İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ilef: “Yeni Başlayanlar İçin” Ararat

N. Defne Karaosmanoğlu

Department of Art History and Communications,

McGill University, Montreal

Atom Egoyan’ın yeni filmi Ararat Kanada’da vizyona girdi. Ülkemizde görme şansını bulamayacağımız bu filmi Montreal’de izledik. Film üzerine Ermeni-Türk ikileminden kurtulmaya gayret göstererek birkaç görüş de biz yazalım dedik.

Birçok eleştirmenin yazdığı gibi Egoyan Ararat’ta “Ermeni soykırım”ından çok Ermeni diasporasının “soykırımla” nasıl yüzyüze geldiğini anlatıyor. Filmin tamamı Toronto’da geçiyor; çoğunlukla Toronto havaalanının gümrük kapısında ve bir film setinde. Filmde birkaç hikaye aynı anda veriliyor. Bunlardan en başta geleni Edward Saroyan adlı yönetmenin ünlü ressam Arşil Gorky’nin hayatından kesitlerin de sunulduğu “Ermeni soykırımını” konu alan bir film çekmesi. Gorky üzerine uzmanlaşmış Sanat Tarihi hocası Ani filmin danışmanlığını yapıyor. Ani’nin kocasının 15 yıl önce Türk bir diplomata karşı suikast girişimindeyken vurulup öldürüldüğünü öğreniyoruz. Filmin ana karakteri ise Ani’nin oğlu Raffi. Raffi babasının ideallerini ve niçin hayatını feda ettiğini anlamak isteyen ihtiraslı bir genç. Filmde başka hikayeler de var, mesela Raffi’nin üvey kardeşi ve aynı zamanda sevgilisi Celia’nın babasının ölümünden sorumlu tuttuğu Ani ile atışmaları ve emekli olmaya hazırlanan gümrük memuruyla gay oğlunun ilişkisi. Fakat Raffi dışındaki karakterlerin derinlikleri tam verilmediği için filmin bütünlüğü içinde bu hikayeleri toparlamak güçleşiyor. Bu açıdan bizce Egoyan diğer filmlerinde gösterdiği itinalı karakter ve anlatım çizgisini bu filmde gösterememiş. Genelde de filmin eleştirildiği ortak nokta bu.

Egoyan Ararat’ta ilginç bir olgu üzerinde hakkıyla durmuş. Bu da geçmişin ve tarihin yeniden yazılması meselesi ve bu arada gerçekle kurgunun ayırt edilemez olması. Mesela her ne kadar Ağrı Dağı Van’dan görünmüyor ise de Saroyan’ın film setinde dağın siluetinin yapılması ya da filme bir takım kahramanlık sahnelerinin eklenmesi öznel bakışın tarihteki bazı ayrıntıları etkileyebileceğini gösteriyor. Egoyan Saroyan’ın basit tarih anlayışını, Hollywoodvari abartılı anlatım tarzını ve karikatürize edilmiş iyi/kötü tiplemelerini besbelli ki eleştiriyor. Fakat “gerçek” ve “kurgusal” ayrımını fazla postmodern uçlara taşımadan bizi bir “gerçekle” başbaşa bırakıyor, o da 1915-1918 yıllarında Van’da yaşananlar. Bununla beraber Egoyan tarihdeki bazı gerçekleri görgü tanıklarıyla, onların anlattıkları hikayelerle ve bunların günümüze kadar gelmesi ile yakalayabileceğimizi savunuyor. Dolayısıyla Ermeni tarihindeki gerçeklere böyle bir sözel tarih anlayışı ile ulaşabiliyoruz. Zaten filmdeki tarih bilgilerinin o vakit Van’da görev almış doktor Clarence Ussher’in anılarını yazdığı “Amerikalı Doktor Van’da” adlı kitabından alınmış olduğu sadece Saroyan’ın filminde değil Egoyan’ın filminde de belirtiliyor.

Vurgulanmak istenen sözel tarih anlayışı ve bunun gerektiği yerde sorgulanması bizce taktire değer. Peki Saroyan’ın filminde sunulan bu kolay tarih Egoyan’ın filminde nasıl tekrar anlatılıyor? Burada birkaç eleştirimiz var çünkü bizce bu tarih ve geçmişle ne yapabiliriz sorusuna Egoyan’ın filmi yaratıcı bir cevap getiremiyor. Egoyan Ermeni kimliğinin (muhtemelen her kimlik gibi) güçlü psikoanalitik temelleri olduğunu ve en önemlisi bu kimliğin büyük ölçüde “soykırım” üzerine kurulduğunu anlatıyor. Burada bizi rahatsız eden psikoanalitiğin tek belirleyici etken olması. Mesela filmin kahramanı Raffi babasını ve kendi geçmişini anlamak uğruna Van’a gider. Fakat orada geçmişten hiçbir iz bulamaz. Ne hissetmesi gerektiğini tam bilemez. Toronto’ya döndüğünde ise geçmişine daha da bağlanır ve babasının aslında güçlü bir ideal için öldüğüne inanır. Peki Egoyan genç ve ümit vadeden kahramanını niçin böyle sıradan bir kimlik oluşumu ile başbaşa bırakıyor? Daha yeni, daha sofistike, daha az nefret dolu bir varoluş söylemine girmek niçin mümkün olmuyor? Geçmişimizi bir kenara bırakabileceğimiz konusunda hiç mi ümit yok? Psikoanalitik kuram bu konuda fazla ümit vermediği gibi Egoyan da vermiyor. Ve bu yüzden bizce film bu kuramın içinde tıkanıp kalıyor.

Son olarak filmin politik dilinin de bizi fazla zorlamadığını söylemeden edemeyeceğiz. Saroyan’ın sunduğu kolay tarih maalesef Egoyan’ın Ararat’ında sıradan bir politik söylem olarak karşımıza çıkıyor. Ermeni meselesi gene iki ucun geleneksel söylemi arasında gidip geliyor ve basitleştirilmiş tarih dersleri ile seyirciye ulaştırılıyor. Besbelli ki Saroyan gibi Egoyan da filmini Türk-Ermeni meselesi hakkında hiçbir fikri olmayan seyirciler için yapmış. Bu açıdan bize göre film “Yeni Başlayanlar için Ermeni meselesi” tarzında basit bir giriş dersi niteliği taşıyor. Filmin önemli bir sahnesinde “barbar” Osmanlı generali, Cevdet Bey’i oynayan Türk asıllı Ali, yönetmen Saroyan’a “soykırım”la ilgili daha çok Türk yanlısı olan görüşlerini söyler. Saroyan cevap bile verme gereği duymadan teşekkür edip arkasını dönüp gider. Raffi şaşkınlıkla neden cevap vermediğini sorar. Saroyan ise şöyle der: “Bizden bu kadar nefret eden bu insanlar kim? Nasıl hala nefret edip nefretlerini inkar edebiliyorlar? Hatta daha çok nefret ediyorlar.” Bundan sonraki sahnede Raffi yılmayıp Ali’ye tarih dersi vermeye çalışır (sonra daha da basitleştirilmiş giriş dersini gümrük memuruna da verecektir). Ali ise Raffi’ye yeni bir ülkede, yeni insanlar olarak eski kin ve nefreti bırakıp kadeh tokuşturmayı önerir ama Raffi geçmişinden vazgeçmek istemez ve bu öneriyi geri çevirir. Bu açıdan bizce filmdeki tek olumlu karakter Ali. Fakat Raffi’nin duygusal, ihtiraslı ve güçlü karakteri karşısında Ali sönük bir şahsiyet olarak kalıyor ve seyircinin sempatisini kazanamıyor. Sonuçta ne Saroyan’ın sözleri ne de Raffi’nin dersleri bize fazla zekice ve sofistike gelmedi. Bizce ümitsiz ve sıradan bir politik söylem “biz ve onlar” ikilemi içinde tekrarlanıp durdu. Öyle görünüyor ki Egoyan Ali karakteri üzerinde fazla durmayarak Türk-Ermeni sorununu yeni bir platformda tartışmak yerine zaten var olan bir politik söylemi anlatmayı tercih etmiş.

Hikayelerindeki kopukluğun yanı sıra psikoanalitik kuramın belirleyiciliği ve filmin basmakalıp politik söylemi yüzünden yeni ve alternatif bir kimlik arayışını Ararat’ta bulmak maalesef çok zor. İşte bu yüzden birkaç ilginç yönünün olmasına karşın Ararat bizi fazla heyecanlandırmadı. Sofistike bir anlatım ve alternatif bir bakış açısı vermedi. Ümidimiz Ermeni meselesi konusunda entellektüel birikimimize ve hayal gücümüze katkıda bulunacak bir film izlemekti. Egoyan’ın amacı besbelli ki bu değilmiş.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: