İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Raffi A. Hermonn: BU KAFALAR MI ATATÜRKÇÜ ? HADİ CANIM SEN DE !

Bütün dünyada, devletler kültür ve tarih mirasına sahip çıkılmasına ödüller veriyor. Bizim ödül ise : hapsedip evden etmek ! Dünya “Türkiye’nin İnsancıl Turizm Öncüleri” olarak tanıyor Nişanyanları. Biz ise; İzmir’in, “Çirkince” adını almış, eski Rum köyünü, kendi çabalarıyla “Şirince” yapan ve “Open Road” tarafından : “Türkiye’nin en çok görülmeye değer on yerden biri” olarak tanıtılmasına neden olan Sevan-Müjde Nişanyan’ların evlerini kapatıyor, kendilerini de sokağa atıyoruz !!!

Raffi A. Hermonn

Paris

ABD’de “Columbia” ve “Yale” Üniversitelerinde “Felsefe” ve “Siyasal Bilimler” bitiren, İzmir’de, çirkinleştirilerek “Çirkince” adını almış, eski bir Rum köyünün evlerini, sevgili ve idealist demokrat Türk eşi, Müjde ile, kolları sıvayıp, restore edip, pırıl pırıl pansiyonlar inşa eden, üstelik burayı dünya çapında bir “Şirince köyü”ne döndüren, Cumhur başkanların bile imâr hakkı olmayan devasa beş yıldızlı otellerin açılışını bizzat yaptıkları, kaçak inşaat cenneti olan bu ülkede, evinin bahçesinin köşesinde, “izinsiz” odacık yaptığı için 11(on bir) ay hapis yatan ve hapiste de “Türkçe’nin en önemli etimolojik sözlüğünü” hazırlayan ve Hıncal Uluç’un bile : “Yahu, resmen sırf Ermeni olduğu için, içeri attık ya …Yuh olsun bize !” diye yazı yazdığı, Türkiye’nin en ucuz ve en orijinal otelleri üzerine, kitaplar yazıp basan ve yabancı ülkelerde sattıran ama yerel arazi mafyasının tekerine çomak soktuğu için, “istenmeyen adam” ilan edilen ve sevgili hanımıyla “Ne yaparsanız yapın, biz bu ülkeyi seviyoruz ve dünyaya sevdireceğiz !” diyen Sevan Nişanyan’ın, bu kez evine el konuldu, iyi mi ?

Anka Ajansı, olayı şu kısa haberle dünyaya duyurdu:

“ANKA- ANKARA -Türkiye’de küçük otel sektörünün öncüsü olarak tanınan, Sevan ve Müjde Nişanyan’ların, İzmir’in Şirince Köyü’nde restore ettikleri köy evleri olan : “Nişanyan Evleri”yle, kendi yaşadıkları ev, İlçe Jandarma Komutanlığı’nın emriyle kapatıldı. Gerekçe olarak, evlerin yapı ve iskân ruhsatlarının bulunmaması gösterildi. Sevan Nişanyan : ‘Köyde bulunan dokuz pansiyon ve 15 lokanta arasında yapı ve iskân ruhsatı olan kimse yok, yarısı da gecekondu. Bu işin bahanesi. Esas neden benim Ermeni olmam !’ dedi”.

Tüm dünyaya yayılan İnternet kaynakları da, haberi şöyle duyurdu :

“(…) Sevan ve Müjde Nişanyan ‘Türkiye’de insancıl turizmin öncüleri’ olarak tanınıyorlar. Restore edilmiş köy evlerinden oluşan Nişanyan Evleri’nin yanı sıra, Nişanyan’ların Şirince Köyünde üç çocuklarıyla birlikte yaşadıkları kendi evleri de jandarma birliklerince mühürlendi. Nişanyan’ların 10, 7 ve 3 yaşında üç çocuğu bulunuyor. Nişanyan’lar geçici olarak komşularının evine yerleştiler. Kararın gerekçesi : “Evlerin yapı iskân ruhsatlarının bulunmaması !”. Görüşü sorulan Sevan Nişanyan “Şirince’deki 9 pansiyon ve 15 lokantanın hiç birinin yapı ve iskân ruhsatı yoktur ! Yarısı gecekondudur. Bu, işin bahanesi” dedi. Beş evden oluşan Nişanyan Evlerinin bazıları Nesin Vakfı’nın mülkiyetinde bulunuyor. Otel gelirlerinin bir bölümü Vakfın, yardıma muhtaç çocuklar için Çatalca’da kurduğu evinin desteklenmesi için kullanılıyor (*). Nişanyan Evleri hakkında daha önce de İzmir Valiliği tarafından yıkım emri çıkarılmıştı. Sevan Nişanyan 2001-2002’de “site alanında izinsiz köy evi restore etmek! “ suçundan on bir ay hapis yattı. Nişanyan Evleri iç ve dış basında çıkan çeşitli yazılarda “Türkiye’nin en güzel küçük oteli” olarak nitelendiriliyor. ABD’de yayımlanan Open Road: Turkey adlı popüler gezi rehberinde ‘Nişanyan Evleri Türkiye’nin en çok görülmeye değer on noktasından biri !’ olarak tanıtılıyor.”

Sadece Devleti değil, Türkiye’yi : ordusuyla, halkıyla, basınıyla, top yekûn milletiyle, bizce en önemlisi, önce bizzat kendi halkı önünde, sonra da tüm dünyaya, kepaze etmekten, en aşağılık taktirlere lâyık görülmesine vesile olmaktan, “travmaları, büsbütün çoğalan !” ya da “kendi gölgesinden korkan halk !” duruma sokmaktan, başka bir işe yaramayan bu fiil karşısında, çok söz kalmıyor galiba … söylenecek.

Üstelik ; böyle vahim bir durum karşısında, kıllarını kıpırdatmadan, “dut yemiş bülbüller gibi” susan basınımız da, maalesef “bazı kadrolar böyle ama, sivil toplum öyle mi ya ?!” türü … “züğürt tesellileri”nin bile, ifade edilemeyeceği bir durumun arz edilmesini, başarmaktadır !

Tabiî … hal böyle olunca, değil Türkiye, dünyanın herhangi bir coğrafyasında, bir ırkçılık uygulaması karşısında, sivil toplumun bunca “kör”, “sağır” ve “dilsizlik” sergilendiğinde : “Eee ne ekersen onu biçersin !” ya da “Her toplum, kendi lâyık olduğu kadrolarla yönetilir !” gibi saptamaları, bir güzel dinlemeye hazır olunmalı …

Allah’tan ; bu güzel ülkenin toplumunda, “pırıl pırıl” İNSAN lar DA yok değil ! …

Yazımın bundan sonrasını ; Türk ve Türkiye’nin ulusal gurur ve onurunu, toplumsal hafıza bilincini, kendi sağlam, dürüst duruşuyla kurtaran, temizleyen, güncelleştiren, eğitip geliştiren hatta evrensel boyutlara ulaştıran aydın ve demokratlardan birinin, satırlarına bırakıyorum.

İşte ; “Uluslararası Belge Yayıncılık”in Kurucuları ve Yöneticilerinden, Ekonomist, İnsan hakları savunucusu, Gazeteci – Yazar, Ragıp Zarakolu’nun tepkisi, sıcağı sıcağına :

“(…) Bu haberi okuyunca irkilmemek, utanç duymamak mümkün değildi. Ülkemizde bir şeylerin düzelmesi, insanileşmesi için yıllardır mücadele veriliyor, hatta önemsenmesi gereken adımlar da atılıyor. Ama bazı çevreler de, her düzlemde yaşamın olağanlaşması, cumhuriyetin demokratikleşmesi, yurttaş haklarına saygının yerleşmesi sürecine taş koymak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Dünyada devletler, kültür ve tarih mirasına sahip çıkan girişimlere ödüller veriyor. Bizim ödülümüz ise, hapsedip evinden etmek. Nişanyanlar, başlarına geleni OLAY haline getirmemek, bazıların : “bak, biz demedik mi, bunlar değişmez !” diye yorumlamalarını engellemek için ellerinden geleni yaptılar, bunu bir çeşit “trafik kazası !” veya “istisnai bir durum !” saydılar.

Ama bazı malum çevrelerin onları rahatsız etmeye kararlı oldukları anlaşılıyor. Bunların kim olduğu aslında herkesin mâlumu. Askeriyede “solcu” veya “dinci” temizliği yapılır bazen. Bir yerde olağan da sayılabilir, militarizmin farklı bir mantığı olduğu için. Nedense, birisinin “ırkçı” ya da “faşizan eğilimli” diye atıldığı hiç duyulmaz ! Siz hiç duydunuz mu ?

Eğer resmi Atatürkçülük açısından örneklerle konuşursak, Mecliste bir milletvekilini vuran, cezalandırılacağını anlayınca Çankaya’yı basmaya giderken, çatışmada ölen, Karadeniz çetecisi Topal Osman’ın heykelini, 90’lı yıllarda, diken kafa ile nereye gidilebilir ki ?

Bu hangi hiyerarşi ile, “Atanın anısına saygı !” ile açıklanabilir ?

Türk ırkçılığının babalarından Dr. Rıza Nur, “Hatıralar”ında Topal Osman’ı kıyımları ile göklere çıkarırken, Anadolu Rumlarından kalan bütün mimariyi “geri dönerler !” gerekçesiyle, taş üstüne taş bırakmamacasına, yıkmayı önerip, bunu yapan valiyi överken, Mustafa Kemal başta, Cumhuriyeti kuran tüm kadronun köken ve özel hayatıyla uğraşır. (Yaa !) Ne İsmeti bırakır, ne diğerleri. Ama Atatürk’ün ölümünden sonra, İsmet Paşa eski İttihatçı ve diğerlerine af çıkarır da, onlar … Türkiye’ye dönebilirler.

Şimdi, bu kafalar mı Atatürkçü ?

Hadi canım sende !

Yeni İttihatçılık çoktan hortladı da, bize üstü boyanarak yutturulmaya çalışılıyor. Şimdi birileri çıkıp : “1915 de başlatılan arındırma yöntemleri, halen başka boyutta sürüyor” dese, buna “hayır !” diyebilecek misiniz, nasıl ?

Hâlâ kan davası mı sürdürülmek isteniyor?

Bu hazımsızlık ve kin neden? Ne zaman bitecek ?”

(*) Çatalca’daki Nesin Vakfı da az basılmadı, taciz edilmedi, kolluk güçlerince !

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: