İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Düşlerimdeki Surp Kevork

Gri renkli Dorşin Dağının eteğinde 20-30 haneli köyün hemen alt tarafında birbirine yapışık iki bina.Kırmızı tuğlalı çatıları ile daha çok köy okullarını andırıyor. Dorşin Dağının yamacına kurulu bu köy yeşillikler içerisinde bir yer. Aşağıdan bakıldığında köy bu şekilde görünüyor.

Kırmızı çatılı binaların kilise olduğunu biliyorum. Bu binaların sapasağlam ayakta kalabilmelerine şaşırıp;aynı zamanda binaların bu şekilde olmalarına da seviniyorum. Biran evvel buraya ulaşmayı isteyerek uykudan uyanıyorum.

Evet yukarıda anlattıklarımın hepsi düşümde gördüklerimdir. Pek önemsemiyorum.Bir gece sonra aynı düşü tekrar görüyorum. Aslında rüyaları ciddiye alıp problem yapacak yapıda değilim. Ama aynı rüyayı ardarda görmem beni bayağı etkiledi. Hele birde böyle bir mabedi görmem beni bayağı heyecanlandırıp telaşlandırdı.

Bizlerden daha çok dindar olan Sevgi teyzeme rüyamı anlattım. Bana “oraya yolun düşerse gidip mumunu yak duanı yap” dedi. Başka da bir şey söylemedi. Veya söylemek istemedi. Merakım gittikçe çoğaldı. Başkalarına da sormaya başladım. Bana kısmetimin açılacağı,evlenip çocuklarımın olacağı gibi bazı şeyler söylendi. Pek ciddiye almadım. Çünkü evli ve Ardag isminde bir oğlum var. Başka birisi; sıkıntı çekeceğimi, sıkıntılı bir dönem içerisinde olduğumu söyleyince düşümü önemsemeye başladım. Bu kutsal mekanı ziyaret edip teyzemin dediği gibi mum yakmalıydım.

Düşümde gördüğüm bu mabet ile ilgili bilgi toplamaya başladım. Bu kutsal mabedin adı Surp Kevork Kilisesi(veya manastırı) idi. Buranın önemli bir ziyaret yeri olduğunu, yılın belli aylarında buraya gelinip kurbanlar kesilip ,adaklar adanan çok önemli bir yer olduğunu öğrendim. Hatta burasının Ermeniler için ne kadar kutsalsa bir o kadar da Müslümanlar için de kutsal olduğunu öğrendim. Her iki dinden insanlar bu yerin üzerine yemin edecek kadar kutsallığı mevcuttu.

Genellikle yaz aylarında özelliklede Ağustos ayında burası Hayastan’ın her tarafından gelen ailelerce ziyaret edilirmiş. Kalabalık gruplar halinde gelinen bu yer adeta panayır yerine dönermiş.Yıllarca bu şekilde ziyaretler yapılmış, Surp Kevork Kilisesine.

Ta ki 1915 Tehcirine kadar…

Müslümanlar burayı “Şeyh Salih Ziyareti” veya “Şeyh Salih Kilisesi” olarak isimlendirirler. Aynı bizler gibi kurbanlar keserler.Aynı dönemlerde ziyaret ederler. Hatta bizler gibi mum yakanlar bile var. Vaktiyle ailesi tarafından istenmeyen kişi ilan edilen Şeyh Salih öldürülür. Ölüsüne kimse sahip çıkmaz. Surp Kevork Vartabedleri bu ölüye sahip çıkıp kilise mezarlığına gömerler.

1915’teki tehcirden hemen önce de Vartabedler Kilise mezarlığında gömülü Şeyh Salih’in mezarını kilisenin içerisine taşırlar. Bu olay kısa zamanda tüm çevreler tarafından duyulur. O tarihten itibaren de kilise Müslümanlar içinde önemli bir mabet halini alır. Her iki dinde de Surp Kevork üzerine yemin edilir duruma gelinir.

Kimileri ise yukarıda anlatılanların doğru olduğunu Vartabadler Kiliselerinin harap edilmemesi için bu yola baş vurdukların belirtirler.

Hikayeler bunlardan ibaret değil tabi. Anlatılan bu veya buna benzer şeyler çokça. Bunları yeterli bulup düşümün peşine düşmeye başlıyorum.

Düşümden iki hafta geçmişti ve ben hala huzursuz idim. Sırtımda bir kanbur gibi taşıyordum düşümü.

Diyarbakır’da, Surp Gragos Kilisesi faaliyette olmadığı için Süryaniler’e ait Meryem Ana Kilisesine gidip mum yakıp dua ediyorum. Yüküm biraz hafifler diye. Nafile….

Bir Cumartesi Kulp İlçesine giden araca biniyoruz .Düşümdeki Surp Kevork’a nasıl gideceğimin planlarını yapa yapa 130 km. yol alıyoruz. 3-5 Jandarma kontrolünden sonra ilçeye varıyoruz. Yabancı yer değil. Doğup büyüdüğüm yer. Yaşamaya ara verdiğim memleketim.

Surp Kevork Kilisesi Kulp ilçesine bağlı Eskar (Yaylak ) köyünde idi. Bu köyden (Hay-Dacik) arkadaşı bulup buraya nasıl gideceğimiz konusunda yardımcı olmasını istiyorum. Yaklaşık olarak 25 km bir mesafede 8 km si dağ yolu olduğunu taksi ile gidemeyeceğimizi, pikap kiralamamız gerektiğini söylüyor. Dediklerini yapıp pikabı kiralıyorum.

Pazar(özellikle) sabahı erkenden uyanıp hazırlıklarımızı yapıyoruz. Annem bizlere hazırladığı çörekleri yanımıza alarak evden çıkıyoruz. İlçe merkezinden ayrılıp kuzeye doğru yol almaya başlıyoruz. Muhteşem Andok(Antok) Dağını karşımıza alarak. Üç kilometre sonra Kulp çayına varıyoruz. Yol boyunca çay kenarında ailece piknik yapanlara rastlıyoruz. Biraz tuhafıma gidiyor. Bölgedeki olaylar yüzünden uzunca bir zaman bu manzarayla karşılaşacağımı ummuyordum. Çok hoş duygularla ilerliyoruz. Ha bu arada belirteyim bu çayın balığı çok lezzetlidir.

Köye varmadan “Kendal” Tepesine doğru 11 virajlı yolu aşıp Sorevang mevkisine varmadan sola sapıp asfalt yoldan ayrılarak Dağ yoluna tırmanmaya başlıyoruz. Seksenli yılların sonlarında yapılan köprüyü geçip yolumuza devam ediyoruz. Eski köprü az ileride kalmış yapılış tarihi belli olmayan bu tarihi “Eskar”köprüsü halen kullanılmakta.

Dorşin Dağı’ na doğru çıkıyoruz.Bu dağ sönmüş volkanik bir dağ. Dorşin Kürtçede etrafı yeşil anlamına geliyor. Gerçektende öyle tepesi gri renginde ve çırılçıplak, aşağı kısımları yemyeşil. Bize refakat eden arkadaş,köy yolunu açmaya gelen dozer operatörü bu yüksek vadiyi görünce korkup işi bırakıp görev yerini terk ettiğini belirtiyor. Ayrıca kilisenin defineciler tarafında harap hale getirildiğini bunun ile ilgili bir olayı anlatıyor. Seksenli yılların başına kadar ayin malzemeleri ve İncilin Kilisede muhafaza edildiğini söylüyor. Kimsenin korkudan bu malzemelere karışamadığı belirtiyor. Ancak bir ara defineciler kilisede bulunan buhurdanlıkları, şamdanları ve incili çalmışlar. Bir süre geçtikten sonra bu malzemeleri çalanlar korkudan tekrar yerlerine bırakmışlar. Tabi bedel ödeyerek kurban keserek günahlarının affedilmesi için kilisede dua ederek.

Aracımızı kilisenin olduğu yamacın ikiyüz metre yukarısına park edip, yamaçtan aşağı doğru iniyoruz.

Anlatıldığı gibi kilisenin bahçesinde Asma ,Nar, Dağ Armudu(Şekok) gibi bir çok meyve ağacı vardı. Meşe ağaçları arasından seçtikten sonra kilisenin yanına varıyoruz. Düşümdeki gibi olmasa da muhteşem bir yapıyla karşılaşıyorum. Duvarında kullanılan taşlara bakıyorum çevreden kullanılmış. Köylüler tarafından giriş kapısının üst kısmı derme çatma bir yapıyla korunak yapılmış. Kapının üstünde Diyarbakır’ın bazalt taşına Hayeren yazı ile yazılan yazı,bitişiğinde mermere yazılı yazılar mevcut.Paslı olmasına rağmen hala kullanılabilen sürgülü kapısı muhteşem. Dışarıdan bakıldığında düz damlı köy evini andırıyor. Ama içeriden bakıldığında 5-6 metre yüksekliğinde iki kubbeli ,kubbeler içinde akustik ses için metal delikler mevcut. Dikkatlice bakıldığında kilisenin tamamı ikinci kez sıvanmış. Daha önce bahsedilen hikayeyi doğrular gibiydi.İçerisini Sadece Doğu ve Batı yönlerinde bulunan 50 cm yüksekliğinde 20 cm eninde iki pencere aydınlatıyordu. Doğu penceresinden bakıldığında Mayr Meryem Dağının tepesi görülebiliyor. Halen Meryem Dağı olarak bilinen tepeden güneşin ilk ışıkları kilisenin bu penceresinden içeri giriyordu. Kilisenin içerisi defineciler tarafından harap hale getirilmiş, çevrede istenmeyen görüntüler oluşmuş. Eskar(Yaylak) köyüne bağlı bu şirin mezranın ismi Akçan Mezrası(Khaçadur Mezrası) . Khaçadur büyük büyük ninemin babası, babası bu kilisenin Derhayrı (papaz) olduğunu dedemden öğrenmiştim.

Surp Kevork şu anda ayakta kalan kısmının dışında , ikici bir yapının daha olduğunu bitişik mezarlıktaki harabelerinden anlıyorum. Düşümdeki kırmızı tuğlalı iki yapıdan biri viran olmuştu. Bu gün yalnızlığa terk edilen düşümün Kilisesi ama halen ayakta iki dinin de yemini Surp Kevork. Kürtçe (Sunda Fılle u Müslümana) Hayların ve Daciklerin Yemin Mabedi anlamında.

Eşim ve oğlum Ardag ile beraber mumlarımızı yaktık. Tüm kötülüklerin mum ışığında yanması için .Hep beraber dua ettik bu ve buna benzer kiliselerin tekrar eski günlerde olduğu gibi kullanılması için… Ve hep beraber dua ettik Mezar taşları yerlerinden oynatılmış dağınık ve otlar içerisinde yalnız başlarına kalanların ruhlarına… Ve dua ettik aşağı vadideki akan derede mezarı olmayanlara ….

Saygılarımla

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: