İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Özdemir İnce: Irredantizm ya da bu nasıl sevda? -hürriyet

Özdemir İnce

Necmiye Alpay’ın Radikal Kitap’ta (22.08.03) çok önemli bir yazısı yayımlandı. Necmiye Alpay, Yavuz Bülent Bakiler’in irredantizm kokan düşüncelerinden hareketle Türkiye’de karıştırılan bir kavrama açıklık getiriyor.

“Bakiler’in aktardığına göre eski ABD Başkanı J.F.Kennedy ‘[d]ünyanın neresinde olursa olsun. Bir Amerikan vatandaşına yapılan bir haksızlığı, bütün Amerika milletine yapılmış kabul ederim’ demiştir. Fransa Devlet Başkanı General De Gaulle de, ‘[d]ünyanın neresinde bir Fransız yaşıyorsa, bilinmelidir ki, bütün Fransız milletinin kalbi, o Fransız kalbiyle birlikte çarpmaktadır’ demiştir.”
Bunları Bakiler söylüyor.

***

Necmiye Alpay söze giriyor: “Bilindiği üzere Fransız politikası, etnik temele değil, yurttaşlık temeline dayalıdır ve Atatürk de Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşlık ilkesi olarak bu ilkeyi benimsemiştir. Başka bir deyişle, General de Gaulle ‘Fransız’ derken, tıpkı Kennedy gibi ‘yurttaş’larından söz etmektedir.”

Gelgelelim, Yavuz Bülent Bakiler, bu iki alıntının hemen ardından: “Dünyada, milli sınırları dışında kalan soydaşlarıyla ilgilenmeyi suç sayan tek devlet galiba biziz. Niçin acaba?” diye soruyormuş.

***

Niçinini ben söyleyeyim: Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Antlaşması uyarınca, Misak-ı Milli sınırları çerçevesi içinde irredantizme (l’irrédentisme) bataklığına saplanmamak ve “Yurtta sulh, cihanda sulh!” ilkesi dolayısıyla yurttaş ve vatandaşı “soydaş”tan ayırmak bilinciyle hareket etmiştir.

Nedir irredantizm?

Anayurt dışında kalmış dil ve töre bakımından aynı olan halkın yaşadığı toprakları anayurda katma doktrinine irredantizm denir.

Ki Irak sorunu çıktığından bu yana Türkiye’nin adının geçtiği her yerde olumlu ya da olumsuz anlamda irredantizm sözcüğü de kullanılmaktadır.

***

Soydaş: Türk soyundan gelen kimse, Yunanistan’da, Bulgaristan’da, Bosna-Hersek’te, Balkanların her hangi bir yerinde, Suriye, Irak, İran ve Kafkaslarda yaşayabilir. Bu durumda, soydaş saydığımız kişi yaşadığı ülkenin nüfus cüzdanını ve pasaportunu taşır. Yani resmen Yunan, Bulgar, Romen, Suriyeli, Iraklı, İranlıdır. Çünkü o ülkelerin vatandaşıdır.

Yurttaş ya da vatandaş: Türkiye Cumhuriyeti nüfus cüzdanına, pasaportuna ve vatandaşlık numarasına sahip olan herkes. Yani Türkler, Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Boşnaklar, Çerkezler ve öteki Kafkas kökenliler, Afganlar, Sudanlılar, Japonlar, Almanlar…

Charles de Gaulle ile J.F.Kennedy’nin sözünü ettiği ve haklarını savundukları insanlar soydaşlar değil vatandaşlardır (yurttaşlardır). Zaten J.F.Kennedy’nin ülkesi ABD’nin soydaş anlayışı olamaz, Charles de Gaulle’ün soydaşları ise Frank ve Galya kökenliler olabilir.

Türkiye Cumhuriyeti de her modern devlet gibi sorumluluklarını yurttaşlarıyla sınırlandırmıştır. Sınır dışındaki, sevgi duyduğu Türk kökenlilerle uluslararası anlaşma ve yasaların elverdiği ölçüde ve belli bir insani çizgiye kadar ilgilenebilir, ama soy ve kökene bakmadan kendi vatandaşlarının haklarını savunmak ve güvenliğini sağlamak Türkiye Cumhuriyeti devletinin görevidir.

Nitekim, İkinci Dünya Savaşı sırasında T.C. vatandaşı olan Yahudileri Nazi zulmünden koruyarak bunu kanıtlamıştır.

Dış politikalarını soydaşlık üzerine oturtan devletler günün birinde savaşı göze almak zorundadır.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: