İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Elif Şafak: Birgün bir Türk ile tanışırsan – radikal2

ELİF ŞAFAK

Her telden her demden her milletten kadın sanatçıları buluşturma iddiasıyla
yola çıkıp da, en nihayetinde gene ekseriyetle Batı’yı Batı ile buluşturmaktan çok da öteye gidemeyen bir konferansta tanıştım onunla. İlk oturumun konuşmacıları arasında en çok o milliyetçiliğin yücelerden yüce kıldığı her nevi öğretiyi sorgulamaktan yana ve sahi, ayrıntı bu ya, görmeden edemedim, baktım ilk oturumun konuşmacıları arasında bir tek onun gözleri kara. Siyah değil, ne de koyu, ne de kömür, zeytin ya da zifiri. Tek bir renk var bakışlarının ışıltısında: Kapkara gözleri, öylesine som ve duru. Tanıştığımızda önce candan başladı konuşmaya, sonra hafifçe durakladı Türk olduğumu duyunca.

Artık öğrendim. Artık gayet iyi biliyorum ki, Amerika’da bana nereden geldiğimi soranlara “Türkiye” cevabını verdiğimde, iki kalıbı çok sık duyuyorum karşılığında. Birinci kalıbı kullananlar, ilk heceyi uzatarak mümkün mertebe, “haaaaaaa!!! Türkiye” diyor. Ne söyleyeceklerini bilemediklerinden o anda, ha’nın ilk a’sı ile yedincisi arasında zaman kazanmaya çalışanlar bunlar. Benim cevabımı bana geri veriyorlar gene soru formatında. Alıyorum ben de. İkinci kalıbı kullananlar ise, “ha Türkiyeeee!!!” diyor. Burada vurgu, ha’dan ziyade ‘Türkiye’ kelimesinin üzerinde. Lafa böyle başlayanlar Türkiye hakkında bir ya da birden çok fikri olanlar genellikle. Onlar da benim cevabımı bana soru değil, ünlem formatında iade ediyor. Onu da alıyorum ben de.

Tecrübelerim bu minval üzre olunca, zannettim ki o da tekrarlayacak iki kalıptan birini. Oysa acaba hangisini diye beklerken, ne birinciyi seçiyor ne ikinciyi. Şaşırtıyor beni çünkü susuyor. Sonra başka şeylerden konuşuyoruz. Ayrılırken “bilmeni isterim” diyor, “anneannem ve dedem Boston’a Van’dan gelmişler. Mallarını, mülklerini, her şeylerini geride bırakarak. Şanslıymışlar, canlarını kurtarmışlar. Ailenin geri kalanı onlar kadar şanslı değilmiş, bütün sülaleden bir tek onlar hayatta kalmışlar”. “Bilmeni isterim” diyor, “tıpkı benim gibi, bütün kardeşlerimin
ve kuzenlerimin de ismi V ile başlar: Varteni, Vanuhi, Vanuş, Vardavar, Varsık, Vermineh. En küçük torun doğunca, kimileri Verjuhi koymak istemişler ismini, anneannem istememiş”.

Sizin yokluğunuzda…

Bana anlatacaklarından değil, anlatamayacaklarından ürkerek soruyorum isimlerin anlamını. “Varteni, gül ağacı demek,” diyor, “Verjuhi ise intikâm. Ben en büyükleriyim. Kardeşlerin ismi gülağacı ile başlar, ama intikam ile bitsin istememiş anneannem. O yüzden Verjuhi yok bizim ailede”.

“Beni üzen ne biliyor musun?” diyor, “Van’dan sağ çıkması tamamen mucize olan anneannem, kendisine yapılanlara, uğradığı insanlık dışı zulme ve onca acıya rağmen, gene de intikam ismini koydurmuyorsa torununa, isterdim ki bir adım da Türklerden gelsin, bunca sene sonra hiç olmazsa bugün.

İsterdim ki bir kez olsun biz sormadan onlar sorsun, bilmiyorlarsa da araştırsınlar geçmişi ve isimlerin hikâyelerini. İntikam isminin düşünülmesine sebep ne olabileceğini…”

“Varteni, çok sevdiğim bir roman var, Amerikalı bir Ermeni’nin hikâyesini anlatır. Yüzyıl başında Türkiye’de doğmuş ama toprağında yaşatılmamış, kendi evinde barındılmamış nice Ermeni’den biridir onun babası da. (Gerisini aklımda kaldığı kadarıyla naklediyorum, diyorum, eğer tastamam böyle değilse bile sözler, demek ki böyle yazmak istermişim ben yazsaydım eğer.) Romanın kahramanı şöyle bir soru sorar babasına: Eğer bir gün bir Türk ile tanışırsan sana ne söylemesini bekler, ne duymak isterdin ondan? Babası yanıtlar: Bir gün bir Türk ile tanışırsam, isterdim ki hiç olmazsa şunu söylesin bana. Desin ki, benim yaşadığım memleket daha az yaşanılası bir yer oldu senin yokluğunda”.

“Siz gittikten sonra Varteni, daha az yaşanılası bir yer oldu benim memleketim. Bir de daha sessiz eskisinden. Çünkü huyumuzdur, böyle öğrendik büyüklerimizden, duyulmasını istemediğimiz sesleri, başka başka seslerle değil, sessizlik ile boğarız biz. Bu yüzden işte Varteni, bu yüzden geçmişi ve bir türlü geçip gitmeyenleri konuşamaz, konuşanların da seslerinin kendiliğinden kısılmasını bekleriz, tabii eğer biz tıkamamışsak daha evvel tıkacı ağızlarına”. Varteni’nin gözleri kapkara, öylesine som ve duru. Varteni’nin ismi gül ağacı. Varteni’nin anneannesi ölmüş. İntikam hissi uyandırmamak için torunlarında, sırları ve acısıyla beraber gömülmüş.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: