İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Cevher Kantarcı: Ararat’a destek mi verdik?

Cevher Kantarcı

Amerikan İmparatorluğu’nun, dünyaya hükmetmek için kullandığı silahların en başta gelenlerinden biri, sinemadır!
Ülkesindeki sömürü sistemini; yazdığı kitaplar, çektiği filmler ve hazırladığı televizyon programları ile yerden yere vuran ünlü Amerikalı muhalif, Michael Moore’un da dediği gibi, ABD yönetimi önce bir düşman belirler, sonra bu düşmana herkesi düşman etmek için, her türlü olanağı kullanır!

Ya da, herkesin dikkatini çekecek bir korku yaratır!

Bu düşmanı da, korkuyu da herkese duyurmanın en kısa yollarından biri de, Hollywood’u kullanmaktır!

Hatırlayın..

Bir zamanların ‘Büyük tehlikesi’ komünizme karşı yapılan filmler vardı..

Bu filmlerden birinde Rambo, Afganistan’daki Sovyet işgaline karşı ‘kahramanca’ mücadele veriyordu..

O filmin Türkiye gösteriminin en büyük müşterisi, dindar kesim olmuştu..

Çünkü Amerikalı kahraman Rambo, Müslümanlar ile beraber, komünistlere karşı ‘Babasının hayrına’ savaşıyordu!

O zamanın düşmanı komünistler iken, şimdinin düşmanı kim?

Afganistan’da, Amerika’nın Rambo’su ile omuz omuza çarpışan Taliban!

Hollywood, şimdi bu yeni düşmana, düşman yaratmakla meşgul!

Görülüyor ki, sinema aslında iyi bir siyasi araç!

Bu araç, Türkiye’ye karşı karalama kampanyalarında da kullanılıyor!

Bunun en son örneği, Ermeni yönetmen Atom Egoyan’ın çektiği Ararat filmi!

Bu filmin, Türkiye’de gösterileceğini öğrenince, sevinmiştim!

Sinemaya gidip, koltuğa oturacak ve ‘Türk düşmanlığının’ ne boyutlara vardığını, Batı’nın hangi planların içinde olduğunu, barıştan yana gibi görünenlerin beynindeki emperyalist amaçları ve birilerinin içinden neredeyse yüz yıldır çıkmayan ‘ilkel kan davası’nı, seyredecektim!

Ama olmadı!

Filme tepkiler artınca, ithalatçı Sabahattin Çetin, vazgeçti!

Bence, bu filmi Türkiye’de göstermemekle, büyük bir fırsatı heba ettik!

Batı zaten bizi iliğimize kadar sömürüyordu.. Bu film için de biraz daha dolar kaybetsek, aslında pek bir şey fark etmezdi!

Gösterseydik, öncelikle gençlerimiz, Batı’nın ve maşalarının, bize hangi gözle bakmakta olduğunu, gözleriyle görecekti!

Böylece Avrupa Birliği mavallarını da, bu konuda verdiğimiz tavizlerin de zararını da, öğrenmiş olacaktı!

Ayrıca, filmin gösterimi nedeniyle, televizyonlarda yapılacak kapışma programları, içimizdeki amatör ve profesyonel düşmanları bir kez daha ortaya koyarken, toplum da Türkiye aleyhindeki gerçekleri bir kez daha kavrayacaktı!

Sinemaya özenen gençler, bir de şunu anlayacaklardı..

Elalemin yönetmenleri, kendi çıkarları uğruna filmler yaparken, bizdeki bazıları ‘Aman faşist damgası yerim abi’ korkusuyla, demokratlıklarına halel gelmesin diye, bu işlere bulaşmıyordu!

O yüzden, belki bu sayede, yurtsever gençler arasından, bu tip filmlere karşı yapımlar çekmek için, özlem duyanlar, harekete geçenler olacaktı..

Batı ve onun maşaları, 1915’teki olayı, iki de bir gerek parlamentolarda görüşerek ve gerekse filmlerle, ‘İlkel bir kan davası’ haline getirdi!

1915’te, Ermeniler Türk’ü kestiyse ne olacak, Türkler Ermeni’yi kestiyse ne olacak?

O dönemde, Ruslarla işbirliği yapıp kan döken Ermeni komita liderleri mi mezardan çıkartılıp yargılanabilecek, Osmanlı yöneticileri mi?

Niye şimdiki nesiller üzerine ekilmek isteniyor bu kin tohumları?

Emperyalizmin, Türkiye’yi parçalaması için!

Ve bu filmin gösterilememesi, bir kez daha heriflerin ekmeğine yağ sürdü!

Üstelik, bizim Engin Ardıç geçen Pazar yazdı.. Filmi seyretmiş, bir şeye benzemiyormuş!

Zaten Fransa’da da, kimse takmamış, çoğu sinemadan kaldırılmış! Ermeni kaynayan Fransa’da bile seyredilmeyen berbat bir filmi göstermeyerek, büyük bir fırsatı kaçırdık!

Heriflere istedikleri malzemeyi ve filme onların beklediği desteği vermiş olduk!

Yazık ettik!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: