İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

hürriyet: Hayırlı doktorluklar olsun!

Emin Çölaşan

MÜJDELER olsun, şimdi bizim de bir ‘‘doktor’’ başbakanımız var.

Kendisine ABD’de bir Hıristiyan (Katolik) üniversitesi tarafından bu unvan verildi. Takkesini başına, cübbesini de üzerine giydirdiler.

Dünkü gazetelerde gülücüklü-mutlu fotoğraflarını herhalde görmüş olmalısınız.

Başında bir takke, üzerinde cübbe.

Cübbenin üzerinde ve sahnenin arkasında kocaman Hıristiyan işaretleri, Hıristiyan simgeleri var.

1- Kocaman bir haç.

2- Deniz kabuğu. Aziz James’in vaftiz çanağı ile piskoposluk armasını temsil ediyormuş.

3- İris çiçeği: Aziz Vincent’in doğum yerini temsil ediyormuş.

4- Şiar: Hıristiyan eğitimi ruhu güzelleştirir anlamına geliyormuş.

5- Kitap: Üzerinde ‘‘Tanrı’nın kuzusunu gör’’ yazıyormuş. İncil’den bir Hıristiyan ifadesi imiş.

6- Kalp: Meryem Ana’nın temiz kalbini simgeliyormuş.

Amblem bu kadar. Bunları Recep Tayyip Erdoğan’ın üzerinde görmek, sizleri bilemem ama bendenizi mutlu etti. Takkesi de fevkalade yakışmıştı!

Aldın mı böyle doktorluk unvanı alacaksın, oldun mu böyle sağlam doktor olacaksın.

* * *

Ancak bu olayda bir çelişki ortaya çıkıyor. Yanlış anlıyorsam beni lütfen uyarın!

Bunlar ABD seferine başları türbanlı, saç telleri kesinlikle görünmesin diye bir de alınları bantlı eşleriyle çıkmadılar mı?

Gezi boyunca eşlerine Türkiye Cumhuriyeti adına ‘‘Müslümanlık’’ sergiletmediler mi?

Evet.

Fakat gelin görün ki, eşinin başı ‘‘Müslümanlık’’ adına kapatılmış olan bir başbakan, az ötede üzerine Hıristiyan amblemli giysiler giyiyor, o giysilerle Katolik üniversitesinde resimler çektirirken gülücükler dağıtıyor.

Acaba diyorum, kendisini oyuna mı getirdiler?

Doğrusu her şeyi aklıma getirirdim de, aziz ve muhterem başbakanımızın günün birinde haçlı cübbeler kuşanıp pozlar vereceğini düşünemezdim.

Bir ‘‘doktor’’ unvanı uğruna değdi mi yani?

Siz söyleyin, şimdi ortaya çok ciddi bir çelişki çıktı mı, çıkmadı mı!

Heyetteki aziz ve muhterem hanımlar türbanlı.

Ekibin başı aziz ve muhterem başbakan haçlı.

Olmadı muhteremler, vallahi olmadı!

BU MEKTUPLAR BOŞUNA YAZILMIYOR!

Dün bizim gazetenin sürmanşetinde gördünüz. Cezaevindeki PKK üyesi Leyla Zana, AB yetkililerine mektup yazıyor ve aynen şöyle diyor:

‘‘Türkiye’ye müzakere tarihi verirseniz AB karşıtlarının direnci kırılır.

AB ile üyelik müzakerelerine başlamış bir Türkiye’de tutsak (esir) veya tutuklu olmayı, AB kapılarının kapatıldığı bir Türkiye’de özgür olmaya tercih ederim.’’

Bak sen şu insanoğluna, nerelerden nerelere geliyor ve zamanla nasıl da ‘‘yurt sevgisi’’ (!) ediniyor. Ülkemizin çıkarlarını nasıl da öne çıkarmaya başlıyor… Ve o kadar ki, bu uğurda kendi özgürlüğünden bile ödün vermeye hazır olduğunu ifade ediyor!

Maşallah.

İyi de, özellikle İslamcı kesimle Kürtçü kesimdeki bu sonsuz AB iştahı nereden ve niçin kaynaklanıyor?

Şeriatçısı AB diye yırtınıyor çünkü ülkemizde AB ağırlığı başlarsa kendisi ‘‘özgürlük’’ kazanacak. Laik Cumhuriyet rejiminin kuralları o takdirde ayaklar altına iyice alınacak. Kendilerine gün doğacak.

Kürtçüsü AB diye bağırıyor çünkü ülkede AB ağırlığı başladığı anda Kürtçülük akımları açıktan ve resmen hortlatılacak.

Her iki kesimin de parolası aynı:

‘‘AB ilkeleri doğrultusunda (kendilerine-sanki yokmuş gibi) daha fazla fikir ve ifade özgürlüğü…’’

Cumhuriyet rejimini yıkmak, ülkeyi bölmek için hepsinin sığınağı AB.

Oyun ne güzel oynanıyor! Dört gözle Türkiye’de AB egemenliğini bekliyorlar ki, biz daha çok tutsak olalım, onlar amaca daha rahat ulaşsınlar.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: