İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Balat akademisyenlerin merceği altında

ŞALOM
Balat akademisyenlerin merceği altında
Harvard Üniversitesi’nden gelen ve akademisyenlerden oluşan bir araştırma grubu “Akdeniz ülkelerinde İslami mimariyle yoğrulmuş şehirlerin Yahudi mahallelerinin şehir planlaması ve tarih içerisindeki rolü” konulu kitap için yapacakları araştırmaların bir ayağı olarak İstanbul’umuzun Balat semtini seçti
Aylin VARON

Kokusu, dokusu ve ruhuyla, geçmiş ve gelecek arasında köprü oluşturan tarihi mirası ve insana dair hikaye zenginliğiyle özel bir yer Balat. Görüntüsü gibi geçmişi de renkli olan bu mekan, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin önemli bir gerçeğine, kültürlerarası diyalog ve birlikte yaşama olgusuna, yaptığı ev sahipliğiyle de incelenmeye layık bir mikrokozmos.
500 yılı aşkın bir süredir ağırlıklı olarak Yahudilerin mesken tuttuğu Balat, aynı zamanda Müslümanların, Ermenilerin, ve Rumların da yer aldığı ortak bir yaşama alanı olmuş. Azınlıkların yaşantısı ve sosyal konumuna ışık tutan tarihi yapıları, evleri ve dar sokaklarıyla Akdeniz havzasının önemli mimari değerlerinden biri aynı zamanda.
Balat, farklı kültürlere, uygarlık ve imparatorluklara başkentlik yapmış eski ve kesintisiz bir kent dokusuna sahip olması nedeniyle, 1985 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası” listesine alındı. Avrupa Birliği burada gerçekleştirilmesi planlanan kentsel rehabilitasyon projesi için oldukça büyük bir bütçe ayırarak projeyi sahiplendi. Ancak, Türkiye korunması gereken tarihi eserler konusunda UNESCO’ya gerekli raporu sunmadığından, bölge bu korunma ayrıcalığını yitirmek üzere.
UNESCO Kültür Mirası Merkezi Genel Direktör Yardımcısı Minja Yang’ın birkaç ay evvel yaptığı Türkiye ziyaretinin yankıları hala sürüyor. Ziyareti sırasında tarihi yarımadaya yönelik plan ve etüt çalışmalarının hâlâ tamamlanmamış olmasına tepki gösteren Yang, İstanbul’un ‘Dünya Kültür Mirası Listesi’nden çıkarılıp, Afganistan, Honduras, Kamboçya ve Uganda gibi ‘Kültür Mirası Tehdit Altındaki Kentler’ listesine sokulabileceğini açıklamıştı.
Özellikle bu sene, Balat konusunda düzenlenen birçok panel bu konuyu gündeme getirmişken önemli bir gelişme yaşandı. Harvard Üniversitesi’nden gelen ve akademisyenlerden oluşan bir araştırma grubu “Akdeniz ülkelerinde İslami mimariyle yoğrulmuş şehirlerin Yahudi mahallelerinin şehir planlaması ve tarih içerisindeki rolü” konulu kitap için yapacakları araştırmaların bir ayağı olarak İstanbul’umuzun Balat semtini seçti.
İtalya’daki Udine Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan mimar Mauro Bertagnin ve Harvard Üniversitesi’nde tarih profesörü olan Susan Gilson Miller tarafından ortaklaşa yürütülen çalışma için Türkiye’de bulunan araştırmacı ekip, Balat semtine yaptıkları inceleme gezisinde araştırmalarının ilk ayağı olan bilgi toplama aşamasını tamamladı. Araştırma ekibinde Susan Miller’ın asistanlarından biri olarak yer alan Cengiz Şişman Harvard Üniversitesi’nde ‘Sabetaycılık’ konusundaki tarih doktorası üzerinde çalışıyor. Türkiye’deki arşiv araştırmaları ve gezi koordinasyonu için ekibe yardım eden Serra Levi ise halen Brown Üniversitesi’nde siyasal bilimler eğitimi alıyor.
Araştırmalar sırasında bizzat akademisyenlerle gezilere katılan Serra Levi, ekibin “bir yandan Balat’ın eski mimari yapısını görsel olarak belgelerken, bir yandan da arşiv ve harita taramalarıyla bölgenin şehircilik tarihi içerisindeki rolünü kavramaya yönelik tarihi araştırmalar” yaptıklarını ifade etti.
Daha evvel Fez, Trani, Palermo gibi Akdeniz şehirlerindeki Yahudi mahallelerinde de benzer incelemeler yaptıklarını dile getiren ekip, Balat’ta çok ilginç bulgularla karşılaştıklarını, buradaki Yahudi eser ve binaların kalitesi ve yıllara meydan okuyan dayanıklılığından çok etkilendiklerini ve bu yönüyle Balat’ın diğer inceleme alanlarından farklı olduğunu belirttiler. Akademisyenlere ilginç gelen bir başka özellik de, Balat’taki binaların ‘urban fabric’ yani şehrin ya da bölgenin bütünüyle canlı bir ilişki halinde olması idi. Gezdikleri diğer şehirlerde bu ilişkiyi bu kadar net görmenin mümkün olmadığını ifade eden tarihçi Susan Gilson Miller “eskiden ve bugün, bu bölgede çeşitli kültür ve dinlerin rahatlıkla bir arada yaşamasını çok sevindirici” bulduğunu söyledi. Miller ayrıca, “Mimari yapıda, ara ara Müslüman, Ermeni ya da Rum binaların olması, Balat’ın çoğunluk itibariyle Yahudi olan kesimlerinde bile, Akdeniz’in diğer şehirlerinde rastlanan kapalı getto hayatından farklı bir etkileşim kültürüne sahip olduğunun göstergesidir” saptamasından yola çıkarak Balat’taki Yahudi mahallesinin çok kültürlü ve çoksesli bir mekan olduğunu belirtti.
Ancak, eklektik yapısına rağmen bölgenin Yahudi yaşamının varlığına ilişkin önemli verilere sahip olduğunu ve bunun evlerden, sokaklara, dükkan ve hanlardan, hastane ve sinagoglara kadar birçok yapıda judaik sembollerin görülmesiyle açıkça belli olduğunu söyleyen araştırmacılar, Kasturia, Selanik, Yanbol, Ahrida ve İştipol gibi sinagogları çok etkileyici bulduklarını ve yazılarıyla bu tarihi eserlerin restorasyon ve korunmasıyla ilgili ortak bir bilinç sağlayabilirlerse çok sevineceklerini belirttiler. Kesin tavsiyeler vermekten kaçınan akademisyenler görevlerinin “bir şehrin ya da bir mahallenin kişiliğini ortaya çıkaran tarihi dokusunu ve belgelemek olduğunu” belirterek, ortaya koydukları veriler ışığında bu binalardan sorumlu olan toplumun kendi restorasyon projelerine kendilerinin karar vermesi gereğini ifade ettiler.
Balat, “insanın yaratıcı dehasının üst düzeyde bir temsilcisi olması”, “dünyanın bir kültür bölgesinde veya bir dönemde mimarlık veya teknoloji, anıtsal sanatlar, kent planlama veya peyzaj tasarımı alanlarında önemli gelişmelere, insani değer alışverişlerine tanıklık etmesi”, “yaşayan veya yok olan bir kültür geleneğinin veya uygarlığın, tek ya da ender rastlanan bir temsilcisi olması” ve “bir yapı tipinin seçkin bir örneği ya da insanlık tarihinin önemli bir aşamasını veya aşamalarını gösteren bir mimari ve teknolojik bütünün veya peyzajın örneği olması” ile UNESCO tarafından kültürel miras listesine alınmış, akademisyenlerin araştırmalarına konu olan tarihi ve sosyo-ekonomik bir değer… Bu kültürün mirasçıları olarak bu özel mekana, tarihi yapılarına, insanlarının yaşam düzeyine, dününe, bugününe ve geleceğine sahip çıkmak herkesten önce bizim görevimiz. Dileyelim, bu araştırmalar bilinçli bir sahiplenme ve koruma çabasına ön ayak olsun…
Yahudilere ait belgeler gün ışığına çıktı
Irak’daki ABD güçlerinin Saddam Hüseyin’in gizli polis servisi Mukhabarat’ın merkez binasında yaptıkları aramada eski Bağdat Yahudi Cemaati’ne ait yüzlerce belge ortaya çıkarıldı
Irak Yahudi cemaatinin geçmişine ilişkin bu belgeler, Yahudi Ajansı’nın (Sohnut) Irak’ta yaşamakta olan Yahudi toplumunun gereksinimlerini tespit etmekle yükümlü bir görevlisinin bu ülkede bulunduğu sırada ortaya çıktı.
Jeff Kaye adlı bu Sohnut görevlisi Bağdat Yahudileri konusunda şu bilgileri verdi:
“Bağdat’ta 34 Yahudi’nin yaşadığını tespit ettik. Bu kişilerin yarısı 70 yaşın üstünde, diğerleri de 30’lu yaşlarında. Yahudi çocuk yok. Son Yahudi düğünü 1978’de gerçekleşmiş. Ekonomik durumları iyi değil. Yaşlıların çoğu, elektriksiz ve her türlü sağlık hizmetinden yoksun olarak tek başlarına yaşıyor. İratları olan organize bir toplum olmasına karşın yaşlılarıyla ilgilenecek maddi kaynaklar yok. Bana Irak’ta yüzlerce Yahudi yaşadığı söylenmişti. Oysa bunun hiçbir kanıtını bulamadım. Görünmekten kaçındıklarını sanıyorum, Yahudiler rejimler değiştiğinde kapı eşiğinde görünmeye başlarlar.”
Jeff Kaye, 2600 yıllık eski bir geçmişe sahip Irak Yahudi toplumunun Bağdat kent merkezinde Bataween yakınındaki varlığını sürdüren tek sinagogunu ziyaret etti.
“Çok yüksek bir duvarla çevrili olduğundan, eğer bilmiyorsanız bu duvarın arkasında bir sinagog bulunduğunu tahmin edemezsiniz. İyi korunmuş bu binada çok güzel ve antik sanat eserleri var. Her Şabat ‘minyan’ toplanmasından gurur duyuyorlar. Sinagog Gabayı Tawfik Sofer’e bir ‘tefilin’ ve 20 dua kitabı hediye ettim. Bu görülmeye değer özel bir olaydı” sözleri ile anlatıyor bu ziyareti.
Saddam Hüseyin’in gizli polis örgütü Mukhabarat binasında ortaya çıkarılan belgelerin yanısıra, bulunan “Sefer Tora”lar, çeşitli dua kitapları ve mistik Zohar’ın birçok kopyası bakım ve incelemeye alınmak üzere Washington’daki Library of Congress’e gönderildi. Bu değerlerin İsrail’e getirilmesi talebine karşın, Bush yönetimi bu değerlerin Irak’a geri verileceği açıklamasını yaptı.
Belge ve dini kitapların kuruması için güneşe serilmesi son anda mesleği arşivci olan bir ABD askeri tarafınan engellendi ve 27 aliminyum sandığa yerleştirildi. Bağdat Yahudi toplumunun tarihsel kanıtları olan belgelerin bazıları cemaat üyelerinin isimlerini, bazıları da sinagog seçimlerinin ayrıntılarını içermekte. Bazı dokümanların 1940’lı yıllara ait oldukları ileri sürüldü. Ayrıca 15.yy’a ait olduğu belirlenen “Sefer Tora”ların ve bazı dini objelerin 1970’lerde Baas rejimi döneminde kamulaştırıldığı varsayılıyor.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: