İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ekrem Dumanlı: Ruhban Okulu – zaman

Önceki gün Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile bir araya gelen Fener Rum Patriği, bakandan Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasını istedi.

Türkiye için bu, öteden beri devam eden bir tartışmanın yeniden gündeme gelmesi demekti. Ortada henüz net bir sonuç yok; yalnız Gül’ün sıcak mesajlar verdiği söyleniyor. Ayrıca Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasına sıcak baktığı biliniyor. Hatta Zaman’ın dünkü haberine göre Başbakan’ın Selanik gezisinde İskeçe Müftüsü, okul hakkında olumsuz kanaat bildirmiş, bunun üzerine Erdoğan ‘Okumaktan kimseye zarar gelmez’ demiş.

Hükümetin hadiseye çözüm yolları araması normal; çünkü Avrupa Birliği başta olmak üzere her uluslararası platformda bu sorun Türkiye’nin karşısına çıkıyor. Ruhban Okulu’na şüpheyle yaklaşan Türk devletinin tarihî nedenleri var. Ancak sayıları 5 binin altına düşmüş bir topluluğa dinî okul izni verilmemesini dünyaya anlatmak çok da kolay değil.

Aslında Türkiye, dinî otoriteye bağlı çalışan okul modelinin daha sonra başka isteklere yol açacağından endişeli. Çünkü yasalara göre Türkiye’de dinî okullar devletin kontrolünde olmak zorunda. İmam hatipler de, ilahiyatlar da, devletin dinî okul ihtiyacı karşısında vatandaşı için ürettiği formüller. Bu formülün azınlıklar için bozulmasını istemiyor devlet.

Gazetelere aksettiği kadarıyla Dışişleri Bakanı, Ruhban Okulu için İlahiyat Fakültesi bünyesinde faaliyet gösterilecek bir ara formül teklif etmiş. Bu yeni bir düşünce değil. Zaten Heybeliada’daki okul, Anayasa Mahkemesi’nin 1971 yılında özel dinî eğitim kurumlarını devletleştirme kararı üzerine kapatılmıştı. Fener Rum Patriği Bartholomeos da bu durumu iyi biliyor. O yüzden bakan ile görüşmeye avukatlarıyla birlikte gelmiş. Çünkü din adamı bulmakta sıkıntı çeken Rum vatandaşlarının bu problemi aşabilmesi için hükümetin hadiseye sıcak bakması yetmiyor; aynı zamanda hukukî engeli aşmak da gerekiyor.

Geçmişte defalarca gündeme gelen okul meselesi, tarafların restleşmesini andırmış ve hiçbir sonuç alınamadan tekrar buzdolabına kaldırılmıştı. Bu sefer durum sanki farklı. Hükümet kanadının hadiseye soğukkanlı yaklaşması ve Patrikhane’nin de hukukî problemleri göz önüne alarak çözüm yolları araması, somut bir sonuç doğurabilir.

Bir kere Türkiye, hadiseye fobilerle yaklaşmamalı. Topraklarımızda yüzyıllardır yaşayan bir azınlığın dinî isteklerine kıyamete kadar direnmek Osmanlı mirasçısı Türkiye’ye yakışmaz. Devlet, yasal zeminde nasıl olsa denetleme hakkına sahip, nasıl olsa illegal faaliyet yürütüldüğü takdirde gereken hukukî tahkikatı yapacak ve suç unsuru bir çalışmaya şahit olduğunda mahkemeler harekete geçecek. Nasıl olsa bu ülkenin –tıpkı bütün demokratik ülkelerde olduğu gibi– istihbaratı, polisi, müfettişi, yürütülen çalışmaları kontrol edecek.…

Türkiye 1971 şartlarını çoktan geride bıraktı. O gün yabancı statüsündeki okulların birçoğu kendine yasal bir zemin buldu ve eğitimine devam etti. Mesela Robert Koleji, 1971’de Boğaziçi Üniversitesi’ne devredildi. Daha sonra Arnavut Kız Lisesi ile birleşerek Özel Amerikan Robert Lisesi olarak faaliyetlerine devam etti. Bugün Türkiye 70’li yıllara göre daha modern, daha özgürlükçü ve daha gelişmiş bir ülkedir. Vakıf üniversitelerinin çatısı altında ara bir formül de bulunabilir belki.…

Bazı insanların bu konuya tahrik edici bir tarzla yaklaştığının farkındayım. Hatta zaman zaman İslamî argümanlara da başvuruluyor. Ancak İslam’ın diğer din mensuplarına tanıdığı özgürlükler ortada. Eğer çekinceler Türkiye’mizin milli çıkarlarının zedelenmesiyse, onun için gereken tedbirleri almak ve akıllı stratejiler üretmek hiç de zor değil. Stalin gibi dine temelden ters bakan bir lider bile 1943’te Moskova Patriklik makamına Sergius’u getirmişti. Komünizm, uluslararası Ortodoks dünyasında prestij kazanmak için böyle bir yola başvurmuştu. Dünya Ortodoksluğu merkezinin ülkemizde olması, avantaj mı, dezavantaj mı; bunu da iyi düşünmek gerekiyor.

Şahsi kanaatim şu ki, hem hükümet hem de Patrikhane probleme iyi niyetle yaklaşmak ve ortak bir noktada buluşmak zorunda. Hükümeti, aşamayacağı yollara zorlamak da doğru değil; asırlardır bu ülkede yaşayan insanların dinî isteklerine kulak tıkamak da.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: