İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sakıncalı Vatandaş

Şoförlük yapan bir dostum vardı. Arakel’di ismi. Almanya’daki oğluyla, küçük bir daire almışlardı. Kiraya verecekti, ilgilenmemi istedi, ilan verdik. Düzgün giyimli yaşlı bir bey geldi. Cemal Bey. Üst düzey bir bürokrat emeklisiydi. Evi, yerini, kira bedelini söyledim. Ona uygundu. Uzun süre oturdu, sohbet ettik. Ülke ve dünya sorunlarından, siyasetten söz ettik. “Cevabımı yarın vereyim” dedi gitti. Ertesi gün geldi. Arakel’in ismini ve evin adresini yazarak kendisine verdim. İsmi okudu. “Bu nasıl isim” dedi. Ermeni ismi olduğunu söyledim. Kağıdı bırakarak ayağa kalktı, “Ben bir Ermeni’nin evini kiralamam” dedi. Nedenini sordum. “Nedeni çok, benim o hainlerle işim olmaz” dedi. Tekrar oturmasını rica ettim. “Hiç Ermeni tanıdınız mı?” diye sordum, “hayır” dedi. Benim de Ermeni olduğumu söyledim, iki gündür hangi hainliğimi gördüğünü sordum…Çok şey söylemek geldi aklıma; söyleyemedim. Zor durumda kalmıştı, bir süre suskun kaldık. Benin de hoşuma gitmeyen bir durum meydana gelmişti. Yüzüme baktı, “Ne söylememi istersin?” dedi. İsim/adres kağıdını verdim, gidip beğenirse evi kiralamasını söyledim.

Ertesi gün geldi. Evin anahtarı elindeydi. “Dünkü sözlerimi geri alıyorum” diyerek oturdu. Arakel, “Kontratı istediğiniz gibi yapın” deyip, anahtarı vermiş, arabasıyla evine bırakmış, “ne zaman taşınacaksanız geleyim eşyalarınızı ben taşıyım.” Demiş.

Arakel, Anadolu Ermenilerindendi, kavruk, ezik, hürmetkar, önünde böyle kravatlı birini gördüğünde ceketini ilikleyip, eğilen biriydi. Cemal Beye de öyle yapmıştı. O günlerde medyanın gündeminde yine Ermeniler vardı. Gündemin içeriğini tahmin edersiniz. Belli ki, Cemal Bey biraz da ondan etkilenmiş, ama bizleri tanıdıktan sonra Ermenilerin hain, sakıncalı olmadıklarını görmüş, ön yargılarını aşmıştı. Bir daha o konuya hiç girmedik.

Sonraları dost olduk onunla. Sık sık uğrar sohbet ederdik. Kimi zaman Arakel’de gelirdi. Birkaç yıl önce, genç sayılacak yaşta Arakel, ardından da Cemal Bey vefat ettiler. Gittikleri yerde ikisinin de dost olduklarına, inanıyorum. İkisinin de sözcük dağarcıklarında bir birlerine karşı kin, nefret, düşmanlık içeren sözcüklerin bulunmadığına inanıyorum. Geride bıraktıkları bizleri görüp üzüldüklerine de inanıyorum. Nasıl üzülmesinler ki, onların kullanmadıkları sözcüklerin bu ülkede hala yürürlükte olduğunu görüp de üzülmez olurlar mı?

Bizler, günlük yaşamımızda Cemal Bey gibilerle çok karşılaşırız. Pek de kızmayız, alışkınız çünkü. Çoğumuzun iki ismi vardır, yerine göre kullanırız. Ya da, isim sahibinin Ermeni olduğunu belli etmeyen isimler. Bu ülkede Ermeni sözcüğü yıllar yılı düşman, arkadan vuran, hain, katil, sakıncalı, dış güçlerin uzantısı gibi sözcüklerle kullanıldı. Bu nedenle, Ermeni’nin gerçekten öyle olduğuna inananların bulunması yadırganacak bir şey değil. Kime ne diye kızalım ki, bu politikaların elbette ürünleri de olacak.

Biliyorsunuz, bu sözcükleri içeren cümleler, bu sözcükleri içeren güya bilgiler, şimdi ders kitaplarına girdi. Sosyal bilgiler öğretiyoruz diye, tarih öğretiyoruz diye, genç dimağlar nasıl eğitiliyor görüyoruz. 150 yıldır uygulana gelen politikaların nihayet ders kitaplarına kadar uzandığını da bir önceki hükümet döneminde gördük. Gördük de, bunca yazılmaya, bunca eleştiriye, aydınların bunca çabasına, “Barış İçin Tarih” çağrılarına karşın, “Düşmanlık İçin Tarih” öğreterek devam ediyor. Ne diyelim? Biz bu durumu Türkiye’ye yakıştırmasak da, birileri yakıştırmış. Dileriz, bu yılla sınırlı kalır, tarihi barış için öğretiriz.

Aslında bizlerin Türkiye’ye yakıştırmadığımız başka şeyler de var. Mesela, gazete de (Sabah 8.11.2003) şöyle bir haber vardı: “Devletin, ‘Azınlıkları zapt-u rapt’ altına almak ve ‘vatan hainliği’ yapıp yapmadıklarını belirlemek için 40 yıl önce ‘Azınlıklar Tali Komisyonu’ kurduğu,…ortaya çıktı…” Haberin devamından 1962’de hangi nedenlerle böyle bir komisyona gerek görüldüğünü, Komisyonun hangi kurum mensuplarından oluştuğunu, Azınlıkların tüm faaliyetlerinin Komisyon tarafından izlendiğini ve her türlü konunun, “aynı zamanda devlet güvenliği bakımından da değerlendirildiğini”, Lozan’daki azınlıklarla ilgili yasalara yansımamış bazı hükümlerin uygulamayla şekillendirildiğini, komisyon kararlarının, iç ve dış politik gelişmelere, siyasi iktidarların yaklaşımlarına paralel olarak inişli çıkışlı olduğunu öğreniyoruz.

Sonradan değil atadan vatandaşı olduğumuz devletimiz bizi ‘sakıncalı’ ve ‘potansiyel hain’ olarak görüyorsa, emekli bürokratım, merhum dostum Cemal Beyin de öyle görmesine neden kızmadığımı şimdi daha iyi anlatabildim sanıyorum. 42 yıl önce böyle bir uygulamaya gerek duyulmuş. O yıllardaki Türkiye-Yunanistan ilişkileri, o yılların soğuk savaş koşulları bunu devlet güvenliği bakımından gerekli kılmış olsun. Ya bugün. Değişen bir şey yok mu? Sırf farklı inançtan ve kökenden oldukları için kendi vatandaşlarını böyle gören kaç ülke kaldı dersiniz?

Hep söylüyoruz, biz, kendimiz için kurumlarımız için eşit vatandaşlıktan öte bir şey istemiyoruz. Devletin bize uygun gördüğü sınırlar içerisinde değil, bu ülkenin Anayasasının, bu ülkedeki yasaların sınırları içerisinde olmak istiyoruz. Olaya böyle bakılsa, azınlık/çoğunluk yasalarına, azınlık/çoğunluk haklarına, ayrımcı uygulamalara, Lozan’a ve böyle özel komisyonlara gerek kalır mı? Ülkemizdeki değişimlerin, demokratikleşme yolundaki iyileştirmelerin, devletin bize bakışını da değiştireceğine olan inancımızı tekrarlamak istiyorum.

Gazetelerde okuduk: Yurdum insanlarının –büyük bölümü- Ermenileri sevmiyor, istemiyormuş. -Hıristiyan komşu istemeyenlerin oranı da bir hayli yüksekmiş-. Bilgisayar ortamında toplanan nüfus kayıtlarında Azınlıklar kotlanıyormuş, miş,…miş..

Tüm bunları alt alta topladığımızda; Nişanyanların Ermeni oldukları için, başlarına gelenler de normal sayılmaz mı? Rumlar gittikten sonra 80 yıldır doğa tahribatında kalan, Şirince evlerini ülkemizin turizm merkezlerinden biri haline getirsen de, bu evlerin bir kısmı gelirleriyle beraber Aziz Nesin Vakfında okuyan –Türk- çocuklarının olsa da, Yazdığın, derlediğin etimolojik sözlük Türk Diline ait olsa da; ‘mademki Ermeni’sin o halde sakıncalı ve kötüsün’.

Anlatmaya çalıştığım, soy ve köken ayrımlı uygulamalara, soy ve köken ayrımına dayalı düşmanlıklarla beslenen düşünce sistemine ne isim verilir, adını siz söyleyin.

Bunları yazdım ama, sakın ola ki, bu ülkede mutsuz olduğumuz, tüm bunlara kızdığımız, bu ülkeye ve insanlarına karşı olumsuz düşüncelere sahip olduğumuz akla gelmesin. Dostlarımızın var olduğunu da biliyoruz. Sokağa çıktığımızda önümüze gelen insanlara papatya falına bakar gibi, beni seviyor, sevmiyor gibi takıntılara da sahip değiliz. Alıştık yani.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: