıs kalıcı barışının sağlanması’ genelde ise ‘Bu barışla birlikte, tek bir Kıbrıs olarak, Avrupa Birliği’ne girmesini’ hedefleyen sivil bir inisiyatif (girişim)dir. Platformumuz, toplumumuzun en dinamik unusurlarını bünyesinde barındırmakta, toplumsal – kitlesel iradeyi, gerek siyasi görüşler, gerekse de kitlesel eylemler olarak, ortaya koymuş, hatta ‘tüm dünyadan’ diyebileceğimiz, ilgileri çekmiş bir oluşumdur.

«Sayın Hayati bey ; geniş kitlelerin daha iyi anlaması açısından, bazı kavramların iyice açılması gerektiğini düşünüyorum. Belli ki Kuzey Kıbrıs Türk Siyasi Yaşamı’nda : ‘Cumhurbaşkanı’ konumundaki, sayın Rauf Denktaş ve ekibinin muhalifisiniz. Pekiyi … sayın Denktaş’a muhalefet eden ve ancak son yapılan seçimler sonucu, ister istemez, aynı sayın Denktaş tarafından Başbakanlık görevi verilen, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Başkanı, sayın Talât’ın politikasını nasıl buluyorsunuz ? Sizin duruşunuz ve onun arasında bir fark var mıdır, varsa bunlar nelerdir ?»

«Söyleyeyim … Aslında, sayın Talât’ın temsil ettiği, siyasal akım ‘Bu Memeleket Bizim’ Platformu’nun kuruluş sürecine fiili olarak katılmışdır ve hâlen de bu platformun asli üyelerindendir. Sayın Tâlât, bu (Hükümeti kurmakla görevli) mevkiye çok yeni geldi. Bugüne değin bulunduğu ifadelerde, Platformumuzun ‘Kıbrıs sorununun çözümü ve Avrupa Siyasal Hedefleri’ konusunda, iki yıldan beri, geliştirmiş olduğu söylemlerden farklı bir şey söylemedi. Kendisi ve CTP de, Platformumuzun bu konuda güttüğü politikadan farklı bir şey gütmüyorlar … »

«O zaman, şimdilik de olsa, sayın Talât’ın güttüğü politikasından memnunsunuz !»

«İşte bende, şimdi bir ‘nüans’ koymak isteyecektim. Evet, sayın Talât ve CTP’nin güttüğü politikalarından memnunuz diyoruz, fakat evet fakat … gerçekleri de görmek zorundayız. Şimdi söyleyeceğim, Platformumuzun görüşü değil, kişisel görüşümdür :
Şu an Hükümeti kurma görevinde olması, kendisine ait olmayan söylemler ifade etmeye zorluyor sanki. Şöyle ki : ‘Türkiyeyle uyum içinde bir siyasal çözüm ve Avrupa Birliği hedefi zorunluluğu’ndan söz ediyor. Bu bizde, ister istemez, bazı endişeler doğuruyor. Türkiye’nin ; bizim Platformun ortaya koyduğu ‘1 Mayıs öncesi çözüm ve AB’ hedefini, fazla da dikkate almadığı endişesi söz konusudur bizde. Dolayısıyla, bizim, toplumumuz için, en önemli tarih ve hedef 1 Mayıs’dır ! Biz 1 Mayıs’ı, geçmemeyi hedefliyoruz. Çözümü ve AB’ne girişi 1 Mayıs’tan sonraya bırakmak istemiyoruz. Bu noktada, sayın Tâlât’ın ‘Türkiye ile uyum politikası’ çerçevesinde, 1 Mayıs tarihini aşacağını tahmin etmiyoruz, ama … bir kırılma noktası olacaksa, işte bu noktada, ancak ve ancak olacağı endişesi, önümüzde bir şık olarak, duruyor. Toplumumuz, yani bu topraklarda yaşayacak olan, bu toprakların asıl yazgısına sahip insanlar, kesinlikle 1 Mayis tarihinin aşılmasını İS – TE – Mİ – YOR – LAR ! Halbuki ; Türkiye’nin mevcut Hükümet’in siyasal söylemleri ‘1 Mayıs tarihinde, olmazsa da olur !’ şeklinde hareket ediyor ki … böyle bir oyun içerisine, sayın Talât’ın ‘Kuzey Kıbrıs’da Hükümeti kurma’ görevini üstlenmis olmasından dolayı, girecek olduğu taktirde, işte asıl kırılma noktasına gelmiş oluruz. Platform ile sayın Talât arasında, ancak bu durumda sıkıntı doğar».

«Peki efendim, siz Kıbrıs Türk Toplumu’nun, hatta niye salt Türklerle sınırlayalım, tüm Kıbrıs’ın geleceği, barış ve huzur içinde, bir bütün olarak yaşayabilmesi için, endişe duyan, bugüne dek olan gelişmelerden ‘gına geldi artık !’ diyen ciddi bir sivil toplum örgütü sorumlususunuz. Tabiî Kıbrıs’da doğdunuz, aileniz de Kıbrıs’da doğmuştur … »

«Özür dileyerek, lafınızı keseyim, ben ve benim gibi gerçek Kıbrıslılar, tam 500 yıldan beri Kıbrısda yaşıyoruz !»

«Çok güzel, demek 500 yıldan beri yaşıyorsunuz. Bu sorunun, artık çağımıza yaraşır biçimde, barış ve dostluk çerçevesi içerisinde, tabiî ki bugüne değin, her iki toplum tarafından ve yine her iki topluma yönelik, vuku bulmuş kanlı olaylara varan her türlü olumsuzluğun BİR DAHA ASLA tekerrür etmemesini garantiye alarak, bir an önce, çözüme varılması için çalışıyorsunuz. O zaman tüm samimiyetinizle, yanıtlamanızı rica ediyorum, çünkü size karşıt olanların tezi aksi yönde … Kıbrıs’lı Türk ve Kıbrıs’lı Rum, bundan sonra, geçmişteki acı deneyimler tekrar yaşanmadan, huzur içinde birlikte yaşayabilirler mi ?»

«Size hemen, kocaman bir EVET ile yanıt verebilirim ! Şüphesiz ki, evet, yaşayabilirler ! Çünkü artık, Kıbrıslı Rum ile Kıbrıslı Türke, gelişen olaylar çok şeyi göstermis ve öğretmiştir. Bunlardan biri 23 Nisan 2003 tarihinde ‘Serbest Dolaşım’ın hayata geçirilmesinden sonra, yaklaşık 2 milyon karşılıklı geçiş olmuştur. Küçümsenecek bir sayı değildir. İlginçtir, uluslararası kuruluşlar, yıllarca, Kıbrıs’lı Rumlara ‘Sorunları Çözümleme’ ve ‘Müzâkere Teknikleri’ konularında, dersler ve eğitim vermişlerdir. 23 Nisan’da hal böyle olunca, herkes şaşırdı. ‘Bunca yıl verdiğimiz ders, teknik yöntemler v.s. neye yaradı, demek ki sorun hiç de öyle zannedildiği gibi değilmiş !’ diye…2 milyona yakın insan, karşılıklı olarak, öteki tarafa geçti ve en önemlisi, en ufak, ama gerçekten en ufak bir şekilde hadise olmadı. Sadece bu olmamakla da kalmadı, sayısız karşılıklı duygusal sahneler yaşandı hadi bu da bir şey değil, karşılıklı yeni dostluklar ve hele hele zaten günümüzde meyvelerini vermeye başlamış, karşılıklı iş ortaklıkları kuruldu. Rum ile Türk o günlerde vardıkları anlaşmalar sonucu, söylüyorum meyvelerini toplamaya başladığımız, ciddi iş arkadaşlıklarına başladı. Karşılıklı dostluklar, birliktelikler ve dediğim gibi karşılıklı çıkara dayanan, iş ilişkileri tekrar yeşermeye başladı. Şu da tabiî ki bir gerçektir ki, Kıbrıs Türkü, özellikle son iki yıldır, koydukları iradeyle, şunu göstermişlerdir ki, Kıbrıslı Türkler Avrupalıdırlar, Avrupalı gibi düşünürler ve düşünüyorlar şimdi de … Başka bir şey de yaptılar Kıbrıslı Türkler : Karar verdiler ! Var olan tüm halklar, tüm toplumlarıyla beraber, yeni bir Kıbrıs yaratmak ve bu Yeni Kıbrıs’ı da, Avrupa Birliği içerisinde örgütleyebilmek ! Artık açıkca söyleyebiliriz : Kıbrıs Türkü buna karar vermiştir ve hiç bir güç buna engel olamaz, bu saatten sonra !

Göreceksiniz, bunu yapacaktır ve zaten yapmaya başlamıştır Kıbrıs Türkü ve ayrıca şuna da kesinlikle inanıyoruz ki, Kıbrıslı Türkler salt Kıbrıslı Rumlarla değil, herkesle birlikte yaşayabilecek ; kültürel, sosyal, akademik bilgiye ve özellikle de dünya görüşü ve geleneğe sahiptirler. Kıbrıslı Türklerde ; örneğin Kıbrıs’ın Ermeni Toplumuyla en yakın ilişkileri, Kıbrıs Türkleri olmuştur. Kıbrıs’ın Türkleri, geçmişten gelen, belki 2000 yıllık bir kültüre sahiptirler, değişik inanç ya da kökenden gelen insanlarla birlikte yaşamak kültürüne de sahiptirler. Kıbrıslı Türklerin, öyle fazla etnik veya milliyetçi duygularla hareket etme gibi, sosyal yapılara veya ilkel anlayışlara falan sahip değildirler».

«Pekiyi o zaman, sayın Hayati, Kıbrıs’ın genelinde Türk ve Rum Toplumları arasına, geçmişten bugüne, sokulmuş husumetler nerden hasıl oldu ? Bugün dediğiniz gibi, her iki toplum arası, gidiş gelişlerin, birdenbire 2 milyona yaklaşıp, bir tek kişinin saç teline bile zarar gelmiyorsa … Kıbrıs Rum Toplumunun kültüründe de, ‘çok kültürlülük’ vardır demektir. Geçmişte yaşanılanların da, red edilemeyecek bir vakıa olduklarına göre, bu husumetler sakın Ada’nın içinden değil de, gerek Yunanistan, gerekse Türkiye olmak üzere ‘dışarıdan’ kaynaklanmış olmasın ?…

«Efendim ; zaten gerek Kıbrıs’ta, gerekse de Türkiye’de yayınlanmış çok kitap vardır, bir ‘devlet sırrı’nı ifşâ etmiyorum …Bildiğiniz gibi 1950’lerden başlayarak ‘Türk Mukavemet Teşkilâtı (TMT)’ adındaki örgütün, kuruluş amaçları, çok samimiydi. Toplumsal güvenceyi ve kazanımları hedefleyen çıkış noktası vardı».

«Yani Rauf Denktaş’ın içinde olduğu örgüttü bu değil mi ?»

«Evet ama, o ilk kuruluş aşamasında yoktu, daha sonra girdi bu teşkilâta. Türkiye’de oluşturulan ‘Kıbrıs İstidrad Projesi’ yani ‘Kıbrıs’ı yeniden geri alma’ demek olan bu proje, ordunun içinde bulunan özel bir birim olan ‘Özel Harp Dairesi’ tarafından üretilip, Kıbrıs ‘TMT’ üzerinden, yönlendirilmeye başlandı. ‘TMT’nin böylece baştaki, samimi amaçları yavaşça zemin değiştirmeye başladı, Kıbrıs Türkleri’ne, böylece kendi gelecekleri doğrultusunda ‘dışarıdan’ bir hedef enjekte edilmişti. Doğrusunu isterseniz, o zamanlar da, Kıbrıs Türkleri, hiç bir şeyin farkında olmadan, safça bu ‘dışarıdan gelen telkin’i saf saf banimsemiş oldular. Rauf Dentaş’ın ‘TMT’liği, işte burda ortaya çıkar, Türkiye’deki ‘Özel Harp Dairesi’nin, Kıbrıs Türkleri’ne, onlara danışmadan, bir proje dayatması çalışmasında, Rauf Denktaş sahneye çıkar. Bugün ‘TMT’nin mücadele günlerinde, önemli roller almış insanlar, hayattadırlar. Bugün onların dediklerine kulak vermek gerek. Onlar ne diyor biliyor musunuz ? ‘Biz’ diyorlar, ‘mücadeleye toplumun özgürlüğü ve bağımsızlığı için katıldık. Toplumumuzun, bir unsurdan kurtulup, başka unsurun denetimi, kontrolü altına girmek için, bu mücadeleyi vermedik !’ Yani açıkcası, Yunanistan’ın kontrolünden kurtulalım, derken bu sefer Türkiye’nin kontrolü altına girmek, kesinlikle değildi amacımız… Zaten, Kıbrıs Türklerinde, son dört yıldır var olan, akılcı bilinç ve yeni bir irade koyabilmesinin nedeni de de budur.»

«Yani, ‘Biz bu mücadeleyi, yağmurdan kaçıp kurtulmak, ama doluya tutulmak için de yapmadık !’ diyerek, Türkçemizdeki güzel bir deyimi kullanarak, duygularınızı ifade etmek mümkün mü ?»

«Kesinlikle evet, kesinlikle öyle ! Kıbrıs Türkünün şu andaki tâlebi ‘Özgürlük ve Bağımsızlık’tır ! Kendi kendini (yani ne Yunanistan ne de Türkiye şemsiyesi altında !) yönetme hakkına, yeniden kavuşmasıdır».

«Kuşkusuz tüm bunları söylerken, Yunanistan’dan da, aynı şekilde, ırkçılığa varan milliyetçi duygu, kafa ve projelerle Kıbrıs’a gidip, bu kez (tıpkı masum ve saf Kıbrıs Türklerinin aldatıldığı gibi) masum ve saf Rumların aldatıldığı ve kendisi gibi, masum ve saf Kıbrıs Türk halkına karşı kışkırtıldıklarını da unutmuyorsunuz, değil mi ?»

«Hiç unutulur mu, bunlar tarihsel gerçeklerdir. EOKA’nın yaptıkları nasıl unutulur ? EOKA da, Kıbrıs’ın kendi Rum soydaşlarını gaza getirerek, biz Kıbrıs Türklerine karşı germişdir, tıpkı Türkiye’den birilerinin, Rumlara karşı bizleri gaza getirdikleri gibi. Bugün artık bu bilgiler, âlemin gözü önünde sergilenir durumdadır».

«O zaman şöyle diyebilir miyiz ? Kıbrıs’ta yıllar boyu, gerek Yunanistan, gerekse de Türkiye’nin şahinleri, her iki halkın kan kusmasına ve telef edilmesine neden oldu, artık bu kez her iki tarafın güvercinlerine iş düşüyor ve barış, huzur ve tabiî ki (kesinlikle unutmak sözkonusu değil, ama her iki taraf için de !) yaşam garantisi olan, yeni bir dönem başlayacaktır !»

«Evet evet, kesinlikle her iki tarafın, barış güvercinlerinin, biraraya gelmesi gerekiyor ve Kıbrıs bir bütün olarak, çeşitli uluslardan, halklardan, toplumlardan veya değişik etnik unsurların, başka yerde olmayacak çapta, dostça yaşayabilecekleri bir yer olmaya, tekrar, başlayacaktır. Bakın ‘tekrar’ diyorum, çünkü Kıbrısımızın beş bin yıllık tarihi vardır. Beşbin yıllık tarihte de, birkaç on yıl maalesef karanlık olsa bile, koskoca tarihi sırf bununla ölçemezsiniz. Dolayısıyla, biz Kıbrısın Türkleri ve Rumları olarak, Kıbrıs’a yaraşan günlerin, tekrar geri gelmesini, hem de bir an önce istiyoruz.»

«Kamuoyunda şu çok soruluyor : Kıbrıs’taki son seçimlerde sonucun % 90 – % 10, hadi olmadı % 80 – % 20 muhalefetin lehine olmasını beklerken, bu … % 51 – % 49 şekilde, lehinize sonuçlanması, bazı gazetelerde ‘Türkiye’den kamyonla seçmen taşındığı’ iddiaların çıkmasına neden oldu. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz ?»

«Söyleyeyim … Kamyon veya otobüslerle değil de, büyük bir nüfus aktarması söz konusudur, Türkiye’den Kıbrıs’a. 1974 sonrası, oluşturulan idari yapı, ki buna sonuçta ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ dendi, yürütmüş olduğu ‘yerleştirme’ veya ‘vatandaşlık’ politikası sonucunda, bırakınız Kıbrıs’a ‘taşıdığı’ insanları, bizzat
Türkiye’de yaşayan, Kıbrıs’la hiç ilgisi olmayan, Türkiye’de yaşayıp çalışan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ‘KKTC vatandaşlığı’ vererek, onların oy vermelerine olanak verdi. Düşünebiliyor musunuz ? … Dolayısıyla ne oldu, açıktır değil mi ?…

Seçim zamanlarında, bizim Kıbrıs’da ‘artificial citizenship’ dediğimiz bu ‘naylon vatandaşlar’ını, tamamıyla ‘manipüle’ etmek için kullandılar ve haliyle son seçimlerde de bunlar kullanıldı. Mesela size çok bâriz bir örnek vereceğim : Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin Genel Sekreteri, sayın İnal Batur, KKTC vatandaşı olarak ( !!!!!) Kıbrısta yaşamamasını bırakın, Türkiye’de, TBMM’in bir üyesi olmasına rağmen, Kuzey Kıbrıs’a geldi ve … oy kullanıp, geri döndü. Nasıl ?…Benim size daha uzun ve tefsilatlı şeyler anlatmama gerek yok ! Bütün bir resmi manipülasyon sonucu, eğer yine de sonuç % 51 olarak, lehimize çıkmişsa, o zaman Kıbrıs Türkünün gerçek iradesinin ne olduğunu, kolayca anlayabilirsiniz. Kıbrıs Türkünün gerçek iradesinin, ne olduğu öğrenilmek isteniyorsa, uluslararası gözlemcilerin denetiminde, nüfus sayımına gitmeyi tâlep ediyor, çıkan gerçek nüfusla bir referanduma gidilmesini istiyor, sonucunun, Kıbrıs’da Rumlarla birlikte : barış, huzur ve istikrar ortamı yaratarak, AB’ne, hemen girmek isteyenlerin lehine % 99 olacağına kesinlikle inandığımızı, belirtmek istiyoruz».

«Pekiyi, sizin için çok safiyâne bir soru gibi gelebilir, ama geniş kitlelerin benzeri konularda, yıllarca ‘sağlıklı bilgi açlığı’ yaşadıklarını gözönüne aldığımızda, sormamız gerekiyor !… Efendim, sayın Rauf Denktaş’ın derdi ne o zaman ? Yani, hem Türkiye Cumhuriyeti’nin, hem Türkiye’deki 67 milyonluk nüfusun ve hem de … adı en çok söz edilen, ancak kendisine fikri bile sorulmayan, Kıbrıs Türk Toplumu’na bu kadar açık, zarar geleceği bilinmesine karşın, neden hâlâ diretmektedir, yani istediği ne sonuçta ?»

«Bu sorunuza ; sayın Rauf Denktaş’ın, bizzat kendi oğlu olan, şimdiki hükümetin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olan, sayın Serdar Denktaş’ın, öz babası için sarfettiği bir sözüyle, yanıt vermek isterim : ‘Babam, geçmiş jenerasyonunun lideridir, ben ise gelecek jenerasyonunun bir temsilcisiyim !‘ Evet böyle yanıtlamıştı, sayın Serdar Denktaş, ‘Babanızla sizin aranızdaki fark nedir ?’ diye kendisine yöneltilen bir soruya. Dolayısıyla, sayın Denktaş, 1950’lerde ‘TMT’ye girerken ettiği yemininden geri dönüş yapmayacak, daha açıkcası ‘Türkiye’ye Kıbrıs’ı ilhak ettirmek’ isteyen bir politikacıdır ve öyle kalacaktır. Ama böyle bir hedefin, bugünkü koşullarda, o …‘uğruna mücadele ettiğini’ iddia ettiği ‘Türklüğe’, Türkiye’ye, Türkiye ve Kıbrıs Türk halklarına en fazla zararı verirmiş, böyle bir kaygısı yoktur maaalesef, sayın Denktaş’ın».

«Son olarak söyleyeceğiniz bir şey var mı ?»

«Son olarak söylemek istediğim şu ki … artık ok yaydan çıktı ve Kıbrıs Türkü gözlerini açmıştır, Türkiye’de de gözünü açmış insanlar, artık az değildir. Türkiye’nin, bırakın Kıbrıs Türklerini, kendi öz 67 milyon nüfusunun geleceğini yeniden, ama bu kez başka bir felakete sürükleyecek, bir çılgınlığa gideceğini, artık zannetmiyorum ve işte bunun için umutluyum, herkes çok çekti, yeter, bundan sonra artık, akılcılık, dolayısıyla yerel ve evrensel barış zamanı (Yurtta sulh, Cihanda sulh !)».

«Çok teşekkür ederim, efendim !»

«Asıl ben size teşekkür ederim».

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: